Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
‘Āşıḳ oldur kim rıżā-yı yār aña maḳṣūd ola
Her ne kim ma‘şūḳ iderse luṭfdan ma‘dūd ola
Odlara yaḳsañ beni kūyuñda ṣanma k’incinem
İstemezven līk işigüñde senüñ kim dūd ola
Şol ḳadardur dilde tīrüñ kim aransa topraġum
Ḥaşre dek andan çıḳan peykān-ı ḫūn-ālūd ola
Ḳanda ḳonsañ ḫargehüñ dūd-ı dil-i ‘uşşāḳdan
Çarḫ-ı nīlī gibi ey meh lāciverd-endūd ola
Yārı ḫoşnūd itmege sa‘y it ki Ḥaḳ ḫoşnūd olur
Ca‘ferā bir bendeden kim ṣāḥibi ḫoşnūd ola
Günümüz Türkçesiyle
1. Âşık odur ki tek amacı sevgilinin rızası olsun; maşuk ne yaparsa yapsın, onu lütuftan saysın.
2. Beni senin mahallende ateşlere yaksan incineceğimi sanma; yalnız şunu istemem: eşiğinde (benden yükselen) bir duman olmasın. (Âşık yanmaktan değil, dumanının sevgilinin kapısını kirletmesinden çekinir.)
3. Gönlümde senin okun o kadar çoktur ki toprağım (mezarım) eşilse, mahşer gününe kadar oradan kana bulanmış temrenler (ok uçları) çıkar.
4. Ey ay yüzlü, çadırını nereye kursan, âşıkların gönlünden yükselen dumanla, mavi gök kubbesi gibi lacivert renge boyanır.
5. Ca'fer, sevgiliyi hoşnut etmeye çalış; çünkü sahibi hoşnut olan bir kuldan Hak da hoşnut olur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Bir Tarifle Açılan Gazel
Divanın gazeller bölümü bir tanımla başlar: "Âşık oldur kim…" İlk beyit, âşığın kim olduğunu bir hüküm cümlesiyle söyler ve bütün gazeli bu hükmün açıklamasına çevirir. Sevgilinin her davranışını lütuf saymak, ona yönelen her acıyı kabul etmek, divan şiirinde rıza ve teslimiyet diye bilinen tavırdır. Câfer Çelebi bu tavrı ikinci beyitte en uç noktasına götürür: sevgili onu mahallesinde ateşe atsa bile şikâyet etmez, kaygısı yalnızca yanarken çıkan dumanın sevgilinin eşiğini kirletmesidir. Kendi acısı umurunda değildir; sevgilinin rahatsız olma ihtimali onu korkutur.
Beyitler "-ūd" sesinde kafiyelenir, "ola" redifiyle kapanır: maḳṣūd, ma‘dūd, dūd, ḫūn-ālūd, lāciverd-endūd, ḫoşnūd. Kafiyelerden biri olan "dūd", yani duman, ikinci beyitte âşığın yanışından, dördüncü beyitte bütün âşıkların gönlünden yükselir ve şiirin içinde bir imge zinciri kurar. Dördüncü beyitte bu duman o kadar çoğalmıştır ki sevgilinin çadırını gökyüzü gibi laciverde boyar. Çadır (ḫargeh) ile gök kubbe arasındaki benzerlik divan şiirinde sık kullanılır; burada kubbeyi boyayan şey yıldızlar değil, âşıkların ahının dumanıdır. Üçüncü beyit ise abartıyı ölüm sonrasına taşır: âşığın mezarı kazılsa kıyamete kadar sevgilinin kanlı ok uçları çıkacaktır.
Kul, Sahip ve Hak
Son beyit gazeli dinî bir ölçüye bağlar. "Ḫoşnūd" kelimesi tek beyitte üç kez geçer ve kul (bende) ile sahibi (ṣāḥib) arasındaki ilişkiden Allah'ın hoşnutluğuna doğru bir basamak kurulur. Sevgiliyi hoşnut etmek, sahibini hoşnut eden kulun Hak katında kazandığı rızaya benzetilir. Câfer Çelebi'nin Heves-nâme'deki "Ser-i Sühan" bölümünde mecazi aşkı Hakk'a giden yolun köprüsü sayan beyitleri vardır; bu gazelin son beyti de aynı düşüncenin kısa bir söyleyişi gibi durur. Yine de beyit bir vaaz tonuna girmez, bir öğüt kalıbı içinde âşığın kendine verdiği bir telkin olarak kalır.
İkinci beytin "İstemezven" kelimesi, eski Anadolu Türkçesindeki "-vEn" birinci teklik şahıs ekiyle kurulmuş bir biçimdir ve "istemem" anlamına gelir. Nüshalar bu gazelde iki yerde ayrılır. Erünsal'ın tezinde kaydedildiği üzere Hâlet Efendi nüshası üçüncü beyitte "tīrüñ" (okun) yerine "derdüñ" (derdin) yazar; Paris nüshasında ise dördüncü beytin "ey meh" (ey ay) hitabı "ebr-i" olmuştur ve bu okuyuş gökle bulutu birbirine yaklaştırır. Beş nüshaya giren gazeli Edirneli Nazmî nazire mecmuasına almamıştır.
Kaynakça
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 314-315, gazel no. 1. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 1 (nüsha yerleri ve farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar






