Âhû Hatun, Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'nde "Âhû Hâtun-Hevâyî" başlığıyla kaydedilen Amasyalı bir hanımdır. Hakkındaki bilgilerin tamamı bu tek ve kısa maddeye dayanır: Âsâyiş Beyzâde Yûsuf Bey'in kızıdır, kimin eşi olduğu bilinmez, Amasya'da yaptırdığı türbeye bir çiftliğini vakfetmiştir. Başlıktaki "Hevâyî" sözü bir şair mahlası gibi görünür ve onu Amasyalı kadın şairler arasında saymaya yol açmıştır; ancak maddenin metninde şairliğinden söz edilmez, ona ait bir beyit de aktarılmaz. Aynı mahlas, XVII. yüzyıl başında Amasya'da "edebin dört unsuru" diye anılan şairlerden biri için de geçer. Bu iki Hevâyî'nin aynı kişi olduğuna dair bir kayıt yoktur ve tarihler böyle bir eşleştirmeyi zorlaştırır. Bu sayfa, Âhû Hatun hakkında bilinenleri ve şairliğinin neden belirsiz kaldığını kaynaklarıyla birlikte ortaya koyar.
Hayatı
Âhû Hatun'un doğum ve ölüm tarihleri, eşi ve çocukları bilinmez. Hüsameddin onun Amasyalı olduğunu ve Âsâyiş Beyzâde Yûsuf Bey'in kızı olduğunu yazar. Kimin eşi olduğunu kendisinin de tespit edemediğini açıkça belirtir. Hakkındaki tek somut bilgi vakıf kayıtlarından gelir: Âhû Hatun, Amasya'nın Geldiklan nahiyesindeki Kuyucak mülkünü Amasya'da yaptırdığı türbesine vakfetmiş, vakfın gelirinden türbede Kur'an okuyan cüzhanlara ücret bağlamıştır. Türbenin bugün ayakta olup olmadığı, şehrin hangi mahallesinde bulunduğu ve Kuyucak'ın bugünkü durumu bilinmez; sitede bu maddeyi inceleyen Âhû Hatun yazısı da başka bir kayda rastlamamıştır.
Âhû Hatun'un ne zaman yaşadığı ancak babasının kimliğinden çıkarılabilir. Hüsameddin'in Âsâyiş Bey ailesi hakkındaki kayıtlarına göre ailenin atası Âsâyiş Bey, Sunkuroğlu İsâ Bey'in oğlu ve Sadrazam Bâyezîd Paşa'nın babası Yahşî Bey'in kardeşidir; 783 (1381) yılında Kadı Burhâneddin'le yapılan savaşta esir düşmüş, 798 (1396) dolaylarında Rumeli'de şehit olmuştur. Oğulları Yûsuf ve Hamza Beylerdir; Hamza Bey 804 (1402) yılında Ankara Savaşı'nda ölmüş, onun oğulları Sinâneddîn Yûsuf ve Bedreddîn Dâvud Paşalar "Âsâyişî Beyzâdeler" diye anılmıştır. Hüsameddin başka bir yerde Fetret Devri'nde Çelebi Mehmed'i Amasya'ya davet eden heyetin başkanı olarak "Enişte Âsâyiş Bey" diye tanınan Yûsuf Âsâyiş Bey'i anar, II. Murad devrinde Rumeli beylerbeyi olan Âsâyiş Beyzâde Sinan Paşa'dan söz eder. Bu kayıtlar ailede birden çok Yûsuf bulunduğunu gösterir ve aralarındaki akrabalık bağları Hüsameddin'in farklı ciltlerinde tam olarak örtüşmez. Yine de "Âsâyiş Beyzâde Yûsuf Bey" olabilecek kişilerin hepsi XIV. yüzyılın sonu ile XV. yüzyılın ortası arasında yaşamıştır. Buna göre Âhû Hatun'un XV. yüzyılda yaşadığı düşünülebilir; bu bizim çıkarımımızdır.
Amasya ile Bağı
Âhû Hatun'un Amasyalı olduğu, Hüsameddin'in maddesinde açıkça yazılıdır ve vakfı da bunu destekler. Madde şöyledir:
Âhû Hâtun-Hevâyî Amasyalıdır. Âsâyiş Beyzâde Yûsuf Bey'in kızıdır. Kimin zevcesi olduğu anlaşılamadı. Ancak Geldiklan nâhiyesinde kâin Kuyucak mâlikânesini Amasya'da yaptırdığı türbesine vakfetdiği ve hâsılât-ı vakfiyesinden türbesi cüz-hânlarına vezâ'if ta'yîn eylediği kuyûd-ı vakfiyeden anlaşıldı.
Günümüz Türkçesiyle: Âhû Hatun (Hevâyî) Amasyalıdır. Âsâyiş Beyzâde Yûsuf Bey'in kızıdır. Kimin eşi olduğu anlaşılamadı. Ancak Geldiklan nahiyesindeki Kuyucak mülkünü Amasya'da yaptırdığı türbesine vakfettiği ve vakfın gelirinden türbesinde Kur'an okuyanlara ücret bağladığı vakıf kayıtlarından anlaşıldı.
Âhû Hatun'un ailesi, Amasya'nın Osmanlı idaresine geçtiği dönemin önde gelen Türk beylerindendir. Âsâyiş Bey'in kardeşi Yahşî Bey'in oğlu Bâyezîd Paşa, Çelebi Mehmed ve II. Murad devirlerinde sadrazamlık yapmıştır. Yahşî Bey'in kızı ve Âsâyiş Bey'in oğlu Hamza Bey'in eşi Âsiye Hatun da Hüsameddin'e göre İçerişehir'de Yukarı Hamam'ın doğusunda bir mescit yaptırmıştır. Kadınların türbe ve mescit yaptırıp vakıf kurması, bu ailenin şehirdeki yerini gösteren bir gelenektir.
Kaynakların Durumu ve Tartışma
Hevâyî Bir Mahlas mı
Âhû Hatun'un şair sayılmasının tek dayanağı, Hüsameddin'in madde başlığındaki "Hevâyî" sözüdür. Hüsameddin'in şahsiyet maddelerini içeren ciltlerdeki başlıklar belli bir düzen izler: önce kişinin bilinen adı, kısa çizgiden sonra lakabı, ailesi ya da unvanı gelir. "Bilâlî Mehmed Çelebi-Kara Kadı", "Âsiye Hâtun-Hâtun Paşa", "Bekî Hâtun-Hundî Paşa", "Âsâyiş Bey-Sunkûrî" gibi. Şairlerde mahlas genellikle başlığın ilk kısmında yer alır: "Ânî Ahmed Çelebi-Mevlânâ Şemseddîn", "Âhî İbrâhim Efendi-Yeniçerizâde". "Hevâyî" ise Âhû Hatun'un maddesinde kısa çizgiden sonra, lakap yerinde durur. Bu düzene bakılırsa kelime bir mahlas olabileceği gibi bir lakap da olabilir. Hüsameddin, şair saydığı kadınlar için "şâirât-ı nisâdan" ya da "şâire" gibi nitelemeler kullanır; Âhû Hatun'un maddesinde böyle bir niteleme yoktur. Bu gözlemler bize aittir ve Hevâyî'nin onun mahlası olmadığını kanıtlamaz; yalnız şairliğinin kaynakta belgelenmediğini gösterir.
Edebin Dört Unsurundaki Hevâyî
Hüsameddin, Âbî Mehmed Çelebi'nin maddesinde, bugün kayıp olan Abdî Efendi tezkiresinden şu cümleyi aktarır: "Bu zamanın üdebâsından Âzerî, Türâbî, Hevâyî ile musâhabât ve mutâyebâtı vardır. Bunlara anâsır-ı erbaa-i edeb denirdi." Âbî (su), Âzerî (ateş), Türâbî (toprak) ve Hevâyî (hava) mahlaslı dört şair, mahlaslarıyla eski tabiat anlayışının dört unsurunu karşıladıkları için "edebin dört unsuru" diye anılıyordu. Bu dört şairden Âzerî 1025 (1616) dolaylarında, Âbî 1039 (1629-30) yılında, Türâbî 1040 (1630) yılında ölmüştür. Hevâyî'nin kim olduğu ise tezkireden aktarılan satırlardan anlaşılmaz.
Sitedeki Abdî Efendi tezkiresi yazısı ve Âbî ile Âzerî'nin biyografileri, Hüsameddin'in Hevâyî mahlaslı Âhû Hatun maddesine dikkat çekmiş, ama onun bu dörtlüdeki Hevâyî olduğuna dair bir kayıt bulunmadığını belirtmiştir. Tarihler bu ihtiyatı güçlendirir. Âhû Hatun'un babası Âsâyiş Beyzâde Yûsuf Bey ise ve bu kişi yukarıda sayılan adaylardan biriyse, Âhû Hatun XV. yüzyılda yaşamış olmalıdır; dört unsur meclisi ise XVII. yüzyılın ilk çeyreğine aittir. Aradaki yaklaşık iki yüzyıllık fark, iki Hevâyî'nin aynı kişi olmasını neredeyse imkânsız kılar. Bu bizim değerlendirmemizdir; Hüsameddin'in soy kayıtlarındaki belirsizlik yüzünden kesin bir hüküm verilemez.
Aynı Mahlaslı Başka Bir Şair
Hevâyî mahlası Osmanlı şiirinde başka şairler tarafından da kullanılmıştır. Kınalızâde Hasan Çelebi ve Beyânî, kendi devirlerinde Bursa'da Abdülmü'min Camii'nde hatiplik yapan, Sa'dî'nin Gülistan ve Bostan'ını şerh eden Mustafa adlı bir Hevâyî'yi anlatır; Beyânî bu mahlası "hevâ" kelimesinin sevgi anlamına geldiği için seçtiğini yazar ve ikisi de ondan beyitler aktarır. Bu Bursalı şair XVI. yüzyılın ortalarında yaşamıştır ve Amasya ile bir bağı gösterilmez. Onun şiirleri Âhû Hatun'a ya da Amasyalı Hevâyî'ye ait sayılmamalıdır.
Şiiri
Âhû Hatun'un şiirlerine ulaşılamamıştır. Hüsameddin'in maddesinde ona ait bir beyit aktarılmaz; tezkirelerde, ansiklopedilerde ya da kadın şairler üzerine yapılmış çalışmalarda adına rastlanmamıştır. Şiir yazıp yazmadığı da belgelenmemiştir. Bu yüzden Âhû Hatun, Amasyalı kadın şairler arasında yalnız Hüsameddin'in başlığındaki tek bir kelimeyle anılan, şairliği kesinleşmemiş bir isim olarak kalmaktadır. Şairliği kesin olan Amasyalı kadınlar için sitedeki Amasyalı kadın şairler yazısına bakılabilir.
Ailesi ve Çevresi
Âhû Hatun'un ait olduğu Sunkuroğulları, Amasya'nın beylik ve erken Osmanlı devrinin önde gelen ailelerindendir. Hüsameddin'e göre aile Sunkuroğlu İsâ Bey'e dayanır; İsâ Bey'in oğulları Yahşî Bey ile Âsâyiş Bey'dir. Yahşî Bey'in oğlu Bâyezîd Paşa sadrazam olmuş, kızı Âsiye Hatun Âsâyiş Bey'in oğlu Hamza Bey'le evlenmiştir. Âsâyiş Bey'in torunları Sinan ve Dâvud Paşalar beylerbeyiliğe ve vezirliğe kadar yükselmiştir. Âhû Hatun'un bu ailenin hangi kuşağına ait olduğu, babası Yûsuf Bey'in kesin olarak belirlenememesi yüzünden açık değildir.
Kronoloji
783 (1381): Hüsameddin'e göre ailenin atası Âsâyiş Bey, Kadı Burhâneddin'le yapılan savaşta Hacı Şadgeldi Paşa ile birlikte esir düşer.
798 (1396): Âsâyiş Bey'in Rumeli'de şehit düştüğü tahmin edilen yıl.
804 (1402): Âsâyiş Bey'in oğlu Hamza Bey Ankara Savaşı'nda ölür.
1025 (1616): Edebin dört unsurundan Âzerî'nin ölümü.
1039 (1629-30): Edebin dört unsurundan Âbî Mehmed Çelebi'nin ölümü.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 6, s. 47 ("Âhû Hâtun-Hevâyî" maddesi) (e-kitap s. 26). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page26.html
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 6, s. 8 ("Âbî Mehmed Çelebi-Çekemzâde" maddesi), s. 22-24 ("Âsâyiş Bey-Sunkûrî" ve "Âsiye Hâtun-Hâtun Paşa" maddeleri) (e-kitap s. 14, 18-19). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page14.html
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 3, s. 169, 203 (e-kitap s. 457, 469). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page457.html
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 9, s. 523-524 ("Dâvûd Paşa-Asayiş Beyzâde" maddesi) (e-kitap s. 160). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page160.html
- Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-Şu‘arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 923 ("Hevâyî" maddesi). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55834,kinalizade-hasan-celebipdf.pdf
- Beyânî Mustafa, Tezkiretü'ş-Şu‘arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 235-236 ("Hevâyî" maddesi). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55835,beyani-tezkiresipdf.pdf
Çevrimiçi kaynaklar
