Zamânî Mahmud Çelebi, Şehzade Mustafa'nın Amasya'daki kapı halkı arasında yer almış, şehzadenin segbanlarının kâtipliğini yapmış ve onun meclisinde musahip olarak bulunmuş bir XVI. yüzyıl şairidir. Tezkireler mahlasını "Zemânî" diye yazar ve onu Edirneli sayar; ilk mahlasının Semâ'î olduğunu da kaydeder. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar ise Amasya Tarihi'nde onu "Zamânî Mahmud Çelebi" adıyla şehzadenin kâtip musahipleri ve Kanuni devrinde ün kazanan Amasyalı şairler arasında anar. Şehzadenin 1553'te öldürülmesinden sonra ortadan kaybolan şairin akıbeti hakkında kaynaklar birbirini tutmaz. Âşık Çelebi'nin tezkiresi ondan bir matla ile bir gazelden iki beyit korumuştur; bu beyitler kategorinin ayrı sayfalarında verilmiştir.

Hüsameddin'in Kayıtları

Hüsameddin, Amasya Tarihi'nin adlarını harf sırasıyla verdiği kişiler bölümünde Zamânî'ye ayrı bir madde ayırmaz. Şairin adı eserin üç yerinde, Şehzade Mustafa'nın Amasya'daki çevresi anlatılırken geçer. Üçüncü ciltte şehzadenin Amasya valiliği anlatılırken şöyle der:

A'yânzâdeler'den Hacı Beyzâde Edâyî Bey, zümre-i küttâbdan Zamânî Mahmûd Çelebi ve Emânî Mehmed Çelebi musâhibleriydi. Bunlar meşâhîr-i şu'arâdan idiler.

Günümüz Türkçesiyle: Ayan çocuklarından Hacıbeyzâde Edâyî Bey ile kâtipler zümresinden Zamânî Mahmud Çelebi ve Emânî Mehmed Çelebi şehzadenin musahipleriydi; bunlar tanınmış şairlerdendi. Birinci ciltte, şehzadenin Amasya'da yaptırdığı yazlık köşkü anlatırken ünlü ediplerden "Hamdî, Zamânî, Edâyî" gibi şairlerin onun nedimliğinde bulunduğunu söyler. Aynı ciltte Amasya'nın yetiştirdiği şairleri dönem dönem sayarken de "Ânî, Hızrî, Zamânî, Fikrî ve Edâyî" gibi Amasyalı şairlerin Kanuni Sultan Süleyman devrinde zamanın bilginleri nezdinde beğenilip ün kazandığını yazar.

Hayatı

Şairin hayatı hakkındaki asıl bilgiyi Âşık Çelebi verir. Meşâ'irü'ş-şu'arâ'daki maddesi şöyledir:

Adı Maḥmûd'dur. Maḫlaṣı evvel Semâʿî idi ṣoñra Zemânî oldı. Mevlidi Ergene ve menşe'i Edirne'dür. Ṭarîḳ-i ʿilme sülûk idüp mevâlî-i ʿiẓâm ḫıdmetinde sülûkı müntehî oldı. Baʿdehu taḥvîl-i ṭarîk itdi, Sulṭân Muṣṭafâ ḳullarından oldı. Sehl zemânda segbânları kâtibi olup maḳbûllerinden oldı. Merḥûm-ı merḳûmuñ fetretinden ṣoñra belürmedi. Bir defʿa Edirne'de gördüm baʿdehu zemânı vü mekânı maʿlûm olmadı. Niçe zemân oldı Rûmili beglerbegisi Aḥmed Paşa'ya ilticâ vü intisâb idüp sâye-i saʿâdetinde zeʿâmet ile behremend ü kâm-rân oldı. Ṭabʿı şiʿre ḫaylî mülâyim ve gûşe ṭoḳınmaduḳ kûşeler bulmaġa müdâvim idi. Hüner-redîf ḳaṣîdesi vardur Nişâncı Celâl-zâde adına.

Günümüz Türkçesiyle: Adı Mahmud'dur. Önce Semâ'î mahlasını kullanıyordu, sonra Zemânî oldu. Doğum yeri Ergene, yetiştiği yer Edirne'dir. İlim yoluna girdi ve büyük mollaların hizmetinde bu yolun sonuna kadar ilerledi. Ardından yolunu değiştirdi ve Sultan Mustafa'nın kulları arasına girdi. Kısa zamanda onun segbanlarının kâtibi olup gözdelerinden biri oldu. Merhumun fetretinden, yani öldürülmesiyle gelen karışıklıktan sonra ortaya çıkmadı. Bir kez Edirne'de gördüm, ondan sonra nerede ve nasıl olduğu bilinmedi. Uzun zaman sonra Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'ya sığınıp intisap etti ve onun himayesinde bir zeamete kavuşarak muradına erdi. Tabiatı şiire oldukça yatkındı ve kulağa çalınmamış, kimsenin bulmadığı anlamlar aramayı sürdürürdü. Nişancı Celâlzâde adına "hüner" redifli bir kasidesi vardır.

Segbanlar, adı Farsça "köpekçi" anlamına gelen ve şehzade sarayında av köpeklerine bakan görevlilerdi; Zamânî'nin onların kâtibi olması, şehzadenin kapı halkı içinde kalemle iş gören bir görevde bulunduğunu gösterir. Âşık Çelebi'nin anlattığına göre şair önce medrese yolundan ilerlemiş, büyük mollaların yanında dânişmend olarak bulunmuş, sonra bu yolu bırakıp şehzadenin hizmetine girmiştir. Tezkirecinin onu Edirne'de bir kez gördüğünü söyleyen cümlesi neşrin dipnotuna göre bazı nüshalarda yoktur. Celâlzâde Mustafa Çelebi adına yazdığı kaside bugüne ulaşmamıştır; Âşık Çelebi kaside hakkındaki sözünün ardından "Hak bu kim anı gören dir âferîn üstâdına" mısraını verir, ancak bu mısraın kasideden mi alındığı, yoksa tezkirecinin övgüsü mü olduğu metinden açıkça anlaşılmaz. Bu yüzden mısra burada şairin şiiri olarak sayılmamıştır.

Kınalızâde Hasan Çelebi, Zamânî'yi "Zemânî-i Sânî" başlığıyla, aynı mahlaslı daha eski bir Edirneli şairden ayırarak verir. Onun anlatımına göre şair Edirneli, adı Mahmud ve ilk mahlası Semâ'î'dir; makam ve mansıp hevesi onu dânişmendlikten ayırıp Şehzade Mustafa'nın hizmetine yöneltmiştir. Şehzadenin öldürülmesiyle divan erkânı "dilberlerin kâkülü gibi" darmadağın olunca o da gözden kaybolmuştur. Kınalızâde de onun tabiatının şiire yatkın olduğunu ve sürekli şiir söylediğini ekler. Beyânî ise onu dânişmend iken şehzadenin kapısında kâtip olmuş biri olarak tanıtır ve şehzadenin katli üzerine divan erkânı dağıldığında "ömrünün zamanı sona erip" yok olduğunu yazar.

Amasya ile Bağı

Zamânî'yi Amasya'ya bağlayan, Şehzade Mustafa'nın Amasya yıllarıdır. Şerafettin Turan'ın TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki "Mustafa Çelebi" maddesine göre şehzade 21 Safer 948 (16 Haziran 1541) tarihinde Manisa'dan Amasya'ya gönderilmiş ve 27 Şevval 960 (6 Ekim 1553) günü Konya Ereğlisi yakınındaki Aktepe ordugâhında boğdurulmuştur. Tezkireler Zamânî'nin şehzadenin hizmetine hangi yıl ve hangi şehirde girdiğini söylemez; ancak şairin "fetret"e kadar şehzadenin yanında kaldığı ve bu yılların büyük kısmını Amasya'da geçirdiği açıktır. Hüsameddin'in onu şehzadenin Amasya'daki musahipleri ve nedimleri arasında sayması bu bilgiyle uyuşur. Şehzade Mustafa'nın Amasya'daki şair çevresi, Zamânî'nin beyitleriyle birlikte, Şehzade Mustafa (Muhlisî): Şiirleri ve Amasya Çevresindeki Şairler yazısında da anlatılmıştır.

Şiiri

Zamânî'nin bir divanı olduğuna dair kayıt yoktur. Şiirlerinden bugüne üç beyit kalmıştır ve bunlar Âşık Çelebi'nin tezkiresindedir: "Zencîr-i zülf ü çâh-ı zenehdâna dil düşüp" diye başlayan bir gazelden iki beyit ile "Nigâruñ hâtırı hattı ucından pür-gubâr ancak" matlaı. Kınalızâde ve Beyânî bu matla ile ikinci beyti, birkaç kelimesi farklı olarak, yeniden aktarır. İki beyitlik parçada şair kendi mesleğiyle oynar: rakipleri peşinde gezdiren âşığı görenler onu av köpeklerini gezdiren bir segban sanır. Âşık Çelebi'nin "kulağa çalınmamış anlamlar aramaya düşkün" diye tarif ettiği tabiat, bu nükteli buluşta açıkça görülür. Beyitler bu kategoride ayrı yazılar olarak yer alır.

Kaynakların Durumu

Zamânî hakkındaki kaynaklar iki noktada birbirinden ayrılır. Birincisi memleketidir. Âşık Çelebi, Kınalızâde ve Beyânî şairi Edirneli sayar, Âşık Çelebi doğum yerini de Ergene olarak verir. Hüsameddin ise onu Kanuni devrinde ün kazanan "Amasyalı şuarâ" arasında anar. Hüsameddin'in şair hakkında ayrı bir madde yazmaması ve onu yalnız şehzadenin çevresi içinde anması, bu nitelemenin şairin Amasya'daki hizmetinden doğduğunu düşündürür; bu bir çıkarımdır. Kaynaklarda Zamânî'nin Amasya'da doğduğunu ya da bir Amasya ailesinden geldiğini gösteren bir bilgi yoktur.

İkinci ayrılık şairin akıbetindedir. Âşık Çelebi onun şehzadenin ölümünden sonra kaybolduğunu, bir kez Edirne'de görüldüğünü ve çok sonra Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa'nın himayesinde bir zeamete kavuştuğunu söyler. Kınalızâde yalnız ortadan kaybolduğunu yazar. Beyânî'nin "ömrünün zamanı sona erdi" sözü ise mahlasla yapılmış bir söz oyunudur, ama şairin şehzadeyle birlikte ya da hemen ardından öldüğü izlenimini verir ve Âşık Çelebi'nin anlattıklarıyla çelişir. Âşık Çelebi şairi bizzat tanıyan bir çağdaş olduğu için onun anlatımı daha güvenilir görünür.

Aynı mahlası taşıyan başka şairler de vardır. Latîfî'nin tezkiresindeki Zamânî, I. Selim devrinin sonlarında genç yaşta ölen, güzelliğiyle tanınan ve "Kız Memi" lakabıyla anılan başka bir Edirnelidir; Ahmed Paşa'nın "âteş" redifli gazeline yazdığı nazire ile bilinir. Kınalızâde de bu şairi "Zemânî" başlığıyla, bizim şairimizi ise "Zemânî-i Sânî" başlığıyla ayırır. Âşık Çelebi'nin bazı nüshalarında Zemânî maddesi, hemen ardından gelen İstanbullu Zemînî Mahmud'un maddesiyle karışmıştır; neşrin dipnotu bir nüshada Zemînî başlığının hiç bulunmadığını kaydeder. İki şairin de adının Mahmud olması bu karışıklığı kolaylaştırmıştır.

Kronoloji

21 Safer 948 (16 Haziran 1541): Şehzade Mustafa Manisa'dan Amasya'ya gönderilir.

27 Şevval 960 (6 Ekim 1553): Şehzade Mustafa, Konya Ereğlisi yakınındaki Aktepe ordugâhında öldürülür; Zamânî ortadan kaybolur.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar