Gümüşhacıköy, Amasya'nın en batısında, Taşan Dağları ile İnegöl Dağları arasına yayılmış geniş bir ovanın ortasında yer alır. Adı iki yerleşimin birleşmesinden doğmuştur ve bu iki yerleşimden biri, Anadolu'nun yazıyı bilmediği çağlardan beri işlenen bir gümüş madeninin başında kurulmuştur. Selçuklu darphanesi de, Köprülü Mehmed Paşa'nın bedesteni de, bugün ilçe merkezinde ayakta duran saat kulesi de aynı madenin çevresinde şekillenen bir tarihin parçalarıdır.
İlçenin hikâyesi, kaynakların her zaman aynı şeyi söylemediği bir hikâyedir. Yapı tarihleri, nüfus rakamları ve yüzölçümü ölçüleri resmî tanıtımlarda bile birbirinden ayrılır; bazı anlatımlar ise belgeden çok yerel hafızaya dayanır. Bu nedenle çelişen tarihler yan yana bırakılmış, rivayetler rivayet olarak anılmıştır.
İki Yerleşimin Tek Adı
Osmanlı belgelerinde ilçe "Gümüş ma'a Hacıköy" diye geçer; yani Gümüş ile Hacıköy birlikte. Bugünkü ad, bu iki ayrı yerleşimin zaman içinde tek bir idari birimde toplanmasından doğmuştur. Arşiv kayıtlarına dayanan çalışmalar da ilçenin tarihte Gümüş ve Hacıköy beldelerinin birleşmesiyle oluştuğunu belirtir (Keçeci Kurt ve Cevger, 2019).
Gümüş, madenin başındaki eski kasabadır. İnegöl Dağı'nın doğu eteğinde, Hacıköy'ün yaklaşık iki kilometre ötesinde kurulmuştur; dağın çevresinde ve tepelerinde gümüş damarları bulunduğu bilinir. Abdizade Hüseyin Hüsameddin'in Amasya Tarihi'ne dayanılarak aktarıldığına göre kasabaya Hicri 375 (985-986) yılından itibaren Gümüş denmiştir. Arap yazarlar adı Kumus, Kumis, Fizza, Fidde ya da Fodda biçiminde yazmış, kasaba Mengirye, Gümüş Pazar ve Kasaba-i Gümüş adlarıyla da anılmıştır. İbn Battûta 1332'de buraya uğradığında yerden "Medinetü Gümüş" diye söz eder. Danişmendname'de de kasabanın ad alışına ilişkin rivayetler bulunur; aynı anlatıda 1075 yılında Gümüş için "Süleyman Ribâtı" adının kullanıldığı belirtilir.
Hacıköy'ün adı ise bir görevliden gelir. Aktarılan bilgiye göre Hacı Ahmed Çelebi, 1490-1491 yıllarından itibaren Gümüş maden nazırı olarak Hacıköy'de oturmaya başlamış, burayı geliştirmiş, halka iyi davranmış ve orada ölmüştür. Köy önce "Hacı Nazır Köyü" olarak anılmış, halk ağzında bir süre "Hacı Nadir Köyü" biçimine dönüşmüş, sonunda Hacıköy adını almıştır. Hacı Nazır Baba'nın türbesi bugün Saray Mahallesi'ndedir. Bir anlatımda Hacı Ahmed Çelebi, aşağıda anılacak Sadreddin Artuk'un torunu olarak gösterilir.
Hacıköy'ün daha eski adları da vardır. Amasya Tarihi'ne göre bölgeye yerleşen Kimri (Gimri) Türklerinden ötürü yer önce "Kemari" diye anılmıştır. Üç yüz yılı aşkın bir süre bu adla bilinen yerleşimi Kimri boyundan Sadreddin Artuk et-Türkmânî el-Kaymârî 1378-1379 sularında imar etmiş, cami ve mektep gibi ilim yapıları yaptırmış, yer de bu nedenle "Artukabad" adıyla yaygınlaşmıştır. "Kemari" sözü zamanla "Cemare"ye dönüşmüş, bugün Cumara Mahallesi'nin adı olarak yaşar; Artıkabat da yine bir mahalle adı olarak sürer. Başka bir anlatım aynı olayı biraz farklı kurar: Sadreddin Artık'ın 14. yüzyıl sonlarında imar ettiği yerleşme sonradan Artıkova ve Artıkabat adlarını almıştır. Bölgenin bilinen ilk sakinlerinin Kimmerler olduğu ve yerin bu yüzden önceleri "Kimmari" diye anıldığı da yazılır, ancak bu bağlantı tartışmalıdır ve belgeye dayanmaz.
Resmî yazışmalara yansıması ise gecikmiştir. "Gümüşhacıköy" adı devlet salnamesinde kaza olarak ilk kez 1885'te (Hicri 1302) görünür. Sivas Vilayet Salnamesi'nde ise bu ad ancak 1903'te (Hicri 1321) yer bulur; 1885, 1887, 1889 ve 1891 tarihli vilayet salnamelerinde birim hâlâ "Maden-i Sim Kazası" olarak geçer. Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün tarihçesine göre ilçe merkezi 1891'e kadar Gümüş'e bağlı, "Hacıköyü" adlı bir bucaktı; 1890'da belediye, 1892'de ilçe merkezi oldu. Başka bir anlatım, adın 19. yüzyıl sonunda, komşu Mecitözü de "Hacıköy" diye anıldığından karışıklığı önlemek için değiştirildiğini söyler. Kaynaklarda 1881, 1882-1883 ve 1892 gibi farklı yıllar dolaşır; kesin tarihi belgesiz yazmak doğru olmaz.
Seyyahlar ve haritacılar yerleşimi çeşitli adlarla kaydetmiştir. Hacıköy için 1547'de Cogionde, 1632'de Ağıalar, 1647'de AgiÇoi, 1797'de Ajamque yazılmış; haritalarda 1530'da Hâcî, 1716'da Diacopene, 1867'de Hadji Kuei ya da Hadji Köi biçimleri görülür. Bu yazımlar, adın yabancı kulaklarda ne kadar farklı duyulduğunu gösteren küçük bir çeşitliliktir. 1930'da ilçe adının "Gümüşeli" olarak değiştirilmesi Vilayet-i Umumi Meclisi'ne önerilmiş, öneri sonuçsuz kalmıştır.
İlk Yerleşimler ve Antik Dönem
Gümüş, Anadolu'nun en eski yerleşim alanlarından biri sayılır. Resmî ilçe tanıtımına göre İlk Tunç Çağı'nda Gümüş ve çevresi büyük atölyelerin toplandığı bir bölgeydi; burada bulunan eserler Anadolu madenciliği ve metalürjisi açısından önemli veriler sunar. Anadolu'da yazının henüz bulunmadığı MÖ 3. bin yılda ve öncesinde Gümüş madenlerinin kullanıldığı tespit edilmiştir. Karlık Tepe, Kale Tepe ve Çadır Düzü mevkilerinde yoğun madencilik faaliyetinin izleri görülür; Gümüş beldesindeki cüruf birikintileri bu uzun maden geçmişinin kalıntıları olarak okunur.
Hacıköy cephesinde tablo biraz daha temkinli çizilir. Sistematik yüzey araştırmaları, Paleolitik, Mezolitik ve Neolitik dönemlere ait bir yerleşim buluntusunun bugüne dek saptanmadığını, buna karşılık Hacıköy'ün Kalkolitik Dönem'den Geç Antik Çağ ve sonrasına kadar yerleşime sahne olduğunu gösterir. Bölgede İlk, Orta ve Son Tunç Çağları boyunca bir süreklilik izlenir; MÖ 1190 dolaylarında Hitit İmparatorluğu'nun yıkılmasından hemen sonra Erken Demir Çağı'nın ilk safhalarında da yerleşim sürer. Coğrafya burada belirleyicidir: İlk Tunç Çağı yerleşmeleri tarıma elverişli ovalarda ve suya yakın yerlerde kurulmuş, Demir Çağı'ndan Roma Dönemi'nin sonuna kadar ise korunma ihtiyacı yüzünden tepe ve kaya üstü gibi stratejik, korunaklı noktalar seçilmiştir. İlçe tanıtımlarındaki dönem cetvelinde sırasıyla Hititler, Frigler, Lidyalılar, Kimmerler, İskitler, kısa süreli bir Med egemenliği, Persler ve Hellenistik dönem anılır; İmirler Köyü'nde bir İskit kumandanına ait olduğu söylenen mezar kalıntıları ile köy adlarından (Alan ve Kuzalan) yola çıkan yerel yorumlar da bu çizgiye eklenir. Bu yorum tarihçilerce tartışmalıdır ve belge yerine kanaate dayanır.
Pontus Devleti'nin kurulmasıyla Amaseia topraklarının kuzey kısmını oluşturan iki bölgeden birine Diakopene (Diakope) denmiştir. Bu bölge Gümüşhacıköy ve çevresini kapsar; kuzeydoğu yarısı Gümüş, güneybatı yarısı Hamamözü Çayı Vadisi kabul edilir ve verimli bir toprak parçası olan bir "territorium" olarak tarif edilir. Roma İmparatorluk döneminin ilk iki yüzyılında burada tarımla geçinen, barışçıl ve varlıklı üst sınıf mensuplarının yaşadığı belirtilir. Gümüşhacıköy o dönemde bir Roma kasabasıdır.
Roma dönemi için ayrıca bir uyarı gerekir. Kültür ve Turizm Müdürlüğü, İngiliz arkeolog William Ramsay'ın 1888'de yayımladığı eserine dayanarak MS 140 sularında burada "Etonia" adında bir kentin kurulduğunu, bu kentin Ankara'dan doğuya giden hat üzerinde Eukhaita (Çorum), Karissa (Alaca) ve Amaseia'yı birbirine bağlayan bir merkez ve "Doğu Roma'nın gözde şehirlerinden biri" olduğunu yazar. Ancak 2. yüzyılda "Doğu Roma" ifadesi yerinde değildir ve Etonia'nın Gümüşhacıköy'e yerleştirilmesi başka bir bağımsız kaynakta doğrulanamamıştır. Bu bilgi, bir rivayet gibi okunmalıdır. İlçe tanıtımlarındaki dönem cetvelinde sonraki yüzyıllar için Bizans, kısa süreli Emevi hâkimiyeti, 1101'de Merzifon Ovası'nda Haçlılarla yapılan savaş, Babaî isyanları ve Moğol (İlhanlı) etkisi de anılır.
Türk Dönemi ve Selçuklu Darphanesi
Türk dönemi, ilçe tanıtımlarına göre 1075'te Danişmend Melik Ahmed Gazi'nin Amasya'yı aldıktan sonra Hamamözü üzerinden Gümüş'e yönelmesiyle başlar. Melik Ahmed Gazi Gümüş'ü fethettikten sonra Hacıköy'den geçerek Vezirköprü, Durağan ve Boyabat üzerinden Kastamonu'ya ulaşmıştır. Gümüş önce Danişmendlilerin, ardından Anadolu Selçuklu Devleti'nin egemenliğine girer. Selçuklular, hem değişim aracı hem de dokuma sanayinde boya maddesi olarak kullanılan stratejik madenleri bölgeler arası ticaretin ihtiyacı doğrultusunda işletmiştir; Gümüş bu değere sahip az sayıdaki yerleşmeden biridir.
Selçuklu döneminde burada bir darphane çalışır. IV. Kılıçarslan'ın 1263'te Gümüş Darphanesi'nde gümüş sikke bastırdığı yazılır. İngilizce ansiklopedik anlatımlar, 13. ve 14. yüzyıllarda hem Selçuklu hem İlhanlı sikkelerinin burada darp edildiğini, o dönemde kasabanın Gümüşbazar diye bilindiğini ekler. Kimi anlatımlarda Selçuklu emirlerinden "Emir Gümüşlü" lakaplı Eminüddin Yunus el-Kumsi'nin gayretiyle belde geliştiği söylenir. Darphane, kasabanın dokusuna öylesine işlemiştir ki adı bir mahalleye verilmiştir; 1356'ya kadar maden eminliği yapan Armağan Çelebi'nin oturduğu mahalle "Armağan" olarak anılmış, sonradan maden işçilerinin, yani ırgatların orada oturmasıyla "Irgat Mahallesi" adını almıştır. 15. yüzyılda Gümüş kasabası Cami-i Kebir, Darphane ve Armağan (Irgat) adlı üç mahalleden, yaklaşık üç yüz haneden oluşan küçük bir yerleşimdir.
Selçuklu sonrasında bölge sık sık el değiştirir. İlçe tanıtımlarındaki dönem cetvelinde Candaroğulları (1291), Gimri Türkleri (1300), Eretnalılar (1335), Taşanoğulları (1353), Şadgeldi Paşa (1360) ve Kadı Burhaneddin (1381) dönemleri sıralanır. Amasya Tarihi'nde 15. yüzyıl için "Mirdat Oğlu Celaleddin Bey" adlı bir yerel beyden söz edilir; Tavşan Dağları'nın adının büyük olasılıkla bu beyden geldiği ileri sürülür. Aynı kaynak, Gümüşlüzade Abdullah Çelebi'nin kardeşi Burhaneddin Ahmed Bey'in kazada derebeylik yaptığını, Gümüş'te adını bir mahalleye veren Armağan Bey'in onun adına yönetim yürüttüğünü ve kasabanın o yıllarda Gümüş Pazarı diye anıldığını da yazar.
Osmanlı Egemenliği ve Gümüşün Yönetimi
Osmanlı dönemine geçiş de gümüşle birlikte anlatılır. Resmî tanıtımlarda yer alan bir bilgiye göre Anadolu beylikleri Osmanlı aleyhine harekete geçince I. Murad 1386'da fetih hareketlerine girişir; Osmancık, Gümüş ve Amasya'nın Osmanlı egemenliğini kabul ettiklerini bildirmeleri üzerine bölgeye oğlu Yıldırım Bayezid'i gönderir. Şehzade Bayezid 1386'da Amasya'ya gelerek Amasya Beyliği'ni Osmanlı Devleti'ne bağlar. Aynı anlatımda Rum Eyaleti'nin ilk sancakbeyliğine Bayezid'in atanmasıyla Amasya'da "Çelebi Sultan"lar döneminin başladığı, Tokat ve Sivas'ı da içine alan Eyalet-i Rumiye-i Suğra'nın merkezinin 15. yüzyılın ilk yarısından 1520'ye kadar Amasya olduğu kaydedilir. İlçe tanıtımlarındaki dönem cetvelinde Osmanlı hâkimiyeti için 1393 ve 1398 gibi başka tarihler de yer alır; bu nedenle bölgenin Osmanlı'ya geçişi için tek bir kesin yıl vermek mümkün değildir.
Evliya Çelebi'ye atfedilen anlatıya göre Gümüş halkı 1386'da kaleyi gümüş kap kacak hediyelerle Yıldırım Bayezid'e teslim eder. Aynı anlatıda madenin 100 akçeye iltizama verildiği, mültezimin her yıl devlete 70 kantar saf gümüş ve 1000 çift gümüşlü at çulu ödediği, kuyumcuların bu saf gümüşün yüz dirhemine on dirhem saf bakır katarak damgalanmaya gönderdiği ve şehrin bütün halkının madende çalıştığı belirtilir. Bu rakamlar Evliya Çelebi anlatısının sunduğu rakamlardır; arşiv belgesiyle teyit edilmiş değildir.
Arşive dayanan veriler daha somuttur. Çelebi Mehmed zamanında 1403-1404'te Amasyalı Kutlu Beyzade Halil Bey Gümüş maden emini olarak atanır. 1413-1414'te beylerbeyi olan Halil Paşa 1415-1416'da taştan bir medrese yaptırıp vakfını kurar. 1429-1430'da Yörgüç Paşa medresenin yanına büyük bir cami yaptırır. 1452-1453'te maden eminliği görevinde İskender Çelebi'nin bulunduğu bildirilir. Gümüş 1520 tahririnde 16, 1576 tahririnde 19 mahalleye sahiptir; şehir ve köylerde yaşayan tahmini nüfus 3.589'dan, yaklaşık yüzde 84'lük artışla 6.602'ye çıkar. 1520'de şehirde 1.883, köylerde 1.706 kişi, 1576'da şehirde 3.807, köylerde 2.795 kişi yazılıdır. Yüzyıllar boyunca Gümüş madenleri idari bakımdan Sivas vilayetine bağlı kalmış, mali bakımdan Darphâne-yi Amire tarafından yönetilmiş, kendine özgü bir kanunname çıkarılmayıp mevcut maden kanunları çerçevesinde idare edilmiştir.
16. yüzyılın ikinci yarısından sonra Amerika'dan gelen bol gümüş Osmanlı piyasasını sarsar. Üretim maliyeti yüksek olan ocaklar ve onlara bağlı darphaneler uzun süre atıl kalır; bu süre içinde Gümüşhacıköy madenciliği çeşitli sorunlar yaşar. İlçe tanıtımları ayrıca 1566 Celali isyanlarını ve 1553'te Şehzade Mustafa olayından sonra Amasya'nın yeniden sancağa dönüştürülerek Sivas'a bağlandığını anar. Bu ayrıntı, Gümüşhacıköy'ün Amasya'nın şehzade geleneğiyle dolaylı bağını da gösterir; dönem cetvelinde 1785'te "Şehzadeler Sancağı sınırları içinde" olduğu da yazılıdır.
Madencilik 19. yüzyılın başında yeniden canlanır. Bu dönemi inceleyen Songül Keçeci Kurt ve Gürkan Cevger'e göre madenler 1760 dolaylarından itibaren mâlikâne sistemindeki borçlanma yüzünden Darphâne'ye devredilen mukataalar arasındadır ve emanet usulüyle, eminler aracılığıyla yönetilir. Emin, madeni belli bir ücret karşılığında yöneten, ancak işin riskini üstlenmeyen bir görevlidir; ihtiyaç duyduğu parayı darphaneden alır ya da iltizam bedellerinden tahsil eder. Eminler doğrudan Darphâne Nazırı'nın takririyle, sadrazamın telhisi ve padişahın hatt-ı hümayunuyla atanır, çoğu zaman yalnızca bir yıllığına görev yapar. Gümüşhacıköy'de 1800-1801 belgelerinde yeniden "feth ve güşad" edilen bir madenden söz edilir. 11 Temmuz 1800 tarihli kararda yakın köylerin ahalisi, bazı vergilerden muaf tutulma karşılığında madene bağlanır; 6 Ocak 1801'de Darphâne Nazırı Ahmed Şakir'in takririyle maden idaresi Ömer adlı birine ihale edilir ve yeni mağaraların açıldığı, üç yeni fırının eklendiği bildirilir. 1802 tarihli bir belgede Hacıköy mukataasının 17.750, Gümüş mukataasının 3.151,5 kuruş iltizam bedeli taşıdığı görülür. Belgelerde iki sene sonra Silahşörlerden Velibeyzade Seyyid Ahmed (1804), Cabbarzade Süleyman (1806) ve Osman (1807) gibi eminlerin adları geçer.
Ocakların verimini artırmak için Gümüşhane'den ve Kayseri'den usta madenciler getirilir, yeni ocaklar açılır. Çıkarılan başlıca madenler gümüş ve kurşundur; 1809'da gümüş içerikli altın-kurşun karışımı yaklaşık 41 bin dirhemi aşar. Çıkarılan gümüşün zaman zaman Samsun iskelesi üzerinden İstanbul'a gönderildiği anlaşılmaktadır. Osman Hamdi Bey'in babası, mühendis Edhem Bey'in 21 Temmuz 1842'de Gümüşhacıköy Maden-i Hümayunu müdürlüğüne atanması, madene verilen önemin bir başka işaretidir. Gümüş Maden Eminliği 1892'de kaldırılır; Gümüş'ün mülki idaresi 1888'de Hacıköy kaymakamlarına devredilmiştir.
Köprülü Mehmed Paşa ve Hacıköy'ün Yükselişi
Gümüş madeni bir dönem Köprülü Mehmed Paşa'ya has arpalık olarak verilir ve paşanın burada oturması zorunlu tutulur. Paşa Hacıköy'de kâgir ve sağlam bir kervansaray, bunun kuzeyinde büyük bir cami, yanında da "ördekli hamam" diye anılan bir hamam yaptırır; bedesteni de ekleyerek yapıların tamamını 1660-1661'de vakfeder (Keçeci Kurt ve Cevger, 2019). Bu külliyeyle Hacıköy, madenin gölgesindeki bir köy olmaktan çıkıp ticaret kasabasına dönüşür. Bir ilçe tanıtımında Köprülü Mehmed Paşa'nın Hacıköy'ü kasaba haline getirmesi için 1684 tarihi verilir; ancak Köprülü Mehmed Paşa'nın 1661'de öldüğü düşünülürse bu tarih ya başka bir Köprülü'ye ya da bir yazım hatasına işaret eder.
Köprülü ailesinin izi sonra da sürer. Köprülü Mehmed Paşa'nın torunlarından Hafız Ahmed Paşa'nın oğlu Abdülbaki Bey 1756-1757'de Gümüş maden emini ve kefili olarak atanır; camiyi yeniler, hamam başta olmak üzere yeni yapılar yaptırır. Bu yapıların toplamı sayesinde Hacıköy gelişir ve sonunda Gümüş de Cemare, Artukabad, Saray, Hacı Yahya, Adatepe, Beylikçayırı, Ermeni Kilisesi ve Çay adlarındaki sekiz mahalleden oluşan bir nahiye merkezi haline gelir. 1863'e kadar Hacıköy eşrafı ve nahiye müdürleri kasabanın imarı için çaba harcamış, 1876 sıralarında geniş bir güzelleştirme ve geliştirme faaliyeti başlatılmış, 1881'de Hacıköy kaza merkezi olmuştur. Gümüş de bu sırada nahiye merkezine dönüşmüştür.
Seyyahlar da kasabaya uğrar. Tavernier 1632'de "iki kervansaraylı büyükçe bir kasaba"dan söz eder. 1647'de Boullaye le Gouz, "bir zamanlar büyük bir yerleşim merkezi" olduğu anlaşılan Hacıköy'de iki cami görür. Evliya Çelebi için burası "gayet mamur edilecek yerdir ki benzeri yoktur." 19. yüzyılda Seyyah Rottiers, Hacıköy'ün 400 hanelik bir yer olduğunu, doğrudan padişahın atadığı bir yönetici tarafından yönetildiğini ve burada gümüş ile kurşun ocaklarının bulunduğunu yazar.
1868'de belgelere giren bir karar çarşıyı doğrudan ilgilendirir. Gümüş kazasında düzenli bir çarşı ve pazar bulunmadığından madenciler ve halk ihtiyaçları için başka yerlerin pazarlarına gitmek zorunda kalıyordu. Bunun üzerine kazada her hafta çarşamba günü yeni bir pazar kurulması istenir (Osmanlı arşivi belgesi, Erdoğru'nun derlemesinden aktarılmıştır).
Kaza Olma Yolunda
İdari tarih biraz dolambaçlıdır. 1831 sayımında Gümüş Madeni Amasya Sancağı'na bağlı bir kaza merkezidir; bu ilk düzenli sayımda yalnız erkekler yazılmış, Gümüş 1.395, Hacıköy 3.218 kişiyle kayda geçmiştir. 1847'de Amasya ve Çorum sancakları birleştirilince Hacıköy ile "Gümüş ma'a Kabakoz" 1856'ya kadar kaza olarak yer alır. 1864 vilayet nizamnamesine göre ilçe, Sivas Vilayeti'ne bağlı Merzifon, Vezirköprü, Osmancık, Havza ve Mecitözü kazalarıyla birlikte 6 nahiye ve 80 köyden oluşur. 1871'de Amasya Sancağı'na "Maden-i Sim" kazası eklenir. 1882-1883'te bu kazanın merkezi Hacıköy'e kaydırılır ve Gümüşhacıköy adıyla yeni bir kaza oluşur. 30 Temmuz 1899'da kaza merkezinin yeniden Gümüş'e taşınması istenir, ancak 1909'da Gümüş Madeni Kasabası nahiye yapılarak Gümüşhacıköy'e bağlanır. Aynı dönem kaynaklarında nahiyeler olarak Gümüşmadeni, Saraycık ve Hamamözü anılır.
1865'te Abdülaziz döneminde Gümüşhacıköy'e bağlı nahiyeler Eslemez, Sallar, Saraycık ve Kağnıcı olarak yazılmıştır. 16. yüzyılda ise Kabakoz (Kabaoğuz) nahiyesi, idari taksimatta Vezirköprü'ye (Gedegera) bağlı olmasına rağmen Gümüş maden eminliğinin emrine verilmişti. 1520'de Gümüşhacıköy, Amasya Sancağı idari taksimatında Gaziler Ovacığı içinde yer alır. Bu ad Amasya ile Suluova'nın bir kısmını, Merzifon ve Gümüşhacıköy ovasını kapsar; ovanın etrafı dağlarla çevrilidir ve Battal Gazi'nin askerlerinin bu yörede yattığına inanılır.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında ilçe, Gümüş, Saraycık ve Hamamözü merkezli üç nahiye ile 56 köyden oluşur. İlçenin ilk idare heyeti Kaymakam İbrahim Rüştü Bey, Mal Müdürü Hasan Sabri Bey, Müftü Saib Efendi, Asliye Hâkimi Bilâl Bey ve Mustantik Ali Ömer Bey'den oluşmuştur. 1928-1929'da ilçede bulunan İlköğretim Müfettişi Remzi Bey, ilçe merkezinde 1.252 hane bulunduğunu ve gayrimüslimlerin sayısının 306 olduğunu bildirir. Hamamözü, 1990'da ayrılarak ayrı bir ilçe olur. Gümüş beldesinin belediye tüzel kişiliği ise 29 Mart 2009'da sona ermiştir.
Savaşlar, Mübadele ve Çok Dinli Bir Geçmiş
Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı ilçenin nüfusunu ağır biçimde eritir. Savaşlarda binlerle ifade edilen kayıplar verilir; geriye gaziler, kadınlar ve çocuklar kalır. İlçe kaynakları, mütareke yıllarında İngilizlerin Merzifon'a kadar ilerlediğini, Gümüşhacıköy'e gelip hükümet konağına bayrak çekmeye çalıştıklarında geride kalan kadınlar, çocuklar ve sakat gaziler tarafından taş ve sopalarla püskürtüldüklerini anlatır. Bu anlatı yerel kaynaklıdır ve bağımsız bir belgeyle doğrulanamamıştır.
Kasabanın çok dinli, çok dilli bir geçmişi vardır. Fransız araştırmacı Vital Cuinet'e göre 1890 dolaylarında Hacıköy'de Müslümanların yanında Ermeni Gregoryenler ve Protestanlar, Gümüş'te Rum Ortodokslar yaşar. 1893'te tamamlanan Osmanlı sayımına göre ilçe nüfusu 25.146'dır: 20.247 Müslüman, 2.149 Rum, 2.600 Ermeni ve 150 Protestan. Osmanlı'nın son sayımı olan 1914'te toplam nüfus 32.339'a ulaşır; aynı kaynakta 1915'te 650 hanede 4.500 Ermeni nüfus bulunduğu da yazılıdır. Cumhuriyet'in ilk sayımı olan 1927'de ilçe nüfusu 26.264'tür. 1923-1924 mübadelesinde Gümüşhacıköy'e 278 hanede 1.199 kişi iskân edilir; bu mübadiller toprak ve eşya sıkıntısı çeker.
Rumların bıraktığı yapılardan biri, Gümüş'teki Kızlar Manastırı'dır. 1840-1860 arasında madende çalışmaya gelen Rumlarca yaptırıldığı, 1925'te Rumların ayrılmasıyla bakımsız kaldığı yazılır. Kimi kaynaklarda burada Pontus kralları için av partileri düzenlendiği söylenir; bu bir rivayettir, belge yoktur. Bir diğer yapı olan Maden Hamamı da Rum ustalarla ilişkilidir ve 1820'de yaptırıldığı anlatılır.
Gezilecek Yerler
İlçenin tarihî yapıları iki merkeze dağılır: Hacıköy'deki ilçe merkezi ve Gümüş beldesi. Resmî tanıtımlarda geçen yapıların tarihleri çoğu zaman kaynaktan kaynağa değişir; aşağıda bu farklar saklanmadan, yan yana verilmiştir.
Bedesten
Amasya Kültür ve Turizm Müdürlüğü'ne göre bedesten doğu-batı doğrultusunda uzanır ve Köprülü Mehmed Paşa tarafından 1660'ta yaptırılmıştır. Büyük taç kapılı iki girişi vardır, kapıların üzeri sivri kemerlidir. İçeride iki yanda dükkânlar, ortada üstü açık bir geçit bulunur. Duvarlar kesme taştır. Kaymakamlığın tanıtımında yapı, beşik tonozlu dükkânlardan oluşan, payandalı ve silmeli bir bina olarak tarif edilir; giriş kapılarındaki kırmızı-beyaz kemer örgüsü de renk katan bir ayrıntı sayılır. Bir başka anlatımda yapı kervansaray olarak planlanmış, kâgir, dört kapılı ve 82 x 9 metre ölçüsünde, 1669 tarihli bir yapı olarak geçer; sonraki yıllarda bedesten olarak kullanılmış ve ona göre onarılmıştır. 1660-1661 ile 1669 arasındaki bu fark kaynaklarda çözülmemiş durumdadır.
Bedestenli şehir olmanın anlamını Halil İnalcık şöyle özetler: "Kural olarak bedestenli şehir uluslararası bir ticaret merkezidir." İlçe tanıtımları, bedestenin yüzyıllar boyu Hindistan, İran ve Avrupa'dan gelen tüccarların buluşup konakladığı yer olduğunu, fetihten hemen sonra Anadolu-Rumeli ticaret yolu üzerindeki şehir için güvenli ve büyük hacimli bir ticaret ortamı sağlamak amacıyla kurulduğunu yazar. Bu ifade tanıtım diliyle yazılmıştır; belgeli bir ticaret rakamı verilmemiştir.
Saat Kulesi
Kule, bedestenin doğu yanında, kemerin üzerindedir. Yanyalı Mustafa Paşa'nın oğlu Ali Rıza Bey'in yaptırdığı yazılır; yapım yılı kaynakta 1898 ya da 1900'dür, 1899'da bir kulenin var olduğuna dair bir belge de anılır. Resmî anlatıma göre 1900'de dikilen özgün kule 1943 depreminde yıkılmış, 1948'de aynı yere ahşap bir kule yapılmış, 1971'de bu kule yol çalışmaları kapsamında yıkılıp yenisi dikilmiş, o da yıkılınca 2009'da bugünkü kule yapılmıştır. Başka bir anlatım 1948'de yıkılıp yeniden yapıldığını söyler; Kültür ve Turizm Müdürlüğü ise 1939 depremini anar ve 1971'de yerel desteğin kuleyi yeniden ayağa kaldırdığını belirtir. Yani tarih sırası kaynaklarda tam oturmuyor.
Köprülü Mehmed Paşa Camii
Cami 1660'ta Köprülü Mehmed Paşa tarafından yaptırılmış, kâgir olarak inşa edilmiştir. Abdülbaki Bey sonradan yapıyı genişletip onarmıştır. Minare ve kubbe bölümleri 1943 depreminde yıkılmış, depremden sonra alana bir namazgâh eklenmiş, caminin tamamı yıkılarak 1948'de bugünkü yapı yeniden inşa edilmiştir.
Büyük Hamam
Hacı Nadir Baba Türbesi yanındaki Büyük Hamam'ın Abdülbaki Bey tarafından 1756'da yaptırıldığı yazılır. Köprülü'nün külliyesindeki hamam ise "ördekli hamam" diye anılır. Hangi hamamın hangisi olduğu okunan kaynaklarda netleşmemektedir.
Hacı Nazır Baba Türbesi
Türbe Saray Mahallesi'ndedir. Kare planlıdır, ön cephesi tuğladan kemerli ve eyvanlıdır; diğer cepheler moloz taştır. Giriş sıvalıdır, kapının üstünde kitabe bulunur. İçeride iki ahşap sanduka vardır. Giriş cephesindeki kalem işi bezemeler dikkat çekicidir. Türkiye Kültür Portalı envanterinde yapı Hacı Nadir Baba Türbesi adıyla kayıtlıdır.
Gümüş'teki Yapılar
Haliliye Medresesi. Beylerbeyi Halil Paşa yaptırmıştır; Halil Paşa daha önce burada gümüş madeni eminliği yapmış, 1413'te beylerbeyi olmuştur. Yapım tarihi Kültür Portalı'nda 1415, ilçe tanıtımında 1413 olarak verilir. Medrese dikdörtgen planlıdır ve moloz taştan örülmüştür; duvar taşlarının arası yakın dönem onarımlarında doldurulmuştur. Başta kapalı avlulu ve kubbeliyken kubbe çökmüş, avlu ahşap sütunlu revaklarla açık bırakılmıştır. Giriş güney cephededir ve yapım kitabesi burada yer alır. İçeri girildiğinde ahşap sütunlu, sivri kemerli, düz tavanlı revakların çevrelediği dikdörtgen bir avlu görülür; revakların arkasında odalar ve dershaneler dizilidir, ortadaki eyvanlı odalar diğerlerinden geniştir ve kapılarının üzerinde yine kitabeler bulunur. Her oda küçük bir pencereyle dışarıya açılır. Medrese uzun yıllar Garip Hafız adıyla bilinen İbrahim Hakkı Hazretleri'nin dergâhı olarak kullanılmış, kendisi buraya gömülmüştür.
Yörgüç Paşa (Yörgüç Rüstem Paşa) Camii. Yapım yılı 1429 olarak verilir; 1945'te onarılmış, 1996 depreminden hasar görünce yeniden restore edilmiştir. Başka bir anlatım, caminin 1429'da ahşap olarak yapıldığını, 1560'ta kâgir olarak yeniden inşa edildiğini ve 1946'da onarıldığını yazar. Hüseyin Hüsameddin'in Hicri 833 (1429-1430) tarihini verdiği aktarılır. Minaresinin ustası Nazari Usta'dır.
Darphane Camii. Selçuklu ve Osmanlı darphanelerinin burada olduğu, binanın sonradan cami olarak kullanıldığı yazılır.
Maden Hamamı. Çay Mahallesi'ndedir; Rumlarca 1820'de, Nazari Usta'ya yaptırıldığı, ilk hâlini koruduğu ve hâlâ hizmet verdiği yazılır.
Maden Camii. İngilizce bir kaynak camiyi kiliseden çevrilmiş bir yapı olarak anar.
Kızlar Manastırı. Yukarıda anlatıldığı gibi 1840 tarihli, terk edilmiş durumda bir yapıdır.
Ziyaret planlayanlar için bir not gerekir. Açılış saatleri, ücretler ve onarım durumu zamanla değişir. Kültür Portalı Haliliye Medresesi'ne ulaşımı şehir merkezine yaklaşık 72 km olarak verir. Gitmeden önce Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'ne ya da Kaymakamlığa sormak en doğrusudur. Yapılar arasındaki yürüyüş mesafesi hiçbir kaynakta verilmemiştir.
Coğrafya, İklim ve Ulaşım
İlçe, Orta Karadeniz'in iç kesiminde, Amasya'nın kuzeybatısındadır. Kuzeyinde Vezirköprü, doğusunda Merzifon, güneyinde Hamamözü, batısında Osmancık yer alır. Orta ve Doğu Karadeniz'i İstanbul'a bağlayan devlet karayolu üzerindeki ilçe merkezi, Amasya'ya yaklaşık 68-70 km, Merzifon'a 18 km, Hamamözü'ne 23 km, Osmancık'a 35 km uzaklıktadır. Kuzeyden Samsun'un Vezirköprü ilçesine yayla yoluyla da bağlantı vardır ve bu yol bir kaynakta 40 km olarak verilir.
Ölçümler kaynaktan kaynağa değişir. Yüzölçümü bir anlatımda 629 km², Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nde 653 km², resmî ilçe tanıtımlarında 696,07 km² olarak geçer. Rakım 810 ya da 819 metredir. Bu farkların nedeni ölçüm yöntemi ve tarihinin farklı olmasıdır; sayılar bu nedenle kaynaklarıyla birlikte aktarılmıştır. Arazi dağılımına gelince, toplam 696.067 dekarın yüzde 40,72'si orman ve fundalık, yüzde 33,11'i tarım arazisi, yüzde 23,38'i çayır, mera, yaylak ve harman yeridir; yerleşim alanı yüzde 1,13'te kalır.
İlçe merkezi, Taşan Dağları ile İnegöl Dağları arasındaki geniş ovanın ortasındadır. Taşan Dağları kuzeyde, Canik Dağları'nın bir kolu olarak uzanır. En yüksek nokta, 1.864 metreyle İnegöl Tepesi'dir; başka bir kaynak 1.873 verir. İnegöl Dağları'ndan doğan Gümüş Suyu küçük çaylarla birleşerek Yeşilırmak kolu Tersakan Çayı'na karışır. İnegöl Dağları'nın batısından doğan bir çay Hamamözü yönünde Akpınar Suyu adını alır. Taşan Dağları'ndan inen Karaköy ve Pusacık çayları ise Hacıpınar Çayı'nı oluşturur; bu çay Osmancık'tan geçerek Kızılırmak'a ulaşır. Ormanlarda kayın, meşe, karaağaç ve çeşitli çamlar bulunur. İlçede dört sulama göleti vardır; en büyüğü Karaköy (Balıklı) göletidir, onu İmirler, Çitlibağlıca ve Keltepe mevkiindeki Ayvalı gölet izler.
İklim bir geçiş iklimidir; bazen Karadeniz'in, bazen İç Anadolu'nun karakterini gösterir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ilçe merkezinde ılıman ve yağışlı, yüksek kesimlerde soğuk ve karlıdır. Yıllık ortalama sıcaklık 11,0 °C, yağış 435 mm olarak verilir. En sıcak ay temmuz (20,4 °C), en soğuk ay ocaktır (0,5 °C); mayıs 61 mm ile en yağışlı, ağustos 14 mm ile en kurak aydır. Bu değerler Climate-Data.org kaynaklı ortalamalardır.
Nüfus
İlk düzenli sayım olan 1831'de Gümüş'te 1.395, Hacıköy'de 3.218 erkek yazılmıştır. 1844'te Hacıköy kazasında 5 köy, 3 mahalle ve 727 hane tespit edilir; bu sayımda kadınlar ilk kez dahil edilir ve nüfus, hane sayısının beşle çarpılması yöntemiyle tahmin edilir (3.635). Vital Cuinet'in 1875 için verdiği toplam 24.977, 1881 için bildirilen rakam 25.146'dır. 1903'te ilçe nüfusu 27.548, 1907'de 31.316, 1914'te 32.339'dur. Cumhuriyet'in ilk sayımı olan 1927'de merkez nüfusu 6.139, genel toplam 26.264'tür; 1940'ta 30.418, 1950'de 36.108, 1965'te 42.564 olur.
Kırsal nüfus 1970'te, 33.443 ile en yüksek düzeye ulaşır. Toplam nüfus 1980'de 46.924 ile doruğundadır. İlçe merkezi ise 1985'te 15.048 ile en kalabalık dönemini yaşar. 1990'da Hamamözü'nün ilçe olarak ayrılmasıyla toplam nüfus 35.225'e, 2000'de 29.735'e iner; Hamamözü'nün ayrılışı 1985 ile 1990 arasındaki düşüşün başlıca nedenidir. 2007'de 25.632 olan nüfus 2024'te 22.663'e inmiştir (şehir 14.819, kır 7.945; TÜİK ADNKS). Merkez nüfusu 2000'den beri 14-15 bin dolayında seyrederken kırsal nüfus 2007'deki 12.785'ten 2019'da 8.121'e düşmüştür. 2019'da en kalabalık mahalle 5.333 kişiyle Artıkabat'tır; onu Hacıyahya (2.872), Saray (2.285) ve Cumara (2.034) izler. İlçede merkezde altı, Gümüş beldesinde altı mahalle bulunur. Köy sayısı bir kaynakta 44'tür; eski bir tanıtımda 42 köyden söz edilir.
Eğitim ve Spor
Meşrutiyet'ten sonra ilçeye muallim mekteplerinden mezun öğretmenler gelmeye başlamıştır, ancak sayıları azdır ve eğitim için ayrılmış bir bütçe yoktur. Öğretmen maaşları halktan toplanan maarif parasıyla ödenir. Bu geliri artırmak için 1907'de Kaymakam Tahir Bey ve halkın gayretiyle Maarif Hamamı yaptırılır; hamam 2010'da yıkılmıştır. 1928'den itibaren eğitim tek çatı altında örgütlenir; Saray Mahallesi'nde açılan Kemal Paşa Okulu bünyesinde ilçe maarif memurluğu da aynı yıl göreve başlar, maarif memuru aynı zamanda okulun müdürüdür. İlçeye atanan ilk maarif memuru Erzurum Muallim Mektebi mezunu, Horasan doğumlu Haydar Aras'tır.
İlçe tanıtımına göre bugün ilçede bir anaokulu, sekiz ilkokul, yedi ortaokul, dört ortaöğretim okulu ve bir mesleki eğitim merkezi, ayrıca halk eğitim merkezi, öğretmenevi, özel yurt ve rehabilitasyon merkezleri bulunur; toplamda 28 kurumda 3.035 öğrenci 330 öğretmenle eğitim görür. Amasya Üniversitesi'ne bağlı Hasan Duman Meslek Yüksekokulu için 2010'da kuruluş kararı alınmış, okul 2011-2012'de Bankacılık ve Sigortacılık ile Maliye bölümleriyle öğretime başlamış, sonradan Menkul Kıymetler ve Sermaye Piyasası programı da eklenmiştir.
Spor tarafında en dikkat çeken dal güreştir. Gümüş Spor Kulübü sporcularından Ahmet Yücel 2013-2018 yıllarında Türkiye birinciliği, 2017'de minikler Avrupa üçüncülüğü ve 2018'de yıldızlar dünya üçüncülüğü kazanmıştır; Alper Turan, Emircan Çolak ve başka sporcular da Türkiye ve Avrupa derecelerine ulaşmıştır. İlçede geleneksel okçuluk, rahvan at koşusu, voleybol, briç ve engelli basketbol dallarında da kulüpler vardır. Şehir stadı 1983-1984 futbol sezonunda hizmete açılmış, 2015'te rahvan at yarışlarına uygun kulvarlar yapılmış, Uluslararası Geleneksel Okçuluk Festivali de bu alanda düzenlenmiştir. Ulusal Motor Sporları Süper Enduro Yarışları ve karakucak güreşleri de resmî tanıtımda anılan etkinlikler arasındadır. Tarihler yıldan yıla değişir; güncel takvim için belediyeye bakmak gerekir.
Ekonomi ve Üretim
Ekonominin omurgası tarım ve hayvancılıktır. Başlıca tarla ürünleri şeker pancarı, buğday, arpa, baklagiller, tütün, soğan, ayçiçeği ve kendirdir; akarsu boylarında başta elma olmak üzere meyve yetiştirilir. Yörenin basma tütünü, harmanlarda tat ve koku vermesiyle bilinir. Tarım arazisinin 230.500 dekarlık bölümünün 193.179 dekarı tarla ziraatına, 4.837 dekarı meyveye, 1.250 dekarı sebzeye ayrılmıştır; sulanabilen arazi yüzde 46,1, kuru tarım yüzde 53,9'dur. Hayvancılıkta yaklaşık 20 bin büyükbaş, 17 bin küçükbaş hayvan ile 2.191 arılı kovan sayılır; kümes hayvanları dört ticari işletmede toplanır ve 300 bini aşar. İlçe topraklarında manganez yatakları bulunduğu da yazılır. Madencilik ise bugün faal bir iş kolu değildir.
Kendirin ayrı bir yeri vardır. Kaymakamlık belgelerine göre kendir 1970'lere kadar tarlaların bir köşesinde ekilir, dokuma ihtiyacını karşılardı. 1941'de Gümüşhacıköy kendir lifinin fiyatının 70 kuruştan 66 kuruşa düştüğü, 1958'de Kastamonu'da ekilen 2.243 hektarlık kendir tohumunun tamamının ilçeden karşılandığı yazılır. Kendir işleyen büyük bir ip fabrikası, iki un fabrikası ve geleneksel bir uğraş olan leblebicilik de ilçe ekonomisinin parçalarıdır. Gümüşhacıköy, Amasya'nın ekonomik bakımdan az gelişmiş ilçelerinden biri olarak da tarif edilir.
Mutfak ve Gelenek
İlçenin yemek kültürü resmî tanıtımda gruplar hâlinde sayılır: sıkma tarhana, toyka ve çatal çorbası gibi çorbalar; keşkek, şıngır kebabı, hamur yahnisi gibi et yemekleri; madımak, patlıcan çeşitleri ve pirpirim gibi sebze yemekleri; puaça, kaypak, yakasal böreği, gömbe gibi hamur işleri; erişteli ve kabak kabuklu pilavlar; paluze, tırtıl baklava ve höşmerim gibi tatlılar.
Bunların en tanınmışı keşkektir. Anlatıya göre Gümüşhacıköy'de bayram demek keşkek demektir. Keşkek, arefe akşamı çömlek denen derin, iki kulplu, şişkince toprak kaplara konup kara fırın denen odun fırınlarına sürülür; bayram sabahı namazdan çıkanlar çömlekleri alıp evlerine gider. Çömlek eve yakın bir mahalle fırınındaysa evin kadınları çömlekleri erkekler namazdan dönene kadar getirir. Yöre keşkeğini ayıran özellik, fırından çıktıktan sonra sakız kıvamına gelene kadar, yani tanelerin birbirine karışıp bulamaç olmasına kadar "çalma" denen karıştırma işleminden geçmesi ve servis sırasında üzerine salçalı tereyağı sosu dökülmesidir. Tarifin ölçüleri bu kaynaklarda verilmez, bu nedenle yazılmamıştır.
Gümüşhacıköy'ün edebî bir yönü de vardır. Anlatılara göre maden zenginliği bölgeye medrese, kütüphane, han ve hamam getirmiş; İstanbul yolu üzerinde olması nedeniyle halk âşıklarının da uğrak noktası olmuş ve burada divan ile halk şiirine katkı yapan bir edebî muhit oluşmuştur. 1943'te Muzaffer Sarısözen ve arkadaşlarının Karadeniz derlemelerinde ilçe köylerinin büyük kısmında da çalışma yapıldığı kaydedilmiştir.
Çevrede Neler Var
Merzifon 18 km uzaklıktadır. Kuzeye doğru Vezirköprü yönünde yayla yolu da vardır. İngilizce bir kaynak, Şarlayuk yakınında şelaleli bir mesire alanı bulunduğunu söyler; yeri ve ulaşımı konusunda ek bir kaynağa rastlanmamıştır. Ziyaret planı yapmadan önce yerel kaynaklara danışmak yerinde olur. Gümüşhacıköy gösterişli bir turistik cazibeden çok, işlenmiş bir madenin ve onun çevresinde oluşmuş çarşının hikâyesidir.
Kronoloji
MÖ 3. bin yıl: Gümüş'teki madencilik faaliyetlerinin izleri.
985-986: Hüseyin Hüsameddin'e göre kasabaya Gümüş denmeye başlanır.
1075: Danişmend Melik Ahmed Gazi Gümüş'ü alır.
1263: IV. Kılıçarslan Gümüş Darphanesi'nde sikke bastırır.
1378-1379: Sadreddin Artuk'un imarıyla Hacıköy "Artukabad" adını alır.
1386: I. Murad döneminde Şehzade Bayezid bölgeyi Osmanlı'ya bağlar.
1403-1404: Kutlu Beyzade Halil Bey Gümüş maden emini olur.
1413-1415: Haliliye Medresesi'nin yapımı.
1429: Yörgüç Paşa Camii (kaynaklara göre 1429-1430).
1490-1491: Hacı Ahmed Çelebi maden nazırı olarak Hacıköy'de oturur.
1520: Gümüş'te 16 mahalle, 3.589 kişi; 1576: 19 mahalle, 6.602 kişi.
1660-1661: Köprülü Mehmed Paşa'nın bedesten, cami, hamam ve kervansaray vakfı.
1756-1757: Abdülbaki Bey Gümüş maden emini olur.
1800-1801: Gümüşhacıköy madeni "feth ve güşad" edilir, yeni ocaklar açılır.
1831: İlk düzenli sayım; Gümüş 1.395, Hacıköy 3.218 erkek.
1842: Edhem Bey Maden-i Hümayun müdürlüğüne atanır.
1868: Gümüş kazasında haftalık çarşamba pazarı kurulması kararı.
1885: "Gümüşhacıköy" adı Devlet Salnamesi'nde ilk kez kaza olarak geçer.
1892: Gümüş Maden Eminliği kaldırılır.
1909: Gümüş Madeni Kasabası nahiye yapılarak Gümüşhacıköy'e bağlanır.
1927: İlçe nüfusu 26.264.
1980: İlçe nüfusu 46.924 ile doruk noktasında.
1990: Hamamözü ilçe olur.
2024: İlçe nüfusu 22.663.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdizade Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi (yukarıdaki kaynaklar üzerinden aktarılmıştır) amasya.gov.tr
Resmî kaynaklar
- Amasya Valiliği, "Gümüşhacıköy: Gümüş-Gümüşhacıköy Tarihi", amasya.gov.tr gumushacikoy.gov.tr
- Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Gümüşhacıköy", amasya.ktb.gov.tr
- Gümüşhacıköy Kaymakamlığı, "İlçe Tanıtımı", gumushacikoy.gov.tr
- Türkiye Kültür Portalı, "Haliliye Medresesi", kulturportali.gov.tr kulturportali.gov.tr
Diğer kaynaklar
- Songül Keçeci Kurt - Gürkan Cevger, "XIX. Yüzyılın İlk Çeyreğinde Gümüşhacıköy Madenlerinin Durumu", ASEAD, C. 6, S. 10, 2019, s. 220-238
- Vikipedi, "Gümüşhacıköy" (Türkçe ve İngilizce maddeler) tr.wikipedia.org
Çevrimiçi kaynaklar








