Özgün Metin

Çünki ʿAbdü’l-ḥayya virildi ḳażā-yı Aġlasun
Ol yir ehli ölüsin ḳosun dirisin aġlasun

Günümüz Türkçesiyle

1. Ağlasun kadılığı Abdülhay'a verildiğine göre, o yerin halkı ölüsünü bıraksın, dirisi için ağlasın. Yani yeni kadının elinde yaşayanların hâli ölülerinkinden daha acınacak olacaktır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Beyit tek başına söylenmiş bir müfreddir. İki mısra "Aġlasun" ve "aġlasun" kelimeleriyle biter: ilki kasabanın adı, ikincisi "ağlasın" fiilidir. Bir önceki Tursun beytinde olduğu gibi kafiye, aynı kelimenin iki anlamda kullanılmasına, yani cinas-ı tâma dayanır. Tezkire neşri vezni göstermez; mısralar fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün kalıbına uygun düşer, bu tespit bizimdir. Ne zaman söylendiği bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Beyit iki isim üzerine kurulmuş bir hicivdir. Birincisi kasabanın adıdır: Ağlasun, Hamîdili sancağına bağlı bir kazadır ve adı Türkçede "ağlasın" diye okunabilir. Seyfî bu rastlantıyı kasaba halkına bir öğüde çevirir. İkincisi yeni kadının adıdır: Abdülhay, "Hayy olanın kulu" demektir ve Hayy, Tanrı'nın "diri, daima yaşayan" anlamındaki ismidir. İkinci mısradaki "ölü" ile "diri" karşıtlığı bu ada gizli bir göndermedir: adı "diri"yi taşıyan kadı geldiğine göre, halk ölülerine değil, onun elinde kalacak dirilerine ağlamalıdır. "Ölüsin ḳosun dirisin aġlasun" söyleyişi, ölüye ağlamayı bırakıp yaşayanın hâline yanmayı anlatan bir halk deyişini hatırlatır; bu benzerlik bizim gözlemimizdir. Tezat (ölü-diri), cinas (Ağlasun-ağlasun) ve isimle yapılan ima birlikte, iki mısralık bir beyitte sert bir yergi oluşturur.

Tarihî Bağlam

Âşık Çelebi'ye göre beyit, Isparta-zâdelerden Abdülhay adlı birine Hamîdili'nde Ağlasun kadılığı verildiğinde söylenmiştir. Neşrin dipnotuna göre "Ḥamīdili'nde" kelimesi F nüshasında yoktur. Abdülhay hakkında başka bir bilgi verilmez ve beytin ona karşı bir kişisel husumetten mi, yoksa kadılığa lâyık görülmeyen birinin atanmasına duyulan tepkiden mi doğduğu bilinmiyor. Seyfî de bir kadı olduğu için beyit, meslektaşlarından birinin liyakatini sorgulayan bir iç eleştiri gibi okunabilir. Tezkireci bu beyti Tursun beytinin ardından, Seyfî'nin nükteli ve dilini sakınmayan tabiatının bir başka örneği olarak verir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar