Karakucak, pehlivanın bedenine yağ sürülmediği, hasmın yalnızca kavranarak ve sarılarak yere getirildiği bu güreş, Türklerin en eski güreş biçimlerinden biri sayılır. Amasya, Tokat, Çorum, Sivas ve Samsun gibi yağlı güreşin kökleşmediği illerde bugün de düğünlerin, bayramların ve yayla şenliklerinin başlıca eğlencesidir. Davul ile zurna eşliğinde pırpıt giyen pehlivanlar çayırda cazgırın yönetimiyle karşılaşır. Amasya'nın bu geleneğe katkısı yalnızca seyirci ya da ev sahibi olmakla sınırlı kalmamıştır. Hamamözü'nden çıkan pehlivanlar, çayırdan mindere uzanan yolu olimpiyat podyumuna kadar götürmüş, ilçe de adını bu üç pehlivanla anılan bir güreş şenliği düzenleyerek onları her yıl yeniden anmıştır.

Adı ve Kökeni

Karakucak adının nereden geldiği konusunda tek bir görüş yoktur. En yaygın açıklamaya göre sözcük "kara" ile "kucak" sözcüklerinin birleşmesinden doğmuştur. Türk lehçelerinde kara yalnızca siyahı anlatmaz, yas, acı ve bozuk düzen gibi anlamlara da gelir; öte yandan Kars Türkmenlerinde bir kişinin kaldıramayacağı bir taşı birkaç kişinin birlikte kucaklayıp kaldırmasına "kara kucak etmek" denildiği aktarılır. Daha ağır basan ikinci görüşe göre ise ad "kara koçak" sözcüğünden dönüşmüştür. Koç, koyunun erkeğidir ve Türkçede yiğit, bahadır anlamında da kullanılır; koçak da kahraman, yiğit demektir. Çin yazısında güreş kavramının toslaşma işaretiyle gösterilmesi ve Osmanlı minyatürlerinde pehlivan güreşinin yanında toslaşan koçların çizilmesi, bu ikinci yorumu destekleyen göstergeler olarak anılır. Halk ağzında "kara yiğitlerin ve kara yağız koçakların güreşi" anlamı bu şekilde "karakucak"a dönüşmüş olmalıdır.

Güreşin kökü Orta Asya'ya uzanır. Karakucağın Oğuzlarda ve eski Türklerde yapılan güreşin aynısı olduğu, yüzyıllar boyunca biçim ve kural bakımından çok az değiştiği sık yinelenen bir tespittir. Yakut Türklerinden Moğolistan'a, Azerbaycan'dan Doğu ve Batı Türkistan'a, Kırım ve Kazan Türklerine kadar çok geniş bir coğrafyada benzer biçimlerle güreşildiği bilinir. Dede Korkut anlatılarındaki Bamsı Beyrek hikâyesi, bu sürekliliğin en çok başvurulan yazılı kanıtıdır. Hikâyede geçen "kavraştılar, sarmaştılar, yire urmak, bağdamasın aldı, biline girdi" gibi sözcükler, bugün karakucağın yapıldığı yörelerde hâlâ güreş diliyle yaşamaktadır ve yenişmenin "arkası üzerine yire urmak" biçiminde anlatılması bu güreşin sırt üstü yere getirmeye dayanan yapısını gösterir. Anadolu'ya Orta Asya'dan taşınan bu güreş Akdeniz kıyılarından Rumeli'ye geçmiş, Rumeli Türkleri ona "harman güreşi" demiştir. Günümüzde serbest güreş adıyla bilinen minder güreşi de karakucağın kurallara bağlanmış ve sistemleştirilmiş biçimi sayılır.

Güreşe verilen toplumsal anlam da eskidir. Türkler güreş yerini ibadet yeri, güreş meydanını er meydanı olarak görmüştür. Pehlivan sözcüğü Farsça kökenlidir. Anadolu Selçukluları onu güreşçiler ve savaşlarda yiğitlik gösterenler için kullanmış, Osmanlılar da XVI. yüzyıl başından II. Mahmud döneminin sonuna kadar atıcı, güreşçi ve gürz oynatan sporcuların tümünü bu adla anmıştır; Tanzimat'tan sonra ise sözcük yalnızca güreşçileri anlatmıştır. Güreş, Müslüman Türk toplumunda Peygamber'in teşvik ettiği sporlar arasında sayıldığı için de bir tür sünnet olarak görülmüş, bu da meydanın dualarla açılmasına ve güreşin düğün gibi törenlerin vazgeçilmez parçası olmasına yol açmıştır.

Yağsız Güreşin Yurdu

Türkiye'de güreş iki büyük çizgi hâlinde yaşar. Trakya'da Kırkpınar'ın başı çektiği yağlı güreşte pehlivanlar vücutlarını yağlayarak meydana çıkar. Orta Anadolu'nun doğusunda ve kuzeyinde, Akdeniz'in iç kesimlerinde ise yağsız güreş egemendir. Kahramanmaraş, Tokat, Amasya, Çorum, Sivas, Erzincan, Erzurum, Samsun, Yozgat gibi iller karakucağın yaşadığı yöreler olarak sayılır. Bu bölgelerde karakucak, ilk çağlardan beri düğünün, bayramın, panayırın ve yayla şenliğinin başlıca eğlencesi olmuştur. Karakucak güreşlerinin Kahramanmaraş, Tokat, Amasya, Çorum ve Sivas'ta özellikle yaygın olduğunu belirleyen akademik çalışmalar vardır; bir güreş yöneticisi de Türkiye'nin güreşçi kaynağını anlatırken Kahramanmaraş, Çorum, Tokat, Sivas ve Amasya çimenlerinden söz eder.

İki geleneğin sınırı her zaman kesin değildir. Amasya'nın Suluova ilçesinde düzenlenen güreşler buna iyi bir örnektir. Suluova Belediyesi yıllarca karakucak güreşi düzenlemiş, sonraki yıllarda aynı etkinliği Yedikır er meydanında yağlı pehlivan güreşleri olarak sürdürmeye başlamıştır. Eylül ayında üçüncü kez yapılan güreşlere Kırkpınar'ın altın kemerli adlarından İsmail Balaban, Yusuf Can Zeybek, Recep Kara ve Orhan Okulu dahil yirmi altı başpehlivan katılmıştır. Belediye başkanının anlatışına göre amaç, "geçmişte dünya ve olimpiyat şampiyonları çıkaran" Suluova'nın köklü güreş geçmişini yeniden hatırlatmaktır.

Düğün Çayırından Er Meydanına

Karakucak en çok köy düğünlerinde yapılırdı. Eskiden güreşsiz ve çalgısız düğüne düğün denmez, gelin babasının evinden alınıp damadın evine getirildikten sonra güreş başlardı. Ev sahibi varlıklıysa perşembe günü başlayan düğün ve güreş cuma günü de sürerdi. Düğün sahibinin zenginliği, ortaya konacak ödüllerin büyüklüğünü ve ünlü pehlivanların katılıp katılmayacağını belirlerdi. Ödül büyükse köylerden ve kentlerden pehlivanlar gelir, böyle düğünlerde yapılan güreşe "büyük güreş" denirdi. Çocuklar için güreş çoğu zaman köyde karşılaştıkları ilk spor olurdu. Ünlü pehlivanlara özenen erkek çocuklar akranlarıyla güreşerek bu işe başlardı.

Bugün düğün çayırının yerini şenlikler ve belediye organizasyonları almıştır. Yine de güreşin toplumsal işlevi büyük ölçüde sürer. Güreşler geleneksel güreşler, mahallî güreşler, düğün, bayram ve şenlik güreşleri biçiminde yapılır; Türkiye Güreş Federasyonu bunları 2010 tarihli bir talimat ve sonradan hazırlanan karakucak müsabaka talimatıyla düzene bağlamıştır. Güreşlerde ağalık geleneği hâlâ yaşar. Ağa, organizasyonun manevî hamisidir ve ağalık açık artırmayla verilir. Ağalık seçimi baş boy güreşlerinden önce yapılır; en yüksek bedeli veren kişi ertesi yılın ağası olur, kendisine yerel kıyafeti giydirilir ve ertesi yılki organizasyon kurulunun doğal üyesi sayılır. Taahhüt ettiği bedeli güreşten sonra öder.

Meydan, Cazgır ve Davul Zurna

Karakucağın yapıldığı çayıra ya da çimenliğe meydan denir. Meydanın düzeni cazgırın ya da meydancının elindedir. Bu kişi yöreye göre cazgır, meydan şeyhi, tellal, salavatçı, duacı ya da peşrevci diye anılır; Kastamonu yöresinde elinde değnek taşıdığı için "değnekçi" denir. Cazgır pehlivanlar meydana salınmadan önce dua eder ve manzum sözlerle salavat getirir. Baş boyunda güreşecek tanınmış pehlivanlar için her çiftin arkasında ayrı ayrı dua okunur. Pehlivanlar bu sırada yüzlerini kıbleye çevirip sağ ellerini kalplerinin üzerine koyar. Cazgırın çayırda söylediği nakaratlardan biri, "el paçada diz yerde, güreşelim düz yerde" diye başlar.

Dua bittikten sonra çırpınma gelir. Karakucakta peşreve çırpınma ya da perdah denir ve yağlı güreşteki peşrevden farklıdır. Pehlivanlar yan yana yürüyerek ellerini oyluklarına, sırtlarına ve birbirlerine vurur, belirli adımdan sonra yüz yüze gelip ellerinin içini birbirine çarpar, aynı hareketi ters yönde yineler. Sonunda göğüs göğse gelip birbirlerinin sırtını sıvazlar, tokalaşıp başarı diler ve elleri birbirinin ensesinde olduğu hâlde güreşe başlar. Çırpınma yapılmadan güreşe girmek ayıp sayılır; bunu yapan pehlivan hasmını aldatmış olur ve yense bile galip sayılmaz. Güreşe girmek isteyen pehlivan sağ elini dizinin iç tarafına vurarak niyetini bildirir, rakibi de "hayda pehlivan, hayda koçum" gibi naralarla karşılık verir. Kimileri yumularak, kimileri bir dizini yere koyarak yavaş yavaş birbirine yaklaşır. Güreşten önce pehlivanların meydana çıkıp birbirlerini sınayarak ısınmasına bazı yörelerde "makaban" ya da "kaldırmaç" denir.

Müziğin güreşteki yeri başlı başına bir kurumdur. Davul ile zurna güreş boyunca susmaz; müzik pehlivanı cesaretlendirir, seyirciyi coşturur ve güreşin evrelerine göre ritim değiştirir. Çalgı takımı genellikle çift zurna ile iki ya da daha fazla davuldan oluşur ve Köroğlu ezgisi sık çalınır. Türkiye'de davul zurna eşliğinde yapılan altı geleneksel güreş türü sayılır: karakucak, aba, Tatar, şalvar, yağlı güreş ve deve güreşi. Karakucakta davul zurna ekipleri yörenin yerel kıyafetini giyer ve cazgırın yönetiminde çalar.

Pırpıt ve Kurallar

Karakucağın alametlerinden biri pehlivanın giydiği "pırpıt"tır. Sözcük aslında eski püskü, işe yaramaz giysi demektir; el tezgâhlarında dokunan kaba yünlülere de pırpıt denir. Güreşte ise eskiden keçi kılından dokunan, bugün çoğunlukla branda ya da sert keten kumaştan dikilen, vücuda oturan kısa bir pantolon anlamına gelir. Bazı yörelerde buna kispet de denir; bu tamamen yerel adlandırma farkıdır. Çorum ve Amasya yöresinde aynı giysiye "dar" dendiği de aktarılır, ancak bu ad yazılı kaynaklarda pırpıt ve kispet kadar yaygın görünmez. Pehlivanın vücudu yağlı olamaz. Federasyon talimatı yağlı pırpıt giymeyi yasaklar, deri kispeti ve beli lastikli pırpıtı kabul etmez. Güreşçiler yalınayaktır ve ayak bileklerine kura numarasına göre mavi ya da kırmızı paça bağı bağlanır. Böylece rakibi tutmak, kavramak ve yere getirmek tümüyle kuvvete, ustalığa ve teknik bilgiye kalır.

Karakucak güreşinin boyları ön ayak, ayak, orta ve baştır. Pehlivan sayısı çoksa ayak boyu iki ya da üç kısma, orta boy küçük orta ve büyük orta diye ikiye, baş boyu başaltı ve baş diye ikiye bölünebilir. Amasya'daki şenliklerin programında da bu ayrımın izleri görülür: Gümüşhacıköy'de düzenlenen bir karakucak güreşinde minikler, teşvik, tozkoparan, ayak, deste küçük, deste büyük, küçük orta, büyük orta, başaltı ve başpehlivanlık kategorilerinde müsabaka yapılmıştır. Türkiye şampiyonalarında ise minder usulünde 48 ile 130 kilo arasında on sıklet esas alınır.

Eskiden karşılaşmayı kazanmanın tek yolu rakibi tuşla yenmekti; sayı ya da puan diye bir ölçü yoktu. Kimi bölgelerde, özellikle Çukurova'da, güreş köprülü yapılırdı ve köprüye gelen, yani göbeği gün gören pehlivan yenilmiş sayılırdı. Bugün karakucak güreşleri Türkiye genelinde puanlı yapılır, hakem düdüğüyle biten maçlarda en çok puanı toplayan galip ilan edilir, puan eşitliğinde ise uzatmada ilk puanı alan kazanır. Normal sürede rakibini tuşla yenen güreşçi maçı doğrudan bitirir. Her yıl lisans vize ettirilir, lisanssız pehlivan güreşemez ve ödüller her yılın ocak ayında federasyonca belirlenen tutarın altına inemez. Sıkletlerde ödülün yarısı birinciye, yüzde otuzu ikinciye, yüzde yirmisi üçüncüye verilir.

Karakucağın oyun dağarcığı geniştir ve birçoğunun adı gündelik yaşamdan alınmıştır. Askıya alma, budama, boyunduruk, bohçalama, çangal, çelme, dalma, dana bağı, göğüs çaprazı, paça kapma, kapan, kazık, kaz kanadı, kepçe, kılçık, kurt kapanı, künde, sarma, tırpan ve tilki kuyruğu bunlardan yalnızca bazılarıdır. Ayakta yapılan oyunlarla yerde yapılan oyunlar ayrı sayılır; örneğin elense, tırpan, boyunduruk, tek ve çift çapraz ayaktaki oyunlar arasındadır, kemane, dış kazık, iç kazık, tek ve çift sarma, oturak kündesi, diz kündesi, bel kündesi ve yerde kaz kanadı ise yerdeki oyunlardır.

Pehlivan Ahlakı

Karakucakta güreşin bitişi de törenle olur. Yenişme gerçekleştiğinde mağlup olan pehlivan ayağa kalkar kalkmaz galip geleni kucaklar ve havaya kaldırıp tartar. Galibin ödülü boynuna asılır, mağlup olana da bir ödül verilerek gönlü alınır. Parsa toplama geleneği karakucakta yoktur. Hakem ya da cazgır galibe renkli veya beyaz bir mendil verir; pehlivan çadırına dönerken bu bezi eline alır ya da kemerine iliştirir. Güreş sırasında alttaki pehlivan kendi gücü ve oyunuyla kalkmadıkça suya ve beze gidemez; yalnızca bulunduğu yerde kendisine su verilir, teri silinir.

Güreşin Türkçeye bıraktığı deyimler, toplumun bu sporla kurduğu ilişkiyi gösterir. Bir işin en iyisini yapmak "başa güreşmek", korkmadığını göstermek "meydan okumak", kendine güvenen birini çağırmak "hodri meydan", birinin işini bozmak "kılçık atmak", başkasını ikna etmek "kafa kola almak" diye anlatılır. Kuvvet ve irade karşı taraftaysa yapılacak şey yoktur, çünkü "zor oyunu bozar". Eskiden yenilen güreşçi aynı gün yenen kişiyle yeniden güreşmek isterse izin ister ve güreşebilirdi; "Allah'ın hakkı üçtür" sözü buradan gelir. Amasya'da anlatıldığına göre pehlivan hasmını yendiğinde onu yerden kaldırır, sırtını sıvazlar; galibiyet tevazuya dönüşür ve meydanda kazanılan saygı çoğu zaman kazanılan güreşten daha değerli sayılır. Genç pehlivanlar bu ahlakı da ustalarının izinden giderek öğrenir.

Hamamözü'nün Güreş Geleneği

Amasya'nın karakucak ve genel olarak Türk güreşi bakımından en tanınmış ocağı Hamamözü'dür. İlçe, Adil Candemir'in doğduğu yıllarda Gümüşhacıköy kazasına bağlıydı; bugün kaplıcalarıyla olduğu kadar pehlivanlarıyla da anılır. Yöneticileri bunu açık biçimde söyler: bir belediye başkanı, ilçenin "pehlivanları ve kaplıcalarıyla" öne çıktığını, bir kaymakam da Hamamözü'nün güreş tarihi boyunca çok önemli güreşçiler yetiştirdiğini belirtmiştir. Üç ad bu geleneğin simgesi olmuştur: Adil Candemir, Hamit Kaplan ve İsmail Topçam.

Adil Candemir 1917'de Hamamözü'nde doğdu. Şapsığ kökenli olduğu kaydedilir. Güreşe yağlı güreşle başladı ve genç yaşta başpehlivanlığa kadar yükseldi; minder güreşine ise 1930'ların ikinci yarısında yöneldi. İkinci Dünya Savaşı yıllarında uluslararası organizasyonların aksaması, en verimli yıllarının bir bölümünü minderden uzak geçirmesine yol açtı. 1948 Londra Olimpiyatları'nda serbest stilde 79 kiloda ilk turda Avustralyalı Bruce Arthur'u, ikinci turda Kanadalı Maurice Vachon'u hakem kararıyla, üçüncü turda İngiliz Eddie Bowey'i yendi; dördüncü turda Amerikalı Glen Brand'e yenildi, final turunda maç yapmadığı için ceza puanı sistemine göre gümüş madalya kazandı. 1949 İstanbul Avrupa Şampiyonası'nda 87 kiloda altın, 1950 Stockholm Dünya Şampiyonası'nda grekoromen ağır sıklette bronz madalya aldı; 1951 Helsinki'de serbest dünya şampiyonasını altıncı bitirdi. Sporculuktan sonra antrenörlüğe geçti ve Hamit Kaplan ile Mahmut Atalay gibi adların yetişmesinde pay sahibi oldu. 12 Ocak 1989'da öldü. Karakucaktan mindere geçen şampiyonların anıldığı listelerde adı Yaşar Doğu, Celal Atik, Nasuh Akar ve Hüseyin Akbaş gibi adların yanında yer alır.

Hamit Kaplan, Candemir'in yeğeni ve öğrencisiydi. Doğum tarihi 20 Eylül olarak verilir, yıl kimi kaynaklarda 1933, kimilerinde 1934 olarak geçer. Doğduğu yer Hamamözü'dür. Gençliğinde yağlı güreşe başladı, dayısı ve hocası Candemir'in özendirmesiyle minder güreşine geçti. 1,90 metre boyunda ve yaklaşık 100 kiloluk, savunmacı bir üslupla güreşen iri yarı bir pehlivandı; askerliğini deniz gücü takımında yaptı. 1954'te milli takıma seçildi, 1955'te yirmi iki yaşındayken Karlsruhe'deki dünya şampiyonasında bronz madalya kazandı. 1956 Melbourne Olimpiyatları'nda serbest stilde 87 kilo üstünde ilk turda Amerikalı William Kerslake'i yendi, sonraki turlarda Hintli Lila Ram'ı, İranlı Hüseyin Nuri'yi ve Finlandiyalı Taisto Kangasniemi'yi tuşla geçti, finalde Bulgaristan adına yarışan Hüseyin Mehmedov'u 3-0 yenerek olimpiyat şampiyonu oldu. 1957'de serbest stilde dünya şampiyonluğunu kazandı. 1960 Roma Olimpiyatları'nda ikinci oldu ve 1964 Tokyo'da da madalya listesinde yer aldı. Toplamda on beş altın, on bir gümüş ve altı bronz olmak üzere 32 Avrupa, dünya ve olimpiyat madalyası topladığı belirtilir. Milli formayı giyme sayısı kaynaklarda farklı geçer; bir yerde 115, başka yerlerde 175 kez denir. Aktif spora son verdikten sonra Düzce'de restoran işletti. 5 Ocak 1976'da bir trafik kazasında öldü; yaşı kimi kaynaklara göre 41, kimilerine göre 42'dir, ölüm yeri de Çorum ya da Ankara'nın Kızılcahamam ilçesi olarak gösterilir. Cenazesi Hamamözü ilçe mezarlığına defnedildi. Eylül 2011'de FILA Uluslararası Güreş Onur Listesi'ne alındı.

İsmail Topçam milli güreşçi olarak anılan üçüncü addır. Haziran 2013'te vefat ettiği ve adının aynı yılın şenliğine eklendiği bilinir; hayatına ilişkin ayrıntılı bir kaynağa ulaşılamadığından yalnızca bu kadarı yazılabilmektedir. Hamamözü yöneticileri bu üç ismi anarken şampiyonluklarının yanı sıra örnek kişiliklerini de vurgular.

İlçe, bu mirası somut biçimlerle yaşatmaya çalışmıştır. Kaymakamlığın aktardığına göre pehlivanların adları camilere, okullara ve sokaklara verilmiş, güreşçiler ilçenin "marka değeri" olarak görülmüştür. Hamit Kaplan'ın Hamamözü'ndeki evi 2012'de belediye eliyle müzeye çevrilmiş, bir ortaokul onun adını almıştır. 5 Ocak 2023'te, ölümünün 47. yıl dönümünde, Hamamözü Kaymakamlığı ile belediyenin ortak çalışmasıyla hazırlanan, yönetmenliğini ilçe özel idare müdürü Serdar Çolak'ın üstlendiği ve TRT arşivinden yararlanılan "Pehlivan" belgeseli izleyiciyle buluştu. Amasya Belediyesi Kültür Merkezi'ndeki tanıtımda konuşan dünya ve olimpiyat şampiyonu Ahmet Ayık, ağır sıklette madalya sayısı ve ülkeye kazandırdığı puan bakımından rekorun hâlâ Kaplan'da olduğunu söyledi. Belediye başkanı ise belgeselin okullarda ve üniversitelerde izletilmesi gerektiğini, gençlerin Hamamözü'nden tahta bavulla yola çıkıp dünyanın sırtını yere vuran hemşehrilerinin hayatını öğrenmesi gerektiğini söyledi.

Hamit Kaplan, Adil Candemir ve İsmail Topçam Karakucak Güreşleri

Hamamözü Kaymakamlığı ve belediyesinin düzenlediği bu şenlik, Hamamözü güreş geleneğinin yıllık buluşmasıdır. 15. düzenleme, Ağustos 2013'te yapıldı. Güreşlerden bir gün önce, 17 Ağustos 2013'te güreşçiler Kaplan ile Candemir'in mezarı başında dualarla anıldı; o yıl İsmail Topçam'ın adının da etkinliğin ismine eklendiği duyuruldu. Davetliler arasında yaklaşık dört yüz güreşçi vardı ve başpehlivanlığı Yalçın Sözen kazandı, ikinciliği Fatih Çakıroğlu aldı. 16. şenlik 11 Ekim 2014'te yapıldı.

1 Ekim 2016'da 17. şenlik şehir stadında düzenlendi. Başpehlivanlığı Recep Kara kazandı, Serhat Balcı ikinci oldu, üçüncülüğü Murat Gençtürk ile Ali Rıza Kaya paylaştı. Güreşlere 240 sporcu katıldı. Açılışta konuşan kaymakam, bu toprakların geçmişte Hamit Kaplan, Adil Candemir ve İsmail Topçam'ı yetiştirdiğini, gelecekte de yeni şampiyonlar çıkaracağını söyledi ve Türk sporcusunun rakibini yalnızca çeviklikle ve kuvvetle yere sermesinin yetmediğini, bilgisiyle, görgüsüyle ve karakteriyle de minderde rakipsiz olması gerektiğini belirtti. Belediye başkanı da adlarını verdikleri güreşçilerin hem şampiyonlukları hem örnek kişilikleri nedeniyle gurur kaynağı olduğunu anlattı. Etkinliği Amasya Valisi Salih Işık da izledi.

Ekim 2018'deki güreşlerde başpehlivanlık Rıza Yıldırım'ındı; Recep Kara ikinci, Fatih Kambur ile Yalçın Sözen üçüncü oldu. O yıl ilçede güreşlere iki yüz kadar güreşçi katılmıştı. Eylül 2023'te belediyenin 19. kez düzenlediği şenlikte başpehlivan Bekir Eryücel oldu, ikinciliği Fatih Yaşarlı aldı, üçüncülüğü Rıza Yıldırım ile Samet Özarslan paylaştı. Kaymakam, asırlık güreş kültürünün yaşatılmasını ve gelecek kuşaklara aktarılmasını herkesin sorumluluğu olarak niteledi. Belediye başkanı da Hamamözü'nde güreşin bir tutku ve sevda olduğunu, güreşle kaplıcaların ilçe için büyük önem taşıdığını söyledi. Sıra sayılarıyla yıllar karşılaştırıldığında şenliğin her yıl yapılmadığı anlaşılır: 15. düzenleme 2013'te, 19. düzenleme 2023'te yapılmıştır. Ara yıllara ilişkin ayrıntı elimizdeki kaynaklarda yoktur.

Amasya'nın Öteki Çayırları

Karakucak Amasya'da yalnızca Hamamözü'nde yaşamaz. Gümüşhacıköy ilçesinde Kabaoğuz Köyleri Kültür Dayanışma ve Kalkındırma Derneği her yıl Kabaoğuz Yayla Şenlikleri'ni düzenler ve karakucak güreşleri bu şenliğin en çok izlenen etkinliğidir. Güreşler Aphaz Çayırı'nda yapılır. 29. şenlikte, aralarında Fatih Kambur, Ömer Faruk Kalender, Bekir Eryücel, Rıza Yıldırım, Harun Kılıç ve Bekir Demirtaş'ın da bulunduğu 32 başpehlivan olmak üzere 250 pehlivan bütün gün süren müsabakalarda güreşti. 30. şenlikte finale Harun Kılıç ile Ömer Faruk Kalender çıktı; zorlu geçen karşılaşmada Kılıç rakibini yendi, Kalender ikinci, Mehmet Üngören üçüncü, Fatih Kambur dördüncü oldu. Tribünlerin ve çayırın etrafının dolduğu, seyircinin pehlivanları tezahüratla desteklediği bu şenliklerde genç ve yetişkin pehlivanların aynı çayırda karşılaştığı görülür. Gümüşhacıköy'de ayrıca ulusal düzeyde karakucak güreşleri yapıldığı ve çok sayıda izleyicinin ilçeyi bu nedenle ziyaret ettiği valilik kaynaklarında belirtilir.

Aynı adların farklı çayırlarda yeniden karşılaştığı da görülür. Rıza Yıldırım, Bekir Eryücel ve Fatih Kambur hem Hamamözü hem Gümüşhacıköy sonuç listelerinde yer alır; Recep Kara ise Hamamözü'nde başpehlivanlık kazandığı gibi Suluova'daki yağlı güreşte de altın kemerli adlar arasında anılır. Böylece Amasya'nın karakucak ve yağlı güreş geleneği aynı pehlivanlar üzerinden birbirine bağlanır.

Karakucaktan Mindere

Karakucak güreşi, Türkiye'de uzun süre minder güreşinin yetiştirici havuzu olarak görülmüştür. Olimpiyat, dünya ve Avrupa şampiyonluğu kazanmış güreşçilerin birçoğu karakucaktan mindere geçmiştir: Ahmet Yılmaz, Sadık Soğancı, Seyit Ahmet Süer, Yaşar Doğu, Celal Atik, Adil Candemir, Nasuh Akar, Sadık Esen, Hüseyin Akbaş ve Taha Akgül bu adlar arasında sayılır. Hüseyin Akbaş'ın çobanlıktan yetişip bir ayağındaki sakatlığa karşın şampiyon olması, güreş camiasında sık anlatılan örneklerdendir. 1987'de bu geçişi örgütlemek için bir karakucak projesi hazırlanmış, köylerde ilkokulların tatil döneminde on iki yaşındaki çocuklar arasında seçmeler yapılmış, kazalarda ve vilayetlerde birinci olanlar Türkiye şampiyonasına gönderilmiş, güreş eğitim merkezleri de bu çerçevede kurulmuştur. Bugün seçmeler büyük ölçüde salonlarda minder güreşine dayalı sınavlarla yapılsa da karakucak kaynak olma niteliğini korur.

Karakucağa ilginin azalması konusunda da ciddi tespitler vardır. Araştırmacılar bunun nedenleri arasında modernleşmeyi, anlaşmalı güreşlerin yapılmasını, örf ve âdetlere bağlılığın azalmasını ve basının eskisi kadar ilgi göstermemesini sayar. Güreş camiasından bir yönetici de çocukların artık pırpıtlarını alıp çimenlere gitmediğini, köylerde futbol oynadıklarını söylemiştir. Hamamözü'nde olduğu gibi belediyelerin ve derneklerin her yıl yinelediği şenlikler, bu nedenle geleneğin sürmesinde önemli bir yer tutar.

Türkiye'de resmî karakucak müsabakaları yalnızca erkeklere açıktır. Buna karşın tarihte şehzadelerin ve kadınların da güreştiği, Dede Korkut anlatılarında kız ve erkek çocukların birbiriyle güreştirildiği bilinir. 2019'da Adana'nın Karaisalı ilçesindeki Kızıldağ Karakucak Güreşleri'nde ilk kez millî takım kadın güreşçileri gösteri yapmıştır.

Kronoloji

1917: Adil Candemir, Hamamözü'nde doğar.

1933 veya 1934: Hamit Kaplan, Hamamözü'nde doğar (kaynaklarda doğum yılı bu iki biçimde geçer).

1948: Adil Candemir, Londra Olimpiyatları'nda serbest stilde 79 kiloda gümüş madalya kazanır.

1949: Adil Candemir, İstanbul'daki Avrupa Şampiyonası'nda 87 kiloda altın madalya alır.

1954: Hamit Kaplan milli takıma seçilir.

1956: Hamit Kaplan, Melbourne Olimpiyatları'nda serbest stilde olimpiyat şampiyonu olur.

1957: Hamit Kaplan, serbest stilde dünya şampiyonluğu kazanır.

5 Ocak 1976: Hamit Kaplan trafik kazasında ölür.

1987: Türkiye'de karakucaktan mindere sporcu aktaran karakucak projesi başlatılır.

12 Ocak 1989: Adil Candemir ölür.

2010: Türkiye Güreş Federasyonu Karakucak Güreş Talimatı yayımlanır.

2012: Hamit Kaplan'ın Hamamözü'ndeki evi müzeye dönüştürülür.

Ağustos 2013: 15. Hamamözü Karakucak Güreşleri yapılır; etkinliğe İsmail Topçam'ın adı da eklenir.

5 Ocak 2023: "Pehlivan" belgeseli Hamit Kaplan'ın 47. ölüm yıl dönümünde izleyiciyle buluşur.

Eylül 2023: 19. Hamamözü Karakucak Güreşleri'nde başpehlivan Bekir Eryücel olur.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar