Amasya'nın edebiyat meclislerinde âyanın beğenisini kazanan şairlerden biri, mesleği kadılık olan Ziyâüddîn Mehmed Efendi'ydi. XVIII. yüzyılda yaşadı ve "Ziyâ" mahlasıyla yazdı. Dedesi Nu'mân Ağa, Amasyalı Ömer Paşa'nın ağalarındandı; aile adını, "Nu'mânzâde"yi, bu dededen alır. İlim ve edep tahsil ettikten sonra kadılık yoluna girmiş, naiplik görevlerinde ustalaşarak kadı olmuş ve 1151 (1738-39) yılından sonra ölmüştür. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar onu bilgili, hoş sohbet bir şair olarak anar; şiirlerinden ise bugüne hiçbir şey kalmamıştır.

Kaydın Metni

Ziyâüddîn Mehmed Efendi-Nu'mânzâde. Amasyalı Ömer Paşa'nın Ağalarından Nu'mân Ağa'nın oğlu oğludur. Tahsîl-i ilim ve edeb edib kazâya sülûk etdi. Kazâ niyâbetlerinde kesb-i meleke ederek kadı oldu. Amasya mecâlis-i edebiyyesinde a'yânın nazar-ı takdîrini celbedip hayli iştihâr ve 1151 sâlinden sonra azm-i dârü'l-karar etdi. "Ziyâ" mahlasıyla eş'ârı vardır. Âlim, şâir hoş-sohbet, edîb idi.

Günümüz Türkçesiyle: Amasyalı Ömer Paşa'nın ağalarından Nu'mân Ağa'nın torunudur. İlim ve edep tahsil ederek kadılık mesleğine girdi. Kadı naipliklerinde tecrübe kazanıp kadı oldu. Amasya'nın edebiyat meclislerinde ileri gelenlerin takdirini kazanarak epeyce ün yaptı ve 1151 yılından sonra öbür dünyaya göçtü. "Ziyâ" mahlasıyla şiirleri vardır. Âlim, şair, hoş sohbet ve edip biriydi.

Naiplikten Kadılığa

Madde, Ziyâüddîn'in meslek hayatını tek bir çizgiyle anlatır: kadılığa "sülûk", niyabetlerde "kesb-i meleke", sonunda kadılık. Naip, bir kadının yerine ya da onun yanında davalara bakan vekildir. Hüsameddin'in "meleke" sözü, Ziyâüddîn'in kadılığa bu vekâletlerde edindiği tecrübeyle, işi el yatkınlığıyla öğrenerek yükseldiğini anlatır. Ziyâüddîn'in hangi kazalarda naiplik ve kadılık yaptığı, kaç yıl görevde kaldığı maddede yer almaz.

Hangi Ömer Paşa

Ailenin bağlı olduğu "Amasyalı Ömer Paşa"nın kim olduğu belli değildir. Hüsameddin'in eserinde bu sıfata uyan birden çok vezir ve beylerbeyi vardır. Bunlardan biri, 1074-1077 (1664-1667) arasında Mısır valiliği yapmış ve 1102'de (1690-91) ölmüş olan Hacı Efendizâde Ömer Paşa'dır. Bir başkası, eski Anadolu valisi vezir Ömer Paşa'dır; Bekir Beyzâde diye anılan bu ailenin oğlu Osmân Bey, XVIII. yüzyılın başlarında Amasya'nın baş âyanlarındandı. Torunu 1151'den sonra ölen bir kişinin dedesi XVII. yüzyılın ikinci yarısında bir paşanın ağası olabilir; iki paşa da bu zamana uyar. Kaynak hangisini kastettiğini söylemediği için bu soru açık kalmaktadır.

Amasya'nın Edebiyat Meclisleri

Ziyâ'nın ününü kadılığından çok "Amasya mecâlis-i edebiyyesi"ne borçlu olduğu anlaşılıyor. Hüsameddin'in sözü, âyanın bu meclislerde şairleri dinleyip değerlendirdiğini, beğendiklerini öne çıkardığını gösterir. Onun yaşadığı yıllarda Amasya'da bu türden en tanınmış toplantı, haftada bir gün şehrin âlimlerini ve şairlerini konağında ağırlayan Rahtuvan Paşazâde İlmî İbrâhim Bey'in meclisiydi; İbrâhim Bey 1143'te (1730-31) sürgünde öldü. Ziyâ'nın bu meclise katılıp katılmadığı kaydedilmemiştir, ama "a'yânın nazar-ı takdîri" sözü onu bu çevrenin içine yerleştirir.

Şiiri

Ziyâ'nın şiirlerine ulaşılamamıştır. Yine de Hüsameddin'in cümlesi geniş zamanla kurulmuştur: "eş'ârı vardır." Bu söz, kendi zamanında şiirlerin bir mecmuada ya da elindeki bir derlemede durduğunu düşündürebilir; ancak maddeye hiçbirini almamış, nerede olduklarını da söylememiştir. Hakverdioğlu, Amasya Tarihi'nin şairlerini sıralarken mahlası parantez içinde vererek onu "Ziyâüddîn Mehmed Efendi-Nu'mânzâde (Ziya)" diye kaydeder.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar