Ânî ve Zeyrekî mahlaslarıyla anılan şair, XVI. yüzyılın ortasında yaşamış bir âlim ve kadıdır. Kimliği bugün iki ayrı anlatıya bölünmüş durumdadır. Hüseyin Hüsâmeddin Yasar'ın Amasya Tarihi'ne göre şair, Amasya'da 932 (1525-26) yılında doğan ve 975'te Mekke'de ölen Seyrekzâde Şemseddin Ahmed Çelebi'dir; babası da Şehzade Mustafa'nın hocası olarak anılan Kalecikli Seyrek Muhyiddin Mehmed Efendi'dir. XVI. yüzyıl tezkireleri ve onlara dayanan Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü ise aynı mahlasları, Fatih devrinin âlimi Molla Zeyrek'in torunu olan Bursalı Zeyrekzâde Mehmed Çelebi'ye verir ve ölümünü 977'de (1569-70) Bursa'ya yerleştirir. Şiirleri tezkirelerde Zeyrekzâde adıyla kayıtlıdır. Hüsameddin bu şiirleri ve tezkirelerdeki ölüm tarihini Amasyalı Seyrekzâde'ye bağlamıştır. Bu yüzden şairin Amasya ile bağı tek bir kaynağa dayanır ve tartışmalıdır. Aşağıda iki anlatı ayrı ayrı verildi, hangi bilginin hangi kaynaktan geldiği ve karışıklığın muhtemel sebebi ayrıca gösterildi.
Hayatı
Hüsameddin'in Anlattığı Seyrekzâde Ahmed Çelebi
Hüsameddin şaire Amasya Tarihi'nin altıncı cildinde "Ânî Ahmed Çelebi-Mevlânâ Şemseddîn" başlıklı bir madde ayırır. Maddenin özgün metni şöyledir:
Amasyalıdır. Amasya vâlisi Şehzâde Sultân Mustafa'nın mu'allimi iken Amasya'da vefât eden sâdât-ı Hüseynîyeden Kal'acıklı Mevlânâ Seyrek Muhyiddîn Mehmed Efendi'nin mahdûmudur. Pederi Amasya'da Mehmed Paşa Müderrisi iken 932 senesinde doğdu. Amasya'da mukaddemât-ı ulûmı Hakalalı es-Seyyid Muhyiddîn Mehmed Çelebi'den okudu. Seyrekzâdelikle meşhûr oldu. 951'de İstanbul'a gidip Zeyrek Câmii ittisâlinde kâin hücrelerde ikâmetle Çelebi İbrâhim, Arab Şemseddîn Ahmed, Celâlzâde Sâlih, Taşköprülüzâde İsâmeddîn Ahmed Efendilerden ikmâl-i tahsîl ederek ders-i âm ve 963'de Bursa'da Veliyüddînzâde ve 970'de Kapluca Medreselerine müderris oldu. 974'de âzim-i Hicâz olup Nev'izâde Atâyî Efendi "Zeyl-i Şakâyık"da zabtına göre 975 senesi muharreminde Mekke-i Mükerreme'de vefât etdi. Cebel-i Mu'allâ kabristânında medfûndur. Kâfzâde Feyzî Mustafa Efendi tezkiresinde 977'de vefâtı kaydedilmiş, târîh-i irtihâli hakkında "Dükendi ömr-i Ânî merdüm içinde fenâ buldı" mısra'ı yazılmıştır ki Nev'izâde'nin zabtını te'yîd etmekdedir. Mahdûmu kudâtdan es-Seyyid Mehmed Efendi'dir. Merhûm âlim, fâzıl, zekî, şâir bir zât olup ibtidâ Ânî mahlasıyla iştihâr etmişdi. Sonra Zeyrek Câmii civârında ikâmeti hasebiyle Zeyrekî mahlasını kabûl etmişdir. Amasya'da tevellüd ve üstâdı kendi kalemiyle kaydeylediği kitabda görüldü. Birâderi Emrullah Efendi gibi âteşî zebân olduğu mervîdir. Kâfzâde tezkiresinde şu beytleri yazılıdır: (…)
Günümüz Türkçesiyle: Amasyalıdır. Amasya valisi Şehzade Sultan Mustafa'nın hocasıyken Amasya'da ölen, Hz. Hüseyin soyundan seyyidlerden Kalecikli Mevlânâ Seyrek Muhyiddin Mehmed Efendi'nin oğludur. Babası Amasya'da Mehmed Paşa Medresesi müderrisiyken 932 yılında doğdu. Temel dersleri Amasya'da Hakalalı Seyyid Muhyiddin Mehmed Çelebi'den okudu ve Seyrekzâde diye tanındı. 951'de İstanbul'a gitti, Zeyrek Camii'nin bitişiğindeki medrese odalarında kalarak Çelebi İbrahim, Arab Şemseddin Ahmed, Celâlzâde Sâlih ve Taşköprülüzâde İsâmeddin Ahmed efendilerden öğrenimini tamamladı. 963'te Bursa'da Veliyüddinzâde, 970'te Kaplıca medreselerine müderris oldu. 974'te Hicaz'a yola çıktı ve Nev'îzâde Atâyî'nin Şakâyık Zeyli'ndeki kayda göre 975 yılının muharrem ayında Mekke'de öldü, Cebel-i Mu'allâ Kabristanı'na gömüldü. Kâfzâde Fâizî'nin tezkiresi ölümünü 977'de kaydeder ve ölümüne "Dükendi ömr-i Ânî" diye başlayan bir tarih mısraı verir; Hüsameddin'e göre bu kayıt Nev'îzâde'yi destekler. Oğlu kadılardan Seyyid Mehmed Efendi'dir. Âlim, bilgili, zeki ve şair biriydi; önce Ânî mahlasıyla tanındı, sonra Zeyrek Camii çevresinde oturduğu için Zeyrekî mahlasını aldı. Amasya'da doğduğu ve hocasının adı, kendi eliyle yazdığı bir kitapta görüldü. Kardeşi Emrullah Efendi gibi dilinin keskin olduğu rivayet edilir.
Hüsameddin aynı kişiyi kitabının üçüncü cildinde, Şehzade Mustafa'nın Amasya'daki edebî çevresini sayarken "Seyrekzâde Ânî Ahmed Çelebi" adıyla şehzadenin musahipleri arasında anar. Amasya'nın şöhretli şairlerini sıraladığı başka bir yerde de "Ânî" adı Çeşmî, Mihrî ve Kâmî ile birlikte geçer. Kendi verdiği tarihlere göre Ahmed Çelebi 951'de (1544) Amasya'dan ayrılmıştı. Şehzade Mustafa 1541'de Amasya'ya geldiğine göre şairin onun meclisine ancak bu üç yıl içinde, henüz yirmili yaşlarının başındayken katılmış olabileceği sonucu çıkar. Bu bizim çıkarımımızdır.
Tezkirelerin Anlattığı Zeyrekzâde Mehmed Çelebi
XVI. yüzyılın şair tezkireleri Ânî ya da Zeyrekî mahlaslı şairi başka bir aileye bağlar. Âşık Çelebi'nin 1568'de tamamladığı Meşâirü'ş-Şuarâ'da şair "Zîrekî" başlığı altında yer alır. Âşık Çelebi'ye göre adı Mehmed Çelebi'dir ve Zeyrekzâde diye tanınır. Babası Edirne'de Çifte Medrese müderrisiyken ölen Paşa Çelebi, Paşa Çelebi'nin kardeşi de kazasker Mevlânâ Rükneddin Çelebi'dir. Şair talebeliğinden beri zekâsı ve hoş tabiatıyla akranları arasında sivrilmiş, Ammî'nin talebesi Kâdirî Efendi'den mülazım olmuş, Bursa'da Emîr Seyyid ve Balıkesrî medreselerinde müderrislik yaptıktan sonra kendi isteğiyle kadılığa geçmiştir. Âşık Çelebi onun evinin bir rindler ve zarifler toplantı yeri olduğunu, sofrasının ünlü olduğunu, pişirdiği yemekleri uzun uzun över. Kınalızâde Hasan Çelebi ile Beyânî ise aynı şairi "Ânî" başlığıyla anar. İkisi de onun kadılar arasında şan ve itibar sahibi olduğunu, ancak berş ve afyona yenildiğini söyler. Kınalızâde bunun şairi tuhaf davranışlara sürüklediğini, dostlarını binbir ricayla evine davet edip küçük bir şeye gücenerek sofrayı zehir ettiğini anlatır ve onun 977 (1569-70) yılında öldüğünü kaydeder.
Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'nde maddeyi yazan İncinur Atik Gürbüz bu tezkireleri Mehmed Süreyya'nın Sicill-i Osmânî'si ve Mehmed Nâil Tuman'ın Tuhfe-i Nâilî'si ile birleştirir. Ona göre şair Bursalıdır, asıl adı Mehmed'dir, dedesi İstanbul'da müderrislik yaptığı medresenin yakınındaki yokuşa adını veren Mehmed Zeyrek Efendi'dir ve şair bu dededen dolayı Zeyrekzâde diye anılmıştır. Kütahya kadısıyken azledilmiş, emekliliğini babasının da azilden sonra ticaretle uğraşarak yaşadığı Bursa'da geçirmiş ve 977'de orada ölmüştür. Mezarı Yıldırım Camii haziresindedir ve ölümüne "Dükendi ömrü Ânî bir dem içinde fenâ buldı" mısraı tarih düşürülmüştür. Sözlükte Rükneddin Çelebi şairin kardeşi olarak geçer, Âşık Çelebi'de ise babasının kardeşidir. Sözlük, şairin önce Zeyrekî sonra Ânî mahlasını kullandığını, vasat bir şair ama bilgili bir âlim olduğunu, muamma, aruz ve kafiyede başarılı bulunduğunu, Farsça atasözlerine hâkim olduğunu yazar. Bir divanı ya da başka bir eseri olduğuna dair kayıt yoktur.
Amasya ile Bağı
Şairi Amasya'ya bağlayan tek kaynak Hüsameddin'dir. Bağ iki noktaya dayanır: şairin Amasya'da doğduğu ve babasının Amasya müftüsü ve Şehzade Mustafa'nın hocası olduğu. Hüsameddin doğum bilgisini Ahmed Çelebi'nin kendi eliyle yazdığı bir kitapta gördüğünü söyler, fakat kitabın adını ve yerini vermez. Kendi kaydına göre de şair Amasya'da yalnız ilk tahsilini görmüş, yirmi yaşına gelmeden İstanbul'a gitmiş, ömrünün geri kalanını İstanbul, Bursa ve Hicaz'da geçirmiştir. Tezkirelerin hiçbiri şairi Amasya ile ilişkilendirmez. Bu durumda Amasya bağı, Ahmed Çelebi'nin şair Ânî ile aynı kişi olduğu kabul edildiği ölçüde geçerlidir.
Seyrek ailesinin Amasya çevresiyle ilişkisi ise başka bir kaynaktan da görülür. Mehmet Kalaycı ile Muzaffer Tan'ın Seyrek Muhyiddin'in küçük oğlu Zeyrekzâde Emrullah Mehmed Efendi üzerine yaptığı araştırmaya göre Muhyiddin Mehmed Efendi aslen Ankara'nın bir nahiyesindendir. Hüsameddin'in "Kal'acıklı" dediği Kalecik bu bilgiyle uyuşur. Taşköprülüzâde'nin kaydına göre Muhyiddin Efendi Ankara Medresesi'nden sonra sırasıyla Merzifon ve Tokat medreselerinde müderrislik yapmıştır. Merzifon o dönemde Amasya sancağına bağlıydı. Böylece ailenin Amasya bölgesinde bulunduğu belgelenmiş olur, Ahmed Çelebi'nin Amasya'da doğduğu ise Hüsameddin'in sözüne dayanmaya devam eder.
Kaynakların Durumu ve Tartışma
İki anlatı arasındaki ayrılık ayrıntıda açıktır. Hüsameddin'in şairi Ahmed adını taşır, Amasya'da doğmuş, Bursa'da Veliyüddinzâde ve Kaplıca medreselerinde müderrislik yapmış, 975'te Mekke'de ölmüştür. Tezkirelerin şairi ise Mehmed adını taşır, Bursalıdır, Bursa'da Emîr Seyyid ve Balıkesrî medreselerinde okutmuş, sonra kadılığa geçmiş, Kütahya kadılığından azledilmiş ve 977'de Bursa'da ölmüştür. Babaları da farklıdır: biri Seyrek Muhyiddin Mehmed Efendi, öbürü Zeyrekzâde Paşa Çelebi'dir. Hüsameddin'in mahlas sırası da sözlükteki sıranın tersidir. Âşık Çelebi'nin şairi "Zîrekî" başlığıyla, daha geç yazılan Kınalızâde ve Beyânî tezkirelerinin ise "Ânî" başlığıyla anması, sözlüğün verdiği sıraya, yani önce Zeyrekî sonra Ânî mahlasının kullanıldığına uygun düşer. Bu son tespit bizimdir.
Hüsameddin'in Ahmed Çelebi hakkında verdiği bilgilerin bir kısmı bağımsız bir kaynakla doğrulanabilir. Kalaycı ve Tan, Nev'îzâde Atâyî'nin zeylinden Muhyiddin Efendi'nin büyük oğlu Şemseddin Ahmed'i şöyle tanıtır: İbrahim Halebî, Arab Çelebi, Celâlzâde Sâlih ve Taşköprülüzâde'den okumuş, 960'ta (1552-53) Bursa'da Ahmed Paşa Medresesi'ne, 968'de (1560-61) Kaplıca Medresesi'ne müderris olmuş, eşinin beklenmedik ölümünden sonra Anadolu'dan ayrılıp Kahire üzerinden Hicaz'a gitmiş ve 974'te (1566-67) henüz kırk iki yaşındayken ölmüştür. Hocaların adları ve Kaplıca müderrisliği Hüsameddin'in maddesiyle örtüşür, tarihler bir iki yıl farklıdır. Babası 947'de (1541) öldüğünde Şemseddin Ahmed'in on beş yaşında olduğu bilgisi de Hüsameddin'in verdiği 932 doğum yılına uyar. Kalaycı ve Tan'ın aktardığı bu bilgilerde Ahmed Çelebi'nin şair olduğuna ya da Ânî veya Zeyrekî mahlasını kullandığına dair bir kayıt yoktur.
Karışıklığın muhtemel sebebi aile adlarının benzerliğidir. İki aile de "Zeyrekzâde" diye anılabiliyordu. Kalaycı ve Tan, Seyrek Muhyiddin'in küçük oğlu Emrullah Mehmed Efendi'nin kenar notlarında kendini her zaman "Zeyrekzâde" diye imzaladığını, "Seyrek" lakabını belki olumsuz bir çağrışımı yüzünden kullanmak istemediğini ya da babasının lakabını "Zeyrek" biçimine çevirmiş olabileceğini yazar. Molla Zeyrek'in torunları da aynı adı taşıyordu. Bu benzerliğe iki ailenin aynı kuşaktan, aynı medrese çevresinde yetişmiş ve Bursa'da müderrislik yapmış birer üyesinin bulunması eklenince iki kişinin biyografileri kolayca birbirine karışabilirdi. Karışıklık Hüsameddin'den önce de vardı: sözlükteki kayda göre Tuhfe-i Nâilî, Sicill-i Osmânî'nin şairin adını "Şemseddîn Ahmed bin Zeyrek Muhyiddîn", ölümünü de 974 olarak vermesini yanlış bulur. Bu ad ve tarih, Nev'îzâde'nin Seyrekzâde Şemseddin Ahmed için verdiği bilgilerle aynıdır.
Hüsameddin'in kendi metninde de bir tutarsızlık bulunur. Mekke'de 975'te ölen birinin ölümünü Kâfzâde'nin 977 tarihli kaydının "teyit ettiğini" söyler; oysa bu iki tarih birbirini tutmaz. Kâfzâde'nin kaydettiği tarih mısraı sözlükte Bursa'da ölen Zeyrekzâde Mehmed'e verilir. Âşık Çelebi'nin şairin hayatta olduğu yıllarda yazdığı ayrıntılı tasvir, onu bir kadı olarak gösterir ve bir Hicaz yolculuğundan söz etmez. Elimizdeki kaynaklarla vardığımız sonuç şudur: tezkirelerdeki şiirler büyük ihtimalle Bursalı Zeyrekzâde Mehmed Çelebi'ye aittir. Amasya'da doğduğu söylenen Seyrekzâde Şemseddin Ahmed Çelebi'nin şairliği ise yalnız Hüsameddin'in kaydına dayanır. Hüsameddin'in kişinin el yazısını gördüğünü söylediği kitap bulunup incelenmedikçe bu sonuç bir değerlendirme olarak kalacaktır.
Şiiri
Ânî'nin bir divanı bilinmiyor. Şiirlerinden bugüne kalanlar tezkirelerdeki örneklerdir ve hepsi Zeyrekzâde adıyla kaydedilmiştir. Ahdî'nin 1563'te tamamladığı Gülşen-i Şuarâ beş beyitlik bir gazelini, Âşık Çelebi iki beyitlik iki parçasını, Kınalızâde ile Beyânî de ortak iki beyitlik bir parçayla tek bir beyit verir. Hüsameddin bu beyitlerden ikisini Kâfzâde Fâizî'nin Zübdetü'l-Eş'âr'ından naklen ve küçük farklarla aktarır. Gazelin makta beytinde geçen "Ânîyâ" hitabı, bu mahlasın şairin şiirlerinde kullanıldığını gösterir.
Tezkireciler onu şairden çok âlim olarak takdir eder. Kınalızâde "ma'ârif ü kemâlâtı bî-şümâr ve hûb-eş'ârı var idi" der, yani bilgisi ve erdemleri sayısızdı ve güzel şiirleri vardı. Sözlüğe göre ise tezkirelerdeki ifadelerden onun vasat bir şair olduğu anlaşılır. Kalan örnekler sevgilinin beli, zülfü, ayva tüyü ve dudağı etrafında kurulmuş, mazmun oyunlarına dayanan zarif beyitlerdir. Mushafta fal açıp Duhân suresine rastlamak, falcının fala "lâm" harfinin çıktığını söylemesi gibi gündelik hayattan alınmış sahneler ile "hor ile har, şûr ile şer, kûr ile ker" gibi ses oyunları dikkat çeker. Ulaşılan her şiir bu kategoride ayrı sayfada, özgün metni, günümüz Türkçesi ve yorumuyla verilmiştir. Her sayfada aidiyet meselesi ayrıca belirtilmiştir.
Ailesi ve Çevresi
Hüsameddin'e göre Ahmed Çelebi'nin babası Seyrek Muhyiddin Mehmed Efendi, kardeşi ise sonraları Bağdat ve Trablusşam kadılıklarında bulunacak olan Zeyrekzâde Emrullah Mehmed Efendi'dir. Emrullah Efendi'nin kenar notlarına dayanan araştırmaya göre babaları 947'de (1541) öldüğünde Şemseddin Ahmed on beş, Emrullah iki yaşındaydı ve Emrullah'ın ilk hocası ağabeyinin de son hocası olan Taşköprülüzâde'ydi. Emrullah Efendi Taşköprülüzâde'nin Şakâik'ine yazdığı zeylde ağabeyini Seyyid Şerif Cürcânî ayarında bir âlim olarak tanıtmış, Nev'îzâde bu övgüyü alaycı bir dille aktarmıştır. Hüsameddin'e göre Ahmed Çelebi'nin oğlu kadılardan Seyyid Mehmed Efendi'dir. Tezkirelerin Zeyrekzâde Mehmed Çelebi'si ise Molla Zeyrek soyundandır; babası Paşa Çelebi, kazasker Rükneddin Çelebi de amcası ya da kardeşidir. Şairin kim olduğu sorusu iki ayrı ailenin hikâyesini bu sayfada yan yana getirmiştir.
Şairin ve iki ailenin dönemi, Amasya'nın Şehzade Mustafa sarayında parlak bir edebî çevreye sahip olduğu yıllara denk gelir. Bu çevre sitedeki Şehzade Mustafa ve Muhlisî'nin şiirleri yazısında ayrıntılı olarak anlatılmıştır.
Kronoloji
932 (1525-26): Hüsameddin'e göre Seyrekzâde Şemseddin Ahmed Çelebi Amasya'da doğar.
945 (1539): Kardeşi Emrullah Mehmed doğar; kendi notuna göre doğum yeri Edirne'dir, Hüsameddin ise Amasya der.
947 (1541): Babası Seyrek Muhyiddin Mehmed Efendi ölür.
951 (1544-45): Hüsameddin'e göre Ahmed Çelebi tahsil için İstanbul'a gider.
960 (1552-53): Nev'îzâde'ye göre Şemseddin Ahmed Bursa'da Ahmed Paşa Medresesi'ne müderris olur; Hüsameddin bu göreve 963'te Veliyüddinzâde Medresesi'ni koyar.
968-970 (1560-63): Şemseddin Ahmed Kaplıca Medresesi'ne müderris olur (tarih iki kaynakta farklıdır).
974 (1566-67): Nev'îzâde'ye göre Şemseddin Ahmed Hicaz'da ölür; Hüsameddin ölümü 975 Muharreminde Mekke'ye koyar.
977 (1569-70): Kınalızâde'ye ve sözlüğe göre şair Zeyrekzâde Mehmed Ânî Çelebi Bursa'da ölür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 6, s. 45-47 (e-kitap s. 25-26). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page25.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 3, s. 305, 354-355 (e-kitap s. 506, 524). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page506.html
- Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-şu'arâ, haz. Filiz Kılıç, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 253-254. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59036,asik-celebi-mesairus-suarapdf.pdf
- Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-Şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 213. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55834,kinalizade-hasan-celebipdf.pdf
- Beyânî Mustafa, Tezkiretü'ş-Şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 32-33. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55835,beyani-tezkiresipdf.pdf
Akademik çalışmalar
- Mehmet Kalaycı, Muzaffer Tan, "Bir 16. Yüzyıl Osmanlı Aliminin Peşinde: Zeyrekzāde Emrullāh Meḥmed Efendi ve Otobiyografik Anlatıları", Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 62(1), 2021, s. 7-11, 49-53. https://doi.org/10.33227/auifd.865559
Kitaplar
- İncinur Atik Gürbüz, "Ânî/Zeyrekî, Zeyrek-zâde Mehmed Ânî Çelebi", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, 16.06.2014 (güncelleme 08.12.2020). https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/ani-zeyreki-zeyrekzade-mehmed-ani
- Ahdî, Gülşen-i Şu'arâ, haz. Süleyman Solmaz, Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, 2005, s. 203 (Atik Gürbüz 2014 aktarımıyla).
Çevrimiçi kaynaklar




