Âzerî İbrâhim Efendi, XVI. yüzyılın sonu ile XVII. yüzyılın başında Amasya'da yaşamış bir âlim, kâtip, hattat ve şairdir. Mahkeme başkâtipliği, Torumtay Medresesi müderrisliği ve birkaç kez Amasya naipliği yapmış, sonra küçük kasabalarda kadılık etmiş, 1025 (1616) dolaylarında ölmüştür. Hakkındaki bilgi Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'ndeki maddeye ve o maddede aktarılan, bugün kayıp olan Abdî Efendi tezkiresinden alınmış bir kıtaya dayanır. Aynı mahlası taşıyan ve daha tanınmış olan Muallimzâde Âzerî İbrâhim Çelebi ile karıştırılmaması gerekir; iki şair arasındaki fark aşağıda ayrı bir bölümde gösterilmiştir.

Âzerî, Amasya'da "edebin dört unsuru" diye anılan dört şairden biridir. Mahlası "ateş" anlamına gelen "âzer" kelimesinden türemiştir; dostları Âbî (su), Türâbî (toprak) ve Hevâyî (hava) ile birlikte eski tabiat anlayışının dört unsurunu karşılarlar. Ondan bugüne kalan tek şiir, Âbî Mehmed Çelebi ile yaptığı mahlas atışmasının ilk yarısı olan dört mısralık bir kıtadır. Bu kıta bu kategoride ayrı bir yazıda özgün metni, günümüz Türkçesiyle aktarımı ve yorumuyla verilmiştir.

Hüsameddin'in Maddesi

Madde Amasya Tarihi'nin altıncı cildinde, şahısların ad sırasıyla dizildiği bölümde "Âzerî İbrâhim Efendi-Kâtip" başlığıyla yer alır. Özgün metin şöyledir:

Âzerî İbrâhim Efendi-Kâtip Amasyalı Ateş Ali Ağa demekle meşhûr bir sipâhi oğludur. Amasya ulemâsından ve hâssaten Müfessir Ahmed Efendi'den ahz-ı ulûm etdi. Hattât-ı meşhûr Hüseyin Efendi'den hutût-ı mütenevvi'ayı aldı. Ders-i âm olduğu esnâda mahkeme baş-kâtibi, ba'dehû Torumtay Medresesi müderrisi, birkaç defa Amasya nâibi olarak temâyüz etdi. 1017'de kitâbet ve niyâbetden azledilip sonra kasabâta kadı oldu. 1025 hudûdunda vefât eyledi. Âlim, kâtip, şâir, ta'lik-nüvîs bir hattât idi. Abdî Efendi Tezkiresinde Âzerî'nin Âbî ile mulâtafe ve mufâharesine dâ'ir şu kıt'alarını yazıyor.

Günümüz Türkçesiyle: Amasyalı Ateş Ali Ağa diye tanınan bir sipahinin oğludur. Amasya âlimlerinden, özellikle Müfessir Ahmed Efendi'den ilim aldı. Ünlü hattat Hüseyin Efendi'den çeşitli yazı türlerini öğrendi. Ders okutma yetkisi aldığı sırada mahkeme başkâtibi, ardından Torumtay Medresesi müderrisi oldu ve birkaç kez Amasya naibi olarak öne çıktı. 1017'de (1608-09) kâtiplik ve naiplikten azledildi, sonra kasabalarda kadılık yaptı. 1025 (1616) dolaylarında öldü. Âlim, kâtip, şair ve talik yazan bir hattattı. Abdî Efendi tezkiresinde, Âzerî'nin Âbî ile şakalaşmasına ve övünme yarışına dair şu kıtalarını yazar.

Hayatı

Âzerî'nin doğum tarihi bilinmiyor. Babası, Amasya'da "Ateş Ali Ağa" diye tanınan bir sipahiydi, yani tımar geliriyle geçinen bir atlı askerdi. Oğlunun "ateş" anlamına gelen bir mahlas seçmesi bu lakapla dikkat çekici biçimde örtüşür; ancak Hüsameddin mahlasın sebebini açıklamaz ve bu bağ bizim gözlemimizdir. Âzerî ilmini Amasya'da aldı. Hocası olarak özellikle anılan Müfessir Ahmed Efendi, Hüsameddin'e göre Sultan Bayezid Camii'nde yıllarca ders vermiş, Halfet Gazi, Atabek, Hüseyniye ve Mehmed Paşa medreselerinde müderrislik etmiş, kendisine teklif edilen müftülük ve kadılığı kabul etmeyip caminin kürsü şeyhliğinde Beyzâvî tefsirini okutmuş bir âlimdi. Müfessir Ahmed Efendi'nin hayatı sitede Hüsameddin'in maddesinin aktarımında okunabilir.

Âzerî hat sanatını da öğrendi. Hüsameddin'in "hattât-ı meşhûr" diye andığı Hüseyin Efendi'den çeşitli yazı türlerini aldı ve özellikle talik yazısında ustalaştı. Ders-i âm, yani ders okutma yetkisine sahip bir âlim olduğu yıllarda Amasya mahkemesinin başkâtibiydi. Ardından Torumtay Medresesi'ne müderris oldu ve birkaç kez Amasya kadısının vekili, yani naibi olarak görev yaptı. Bir medrese hocasının aynı zamanda mahkeme kalemini yönetmesi, Âzerî'nin hem ilim hem kitabet işinde güvenilen biri olduğunu gösterir.

1017 (1608-09) yılında kâtiplikten ve naiplikten azledildi. Azlin sebebi maddede yazılmaz. Sonra "kasabât", yani küçük kasabalar kadısı oldu; hangi kasabalarda görev yaptığı belirtilmez. 1025 (1616) dolaylarında öldü. Ölüm yeri ve mezarı hakkında bilgi yoktur.

Amasya ile Bağı ve Edebî Çevresi

Âzerî Amasyalıdır; bir Amasya sipahisinin oğludur, ilmini Amasya'da almış, mahkemesinde, medresesinde ve naipliğinde Amasya'ya hizmet etmiştir. Edebî çevresi de şehrin çevresidir. Bu çevreyi tanıtan Abdî Efendi, Amasya şairlerini toplayan bir tezkire yazmış ve 1087 (1677) yılında ölmüştü. Hüsameddin tezkirenin bir nüshasını ele geçirdiğini, ama nüshanın yandığını yazar. Tezkireden kalan parçalar sitede Abdî Efendi tezkiresi yazısında toplanmıştır.

Abdî Efendi'nin Âbî Mehmed Çelebi maddesinde aktarılan sözüne göre, Âbî'nin Âzerî, Türâbî ve Hevâyî ile sohbetleri ve şakalaşmaları vardı ve bu dörde "anâsır-ı erbaa-i edeb", yani edebin dört unsuru denirdi. Âbî beytülmal kâtibi ve güzel yazılı bir şairdi, 1039'da (1629-30) öldü. Türâbî Mustafa Efendi'yi Hüsameddin de ayrıca "Amasya'nın anâsır-ı edebinden biri" diye anar. Hevâyî'nin kim olduğu ise belli değildir. Hüsameddin, beytülmal kâtibi ve divan kâtibi olup 1026 dolaylarında ölen Yeniçerizâde Âhî İbrâhim Efendi'nin maddesinde de onun "Kelâmî, Âzerî, Turâbî gibi şu'arâ ve fuzalâ ile müsâhabât ve müşâ'arâtı" olduğunu, yani bu şairlerle sohbet edip şiir alışverişinde bulunduğunu yazar. Böylece Âzerî'nin, kâtiplerden ve medrese hocalarından oluşan, birbirine şiirle takılan bir dost çevresinin içinde yaşadığı anlaşılır. Âzerî'nin öldüğü 1025 yılı göz önüne alınırsa bu meclisin XVII. yüzyılın ilk on beş yılı içinde, belki daha önce, bir arada bulunduğu söylenebilir; bu bir çıkarımdır.

Aynı Mahlaslı Başka Bir Şair

Osmanlı edebiyatında Âzerî mahlasını taşıyan ve adı İbrâhim olan başka bir şair daha vardır ve başvuru eserlerinde "Âzerî İbrâhim Çelebi" denince genellikle o anlaşılır. Muallimzâde Âzerî İbrâhim Çelebi, II. Selim devrinde Anadolu ve Rumeli kazaskerliklerinde bulunan Muallimzâde Ahmed Efendi'nin oğludur. Ebüssuûd Efendi'den mülazım olmuş, bir süre müteferrika olarak devlet hizmetine girmiş, sonra Tire, Kestel ve Hama kadılıklarında bulunmuş ve 993 (1585) yılında Hama kadısıyken genç yaşta ölmüştür. Nakş-ı Hayâl adlı mesnevinin sahibidir ve şair Cinânî'nin yakın dostudur. Bursalı olarak tanındığı da kaydedilir. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ne göre bu şair mahlasını, adının İbrâhim olması dolayısıyla Hz. İbrâhim'in ateşe atılmasına telmihle seçmiştir.

Amasyalı Âzerî İbrâhim Efendi bu şairden ayrı bir kişidir: babası Amasyalı bir sipahidir, Muallimzâde'nin ölümünden otuz yıl kadar sonra, 1025 dolaylarında ölmüştür ve hayatının bütün ayrıntıları Amasya'da geçer. İki şairin aynı adı ve mahlası taşıması tesadüf değil de bir gelenek sonucu olabilir: İbrâhim adlı şairlerin ateşe gönderme yapan Âzerî mahlasını seçmesi Osmanlı şiirinde anlaşılır bir tercihtir. Amasyalı Âzerî'nin mahlasının sebebi ise kaynakta açıklanmaz; adının İbrâhim olması da, babasının "Ateş Ali Ağa" lakabı da bu seçimi açıklayabilir.

Şiiri

Âzerî'nin bir divanı ya da başka bir eseri bilinmiyor. Ondan bugüne kalan tek şiir, Hüsameddin'in Abdî Efendi tezkiresinden aktardığı dört mısralık kıtadır. Kıtada Âzerî, mahlasının taşıdığı ateş anlamıyla konuşur: dünyanın temeli onun özüdür, bu değeri bilmeyen kaba ve anlayışsızdır, cihan onun nuruyla aydınlanır, ona yaklaşmamak gerekir, çünkü yüzü yamandır. Hemen ardından gelen Âbî'nin kıtası ateşin suyla söndüğünü söyleyerek ona cevap verir. Hüsameddin bu iki kıtayı "mulâtafe ve mufâhare", yani şakalaşma ve övünme yarışı diye niteler.

Tek bir kıtadan şairin genel üslubu hakkında hüküm vermek mümkün değildir. Kıta yine de mahlası şiir malzemesine çeviren, dört unsur meclisinin oyununu bilerek kuran ve kısa söyleyişte keskin bir şairi gösterir. Bu çalışmada tezkirelerde ya da başvuru eserlerinde Amasyalı Âzerî İbrâhim Efendi'ye ait başka bir kayda rastlanmamıştır; hakkındaki her şey Hüsameddin'e ve onun aracılığıyla kayıp Abdî Efendi tezkiresine dayanır.

Kronoloji

975 (1567-68): Hocası Müfessir Ahmed Efendi Yörgüç Paşa Medresesi'nden emekliye ayrılır ve Sultan Bayezid Camii kürsüsünde tefsir okutmaya başlar.

1017 (1608-09): Âzerî mahkeme kâtipliğinden ve Amasya naipliğinden azledilir; sonra kasabalarda kadılık yapar.

1025 (1616) dolayları: Âzerî İbrâhim Efendi'nin ölümü.

1039 (1629-30): Kıtasına cevap veren dostu Âbî Mehmed Çelebi'nin ölümü.

1087 (1677): Kıtayı tezkiresine alan Abdî Efendi'nin ölümü.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar