Özgün Metin

Ḫaṭuña cân virür dil gerçi kim şâm-ı eceldür bu
Ezelden ey yüzi gün dün ġarîbüñdür mes̱eldür bu
Miyânından ḫaber ṣorarsañ iḳlîm-i melâḥatde
Ötesi kûh-ı billûra aşar bir ince beldür bu

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül senin ayva tüyüne (hattına) can verir, gerçi bu hat ecelin akşamıdır. Ey güneş yüzlü, ezelden beri gece senin yabancındır; bu, bilinen bir sözdür. (Beyit iki türlü okunabilir; ikinci okuyuş için aşağıdaki yoruma bakınız.)

2. Güzellik ülkesinde belini soracak olursan, bu öyle ince bir beldir (geçittir) ki ötesi billur dağını aşar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Âşık Çelebi'nin "Ve lehu" (bu da onundur) diyerek arka arkaya verdiği bu iki beyit aynı gazelin parçalarıdır. İlk beyit matladır, iki mısraı da "-eldür bu" ile biter. İkinci beytin kafiyesi "bel" kelimesidir ve gazelin redifi "-dür bu" sözüdür. Gazelin geri kalanı ve mahlas beyti bilinmiyor. İkinci beyit tezkirelerde en çok aktarılan Ânî beytidir: Kınalızâde ve Beyânî onu da şairin örnekleri arasında verir, Hüseyin Hüsâmeddin Yasar da Kâfzâde Fâizî'nin tezkiresinden naklen aktarır. Beyânî'de mısra sonu "bir ince yoldur bu" biçimindedir. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü ilk beyti Âşık Çelebi'den "Hatuna" ve "Ecelden" okumalarıyla verir; burada Kılıç neşrindeki metin esas alındı. Tezkire neşirleri vezni göstermez. Kime yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla beyti divan şiirinin en bilinen mazmunlarından biri olan "hat" üzerine kuruludur. Sevgilinin yüzünde ayva tüyünün belirmesi, yanağın parlaklığını gölgeleyen bir karanlık sayılır ve güzelliğin sonunun habercisi olarak görülür. Şair bu yüzden hatta "ecel akşamı" der: güneş gibi parlak yüzün üzerine gece inmektedir. Yine de gönül bu hatta canını verir. İkinci mısrada "yüzi gün" (güneş yüzlü) hitabıyla "dün" (gece) kelimesi karşı karşıya getirilir. Gece güneşin bulunduğu yerde barınamaz, güneşin yanında hep yabancıdır ve bu, herkesin bildiği bir meseldir. Mısra bir başka biçimde de okunabilir: ezelden beri gece, yani karanlık ayva tüyü, senin garibindir; o yüzüne sığınmış bir yabancıdır. İki okuyuşta da gün ile gece, yüz ile hat arasındaki karşıtlık beytin asıl hünerini taşır; okuyuşlar bizimdir.

İkinci beyit tevriye üzerine kuruludur. "Bel" kelimesi hem insanın belini hem de dağlar arasındaki dar geçidi anlatır. Şair "güzellik iklimi" diyerek sevgiliyi bir ülkeye çevirir. Bu ülkede belin nerede olduğunu soran yolcuya verilen cevap bir coğrafya tarifine dönüşür: bu ince bir geçittir ve ötesinde billur bir dağ yükselir. Billur dağ, sevgilinin beyaz ve parlak bedeninin belden aşağısına ya da göğsüne yapılmış ince bir imadır. Beyânî'deki "ince yol" okuması da beytin geçit anlamıyla okunduğunu gösterir. Belin inceliği divan şiirinde o kadar abartılır ki çoğu zaman "yok" sayılır; şair burada onu yok etmek yerine haritaya yerleştirmiştir.

Tarihî Bağlam

Âşık Çelebi bu beyitleri "Zîrekî" başlığıyla tanıttığı Zeyrekzâde Mehmed Çelebi'ye verir; Kınalızâde ve Beyânî de ikinci beyti Zeyrekzâde diye bilinen kadı Ânî'nin şiiri olarak kaydeder. Hüsameddin ise aynı beyti Amasya'da doğduğunu söylediği Seyrekzâde Ânî Ahmed Çelebi'ye bağlar. Beytin aidiyeti bu yüzden Ânî mahlaslı şairin kimliği meselesine bağlıdır. Kaynakların ne dediği ve iki kişinin nasıl karıştığı Ânî (Zeyrekî) yazısında ayrıntılı olarak anlatılmıştır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar