Özgün Metin

Vezin: Mef'ûlü Fâ'ilâtü Mefâ'îlü Fâ'ilün

Zencîr-i zülf ü çâh-ı zeneḫdâna dil düşüp
Bir gözi yaşlu sâ’il-i zindân olup gezer
Bilmez ki niçe azıda aġyârı gezdirüp
Gören ṣanur Zemâniyi segbân olup gezer

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül, sevgilinin zülfünün zincirine ve çene çukurunun kuyusuna düştü; şimdi bir gözü yaşlı zindan dilencisi olup dolaşıyor.

2. Onun rakipleri ne kadar azgınlıkla peşinde gezdirdiğini bilmeyen, Zemânî'yi görünce onu av köpeklerini gezdiren bir segban sanır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Elimizdeki iki beyit, "olup gezer" redifli bir gazelin parçasıdır; kafiye "zindân" ile "segbân" kelimelerindeki "-ân" sesidir. İlk mısralar kafiyesiz olduğu için iki beyitten hiçbiri matla değildir; ikincisi mahlasın geçtiği maktadır. Gazelin geri kalanı bilinmiyor. Beyitler Âşık Çelebi'nin tezkiresinde, Zemânî maddesinde "Eş'âr-ı û" (onun şiirleri) sözüyle verilir. Kınalızâde ve Beyânî yalnız ikinci beyti aktarır ve redifi "olup gider" diye okur; beytin ilk mısraını da "Bilmez ki kasdı âzîde agyâr gezdirüp" (Kınalızâde) ya da "Bilmez ki kasdı âzide agyârı gezdürüp" (Beyânî) biçiminde verir. Neşir vezni göstermez; mısralar mef'ûlü fâ'ilâtü mefâ'îlü fâ'ilün kalıbına uyar, bu tespit bizimdir. Ne zaman ve kime söylendiği bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

İlk beyit, divan şiirinin bilinen bir imge zincirini kurar. Sevgilinin kıvrım kıvrım zülfü âşığın gönlünü bağlayan bir zincir, çenesindeki çukur ise içine düşülen bir kuyudur. Zincir, kuyu ve zindan kelimeleri arasındaki uyum bir tenasüp örneğidir ve Hz. Yusuf'un önce kuyuya atılıp sonra zindana düşmesini de hatırlatır. Zincire vurulmuş gönül, zindandan çıkıp gözü yaşlı bir dilenci gibi sokak sokak dolaşır. "Sâ’il-i zindân" sözü, zindandakiler için dilenen ya da zincirli olarak dilenen mahpusu düşündürür; bu yorum bizimdir.

İkinci beyitte şair kendi mesleğiyle oynar. Âşık sevgilinin kapısından ayrılmaz, rakipler de onun peşinden gelir; dışarıdan bakan, bu kalabalığın başında yürüyen Zemânî'yi köpeklerini gezdiren bir segban sanır. Böylece rakipler av köpeklerine benzetilmiş olur. Zamânî'nin Şehzade Mustafa'nın sarayında segbanların kâtibi olduğu hatırlanınca beyit bir iç şakası niteliği kazanır. Mısradaki "azı" kelimesi nüshalarda farklı yazılmıştır ve anlamı kesin değildir; "azgın, azılı" anlamıyla okunabilir, Âşık Çelebi'nin F nüshası ise "azdura" okur. Kınalızâde ve Beyânî'deki "kasdı" okuyuşunda mısra "rakipleri hangi maksatla gezdirdiğini bilmeyen" anlamına gelir.

Tarihî Bağlam

Âşık Çelebi bu beyitleri, şairin "kulağa çalınmamış anlamlar bulmaya düşkün" olduğunu söyleyip Celâlzâde adına yazdığı kasideyi andıktan sonra verir; segban benzetmesi bu tarifin örneği gibidir. Şairin hayatı, şehzadenin Amasya'daki maiyetindeki yeri ve akıbeti hakkındaki farklı rivayetler için Zamânî Mahmud Çelebi yazısına bakılabilir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar