Özgün Metin

Gözlerüm ey lâle-ruh hicründe kanlar dökdiler
‘Iyş içün bezm-i belâya erguvânlar dökdiler
Aldılar nâziklük ile agzı sırrından haber
Gonçeye gülşende sûsenler zebânlar dökdiler

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey lale yanaklı, gözlerim senin ayrılığında kanlar döktü; dert ve belâ meclisini şenlendirmek için oraya erguvan çiçekleri saçtılar.

2. Gül bahçesinde süsenler goncaya tatlı dil döktüler ve incelikle onun ağzının sırrından haber aldılar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Bu iki beyit bir gazelin başından alınmıştır. İlk beyit matladır ve iki mısraı da "dökdiler" redifiyle biter. Kafiye "kanlar, erguvânlar, zebânlar" kelimelerindeki "-ânlar" sesidir. Gazelin geri kalanı ve mahlas beyti bilinmiyor. Parça Kınalızâde'nin tezkiresinde ve aynı metinle Beyânî'de yer alır. Hüseyin Hüsâmeddin Yasar ise yalnız matlaı, Kâfzâde Fâizî'nin Zübdetü'l-Eş'âr'ından naklen ve ikinci mısraı farklı olarak verir: "Meclis-i derd ü belâya erguvânlar dökdüler". Bu okuyuşta "zevk için" sözü düşer ve meclis doğrudan "dert ve belâ meclisi" olur. Tezkire neşri vezni göstermez. Kime ve hangi vesileyle yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin asıl dayanağı redifteki "dökmek" fiilidir. Şair bu tek fiili her mısrada başka bir anlamla kullanır. Gözlerin "kanlar dökmesi" ayrılık acısıyla kanlı yaş akıtmaktır. "Erguvanlar dökmek", bir meclise kırmızı erguvan çiçekleri saçmaktır; gözyaşının kızıllığı bu çiçeklerin rengiyle birleşir ve âşığın acısı bir eğlence meclisinin süsüne dönüşür. "Belâ meclisi" ile "ıyş", yani zevk ve eğlence arasındaki çelişki bilerek kurulmuştur: âşık için eğlence, dertle donatılmış bir sofradır. Sevgiliye "lâle-ruh" (lale yanaklı) diye seslenilmesi, lale, kan ve erguvan arasında kırmızı renk üzerinden bir tenasüp kurar.

İkinci beyitte sahne gül bahçesine taşınır. Divan şiirinde sevgilinin küçük ağzı açılmamış bir goncaya benzetilir; ağız o kadar küçüktür ki çoğu zaman "yok" sayılır ve bu yokluk bir sır olarak anılır. Süsen ise yaprakları dile benzetildiği için "on dilli" diye bilinen, fakat bu dillerine rağmen konuşmayan bir çiçektir. Şair bu iki mazmunu birleştirir: süsenler goncanın yanına sokulup ona "zebânlar dökmüş", yani tatlı dil dökmüş, onu incelikle konuşturup sevgilinin ağzının sırrını öğrenmişlerdir. Redifteki "dökmek" fiili burada "dil dökmek" deyimiyle üçüncü anlamına kavuşur. Dilleri olduğu hâlde susan süsenin bu kez konuşması ve sır alması, beyte hafif bir şaşırtma katar.

Tarihî Bağlam

Kınalızâde ve Beyânî bu beyitleri Zeyrekzâde diye tanınan kadı Ânî'nin şiiri olarak kaydeder. Kınalızâde aynı maddede şairin 977 (1569-70) yılında öldüğünü yazar. Hüseyin Hüsâmeddin Yasar ise matlaı, Amasya'da doğduğunu söylediği Seyrekzâde Ânî Ahmed Çelebi'nin şiiri olarak aktarır. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü beyitleri Kınalızâde'den alarak Bursalı Zeyrekzâde Mehmed Ânî Çelebi'ye verir. Beyitlerin aidiyeti bu yüzden şairin kimliği meselesine bağlıdır. İki kişinin nasıl karıştığı Ânî (Zeyrekî) yazısında ayrıntılı olarak anlatılmıştır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar