Bir şehrin gündelik kültürünü anlamak için sofralarına ve çarşılarına baktığımız kadar oyunlarına da bakmak gerekir. Amasya'nın sokakları, avluları ve köy meydanları kuşaklar boyunca çocukların ve gençlerin sesiyle dolmuştur. Bu oyunların çoğu pahalı bir araç gerektirmez; bir avuç taş, bir mendil, bir çuval ya da yalnızca eller, ayaklar ve ses yeter. Johan Huizinga oyunu "özgür bir eylem" diye tanımlar. Amasya'nın Taşova ilçesindeki Simsim üzerine yazan araştırmacılar da her oyunun bir okul olduğunu, yaşamı, kuralı kabullenmeyi, başkasını tebrik etmeyi, hatayı görmeyi ve takım olmayı öğrettiğini hatırlatır. Amasya'da bu okulun pek çok sınıfı olmuştur. Çocuklar aşık, taş ve çuvalla uğraşırken düğün gecelerinde ateşin çevresinde yetişkinler Sim Sim'i ve seyirlik oyunları oynamış, konaklarda ve mahallelerde satranç, tavla ve dama tahtaları kurulmuştur. Şehrin farklı cemaatlerinin bayramları ve mevsimleri de kendi oyunlarını, manilerini ve âdetlerini getirmiştir.

Sim Sim: Ateşin Çevresinde Bir Düğün Oyunu

Amasya'nın en özgün geleneksel oyunlarından biri Sim Sim'dir. Türkiye'nin pek çok yerinde sinsin, simsim ya da yumruk oyunu, Urfa'da çındır, Çorum'da zamah veya zamak oyunu gibi adlarla bilinen oyunun Amasya'daki biçimi, bu geniş ailenin bir koludur. Türk Dil Kurumu'nun Derleme Sözlüğü simsim sözcüğünü Amasya'nın Merzifon yöresinde, Tokat'ta ve Kayseri'nin Pınarbaşı ilçesinde kayıtlı bir oyun adı olarak verir. Oyun, Somut Olmayan Kültürel Miras Ulusal Envanteri'ne 2013 yılında 01.0054 numarasıyla alınmış, yayılım alanı olarak Amasya, Ankara, Çorum, Kayseri, Sivas, Tokat ve Yozgat gösterilmiştir. Envanterde yalnızca yedi il anılsa da araştırmacılar oyunun doğu, güney ve güneydoğu Anadolu'da da bilindiğini belirtir.

Oyunun üç ögesi vardır. Birincisi geceleyin düğün evinin önünde ya da açık bir alanda yakılan büyük ateştir. İkincisi davul ve zurnadır. Üçüncüsü ateşin çevresinde toplanan, çoğunlukla erkeklerden oluşan topluluktur. Amasya'nın kültür envanterindeki tarife göre Sim Sim, ateşin etrafında dönülerek, bir el arkada, öteki havaya kaldırılmış hâlde, davul ve zurna eşliğinde oynanır. Ortada oynayan kişiye, kendini göstermeden yaklaşan bir başka oyuncu nara atarak hızla oyuna girer ve onu vurup kovmaya çalışır. Önemli olan, oyuncunun hareketlerinin çabukluğu ve oyunun estetiğidir. Anlaşan iki oyuncu zaman zaman karşılıklı gösteri de yapar.

Kuralların en belirleyici olanı, saldırının oyuncunun görüş alanı içinden yapılmasıdır. Ateşin başındaki oyuncu elini alnına siper ederek kalabalığı tarar, gözünü düşman arıyormuş gibi gezdirir, ayakları davulun temposuna uyarak sekerken sürekli yer değiştirir. Rakibi onu arkadan, habersizce yakalayamaz; sırtına ya da koluna yumruk atacaksa bunu oyuncunun görebileceği bir yerden yapmalıdır. Kimi anlatımlarda oyuncunun ateşin üzerinden atladığı da belirtilir. Oyun kimi zaman kovalamaca, kimi zaman aldatmaca olarak ateş sönene kadar sürer ve sonunda oyuncular ile seyirciler birlikte halay çeker. Bazı yörelerde Sim Sim düğünün sonunda oynandığından, oyun törenin bittiğini de bildirir.

Oyunun belirgin bir nezaket kuralı vardır. Yakalanan kişiye gerçekte vurulmaz, vuruyormuş gibi yapılır; Tokat'tan derlenen bir kayda göre arkadan rakibe kesinlikle vurulmaz ve oyun sevgiyi, dostluğu, hoşgörüyü anlatır. Başka bir anlatımda damadın oyuna çıkmasının aslında yasak olduğu, çıkarsa karşısındakilerin onu bilerek yakalamaya çalışacağı, yakalanmasının ise damadı davetlilerin önünde mahcup edeceği aktarılır. Bu ayrıntı, oyunun yalnızca bir güç gösterisi olmadığını, toplulukça benimsenmiş bir incelik çerçevesinde oynandığını gösterir.

Müzik oyunun temposunu belirler. Davulcu ile zurnacının çaldığı melodiye sinsin havası denir. Ankara, Yozgat, Çorum, Kahramanmaraş, Gaziantep, Malatya ve Çankırı çevrelerinde bu havaya cirit havaları da eşlik eder; sinsin de cirit gibi bir kovalamaca içerdiğinden ezgilerin ritmi heyecan ve korku duygusunu yansıtır. Oyun sırasında yiğitliği ve erkekliği anlatan Köroğlu Havası da tercih edilir. Ankara'nın Kahramankazan yöresinden bir anlatımda, yemekler yenirken sinsin ateşinin yakılıp harlandığı, yemekten sonra davul ve zurna ekibinin ateşin çevresinde gösteri yaptığı, ardından oyuncuların halka oluşturduğu aktarılır. Oyunu önce yaşlılardan biri başlatır, sonra gençler oynar; oyun yaklaşık bir saat sürer, ateş söndürülünce biter. Bu ayrıntılar Amasya'ya değil Ankara yöresine aittir, ama oyunun düğün akışı içindeki yerini göstermesi bakımından örnek sayılabilir.

Oyunun komşusu sayılabilecek bir başka düğün oyunu da tura'dır. Anadolu'nun kimi yörelerinde bükülmüş ip ya da kemerle oynanan bu oyunda oyuncular sırayla birbirine var güçleriyle vurur. Yıldırım, sinsin ile tura gibi oyunlarda sertliğin kabul gördüğünü, çünkü köylü için düğün ve bayramın birlikte eğlenmenin ve güç göstermenin başlıca fırsatları olduğunu belirtir.

Seyirci de oyunun dışında kalmaz. Taşova Simsimi üzerine 2025'te yayımlanan akademik bir çalışma, oyunun yalnızca karşılıklı duran iki oyuncuyu motive etmediğini, bütün seyircinin alkışlarla tempo tuttuğunu, müzik bitmeden sıradaki oyuncu çiftinin cesaretlendirildiğini kaydeder. Aynı çalışmaya göre Simsim Taşova'da her düğünde oynanır ve hemen her yaşta insan tarafından bilinir. İki kişilik bir el, kol, ayak ve vücut ritim oyunudur; bazı oyuncuların doğaçlama eklediği figürler oyuna renk katar ama ana yapıyı değiştirmez. Çalışmanın yazarları, internette çok sayıda görüntü paylaşılmasına karşın oyunun geniş çaplı bir akademik incelemeden yoksun kaldığını belirterek oyunun yaygınlaşmasını, tanınmasını ve tescillenmesini amaçladıklarını söyler.

Oyunun adı ve kökeni üzerine de görüşler vardır. Fikret Yıldırım, sinsin sözcüğünün Gagauzcada "gizlice" anlamında bir zarf olarak yaşadığını, Derleme Sözlüğü'nde ise oyunun yanı sıra "sinsice", "uyuşmuş", üçetek denen kadın giysisinin bir parçası ve uzun süre yanan bir ağaç türü anlamlarına geldiğini aktarır. Kimi araştırmacılar adı eski Mezopotamya'nın ay tanrısı Sin ile ilişkilendirmiştir. Gece yakılan ateş, davul ve ateşin çevresinde özel figürlerle dönen oyuncu nedeniyle oyunu eski Türk inançlarının izlerini taşıyan bir kalıntı olarak yorumlayanlar da vardır. Ateşin üzerinden atlamak eski Türk geleneğinde günahlardan ve kötülüklerden arınmayı ifade ederdi. Bu yorumlar oyunun kökenine ilişkin görüşlerdir; belgeye dayalı kesin bir sonuç sayılamaz.

Sim Sim, Amasya'nın tek düğün oyunu değildir. İl kültür envanteri, yöresel halk oyunlarının genellikle düğünlerde, kına gecelerinde, özel gecelerde ve askere giden gençler uğurlanırken oynandığını belirtir. Yelleme, daha çok askere giden gençlerin oynadığı, özünde yiğitlik duygusu taşıyan bir oyundur. Mahir Çavuş, Göynücek'te yaşamış bir yiğidin ilçenin bir köyündeki kıza duyduğu sevdaya ithaf edilmiştir ve yöre halkı onu bugün de oynar. Bunlara Narilli, Topal Kız, Noktalı, Karlıdağlar, Kasap Oyunu, Köroğlu Halayı, Amasya Ağırlaması, Düz Ağırlama, Hoşbilezik, Sarıkız, Tamzara ve Candarma gibi onlarca halay ve oyun eklenir.

Aşık, Taş ve Beden Gücü

Çocuk oyunlarının en eskilerinden biri aşık oyunudur. Aşık, koyun ve keçi gibi küçükbaş hayvanların ayak kemiğinden elde edilen küçük, yassı bir kemiktir. Kaşgarlı Mahmud 1072 ile 1074 arasında yazdığı Dîvânu Lugâti't-Türk'te çocuk oyunları arasında çelik çomak, ceviz ve topaçla birlikte aşığı da anar. On beşinci yüzyılın ikinci yarısında yazıya geçirildiği düşünülen Dede Korkut hikâyelerinin ilkinde, Dirse Han oğlu Boğaç Han'ın anlatıldığı bölümde, çocukların meydanda aşık oynadığı geçer. Manas Destanı'nda da aşıkla vurulan hedefler anlatılır. Anadolu'da "aşık atmak" deyimi bugün de yarışmak, boy ölçüşmek anlamına gelir; "aşığı cuk oturmak" ise işin istenen biçimde sonuçlanması demektir.

Aşığın altı yüzü vardır ve bu yüzlerin her birinin yöreye göre değişen bir adı bulunur. Çukur yüze aç ya da çiğ, karşısındaki çıkıntılı yüze çöl ya da tok denir; S biçiminde oyuklu yüze kelali, onun karşısındaki düz yüze mire ya da şek adı verilir. Oyunda her oyuncunun atışta kullandığı, kendi istediği renge boyadığı aşığa enek denir. Aşıklar kırmızı, sarı ya da yeşile boyanır; kırmızı olanlara kınalı aşık adı verilir. Oyun, yerde belirlenen bir çizgiye ya da daireye dizilmiş aşıklara belli mesafeden atış yaparak onları dışarı çıkarmaya dayanır ve hem el becerisi hem de küçük bir strateji ister. Aşık oyunu, topaç ve mangala ile birlikte Somut Olmayan Kültürel Miras Ulusal Envanteri'nde yer alan üç Anadolu çocuk oyunundan biridir.

On iki taş, iki oyuncunun taşlarını belli bir düzene dizerek rakibini alt etmeye çalıştığı bir zekâ oyunudur. Mangala da bu ailedendir. İki oyuncu karşılıklı altışar küçük kuyunun bulunduğu bir tahta üzerinde oynar, her kuyuya dörder taş konur, iki yanda ise taşların biriktirileceği birer büyük hazne bulunur. Başlayan oyuncu bir kuyudan taşları alıp birer birer dağıtır; son taş kendi haznesine düşerse yeniden oynama hakkı kazanır, rakibin kuyusundaki taşları çifte tamamlarsa o kuyuyu toplar. Taşları ilk bitiren rakibin kalan taşlarını da alır ve haznesinde en çok taş bulunan kazanır. Rakibin bir sonraki hamlesini kestirmeyi gerektirdiği için mangala, çocuklara hesap yapmayı da farkında olmadan öğretir.

Çuval yarışı, ip çekme ve mendil kapmaca gibi oyunlar ise bedeni çevik tutar. Çuval yarışında oyuncular boş çuvalı ayaklarından bellerine kadar giyip yan yana dizilir, işaretle birlikte zıplayarak ya da çuvalın içinde yürüyerek varış çizgisine koşar. Bu oyunlarda kazanmak kadar birlikte gülmek de önemlidir. Hacıyatmaz ise oyundan çok bir oyuncaktır: dibine kurşun konmuş bir bebek, nasıl bırakılırsa bırakılsın bir iki sallanıp yeniden dikilir.

Mahalle Meydanları, Konaklar ve Tahta Oyunları

Eski Amasya'da çocuk oyunu çoğu zaman mahallenin ortak alanlarında kurulurdu. Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları'nda doğup büyüdüğü Sofuzâde Mahallesi'ni anlatırken Bîmarhâne'nin, Mustafa Bey Hamamı'nın ve Çevikçe Mektebi'nin önündeki alanın kendi kuşağının "belli başlı oyun sahası" olduğunu, Mehmet Paşa Camii'nin avlusunun da bu sahanın çevresinde kaldığını yazar. Olcay, mahallesinin şehrin merkezinde, çarşıya ve pazara yakın oluşunu ayrıca önemser. Bu satırlar, şehir çocuğunun oyununun cami avlusu, hamam önü ve mektep meydanı gibi gündelik mekânlarda, büyüklerin gözü önünde oynandığını gösterir. Oyun alanı ile şehrin tarihî yapıları arasında bir ayrım yoktu; yüzyıllık bir şifahanenin önü, bir mahallenin çocuklarının oyun kurduğu meydandı.

Aynı hatıralarda yetişkinlerin oyunlarına da yer vardır. Olcay, evlerinin tam karşısında oturan Ermeni komşuları Arucuoğlu Karabit Usta'yı, komşuluk hakkı ödenemeyecek kadar kıymetli, hoş sohbet ve nüktedan bir adam olarak anar ve onun "dama oyununun baş ustası" olduğunu belirtir. Karabit Usta'nın komşularıyla ara duvarın başında şakalaşmasını aktaran bu sayfalar, damanın mahallede farklı cemaatlerden insanları aynı tahtanın başında buluşturan sıradan bir uğraş olduğunu düşündürür. Olcay'ın anlatımında oyun, komşuluğun ve gündelik sohbetin doğal bir parçası olarak görünür; ustalığıyla tanınan bir komşu, mahallede herkesin bildiği bir şahsiyete dönüşür.

Hüsameddin'in Amasya Tarihi'ndeki biyografiler, satranç ve tavlanın şehrin okumuş ve eşraf çevresinde ne kadar değer gördüğünü gösterir. Alaybeyizâde Sâlim Ali Bey, zeamet sahibiyken ilim tahsil etmiş, Amasya alaybeyi olarak Rus savaşlarına katılmış, Caniklizâdelerle anlaşamayınca köşesine çekilip edebiyatla uğraşmış bir zattı. Şair, hoş sohbet ve meclislerin aranan adamı olan Sâlim Bey saz, satranç ve tavlada o kadar ustaydı ki halk arasında "Tavlacı Sâlim Bey" diye anıldı. 1221 (1806-1807) yılında öldü; Hüsameddin'e göre kısmen elde bulunan şiir divançesi ne yazık ki yanmıştır. Bir alaybeyinin adının savaşlardaki hizmetinden çok tavla tahtasındaki ustalığıyla akılda kalması, oyunun şehir hayatında tuttuğu yeri iyi anlatır.

Aynı eserde İstanbul kadılığına, Anadolu kazaskerliği pâyesine ve Kâbil elçiliğine kadar yükselen Şirvânîzâde Ahmed Hulûsî Efendi de satrancın ustaları arasında anılır. Sultan II. Abdülhamid döneminde gözden düşen Ahmed Hulûsî Efendi 1298'de Amasya'da ikamete memur edilmiş, Eski Kethüdâ Mahallesi'ndeki konağında yaşamış ve 1306 (1889) yılında ansızın ölmüştür. Hüsameddin onu âlim, güler yüzlü, cömert, sözü geçer ve "satranç oyununda mâhir" bir zat olarak tarif eder. Bir başka kayıt, Artvinli Tâhir Mehmed Efendi'ye aittir. İstanbul'da okuyup Amasya'da ders-i âm olan, bir süre Üçler Mektebi'nde muallimlik yaparak mahalle çocuklarını okutan, ramazanlarda vaaz veren bu hoca 1318 (1900-1901) yılında ölmüştür. Hüsameddin onu ulemadan, pehlivan tabiatlı ve "güzel kılıç oyunları oynardı" diye anar. Mahalle mektebinde çocuklara ders veren bir hocanın kılıç oyunundaki hüneriyle hatırlanması, beden oyunlarının da ilim çevresinde saygı gördüğünü gösterir.

Seyirlik Oyunlar

Amasya köylerinde düğünlerde canlandırılan Kartal, Kaplumbağa, Arap ve Deve oyunu gibi taklide dayalı gösteriler hem güldürür hem de topluluğun birlikte paylaştığı küçük bir tiyatro tadı verir. Bu oyunlar köy meydanını sahneye çevirir, büyükleri ve küçükleri ortak bir sevinçte buluşturur. Hangi köyde hangisinin oynandığına ilişkin ayrıntılı bir döküm elimizde yoktur; bu nedenle yöreye göre değişen biçimleri için kesin bir şey söylenemez. Sim Sim gibi oyunlarda görülen tiyatral öğeler ise araştırmacıların dikkatini çekmiştir. Oyuncunun elini alnına siper edip kalabalığı bir düşmanı gözetler gibi süzmesi, oyuna dramatik bir hava verir.

Amasya Ermenilerinin Bayram Oyunları

Şehrin yakın geçmişindeki oyun kültürü yalnız Müslüman mahallelerine ait değildi. Yirminci yüzyılın başına kadar Amasya'da yaşayan Ermeni cemaatinin bayram âdetleri, Kapriel H. Simonian'ın 1966'da Venedik'te yayımlanan Houshamadyan Bondagan Amasyo (Pontus Amasyası'nın Hatıra Kitabı) adlı eserinde ayrıntılı biçimde kayda geçirilmiştir. Lory Tashjian'ın bu kitaba dayanarak 2021'de hazırladığı derleme, bu bayramların önemli bir kısmının oyun, maskeli gösteri ve kura eğlencesi etrafında döndüğünü gösterir. Ataerkil bir düzende yaşayan, büyüğe saygıyı, konukseverliği ve dindarlığı erdem sayan bu cemaatte gündelik hayat kiliseyle iç içeydi; dinî bayramlar da bu yüzden büyük bir coşkuyla kutlanırdı.

Paregentan'da Maskeli Gösteriler

Büyük Perhiz'den önceki eğlence haftası olan Paregentan, Amasya'da "Mendz Bargentank" diye anılırdı. Asıl kutlamalar cumadan pazar gece yarısına kadar sürer, yalnız Ermenilerin oturduğu Savayid Mahallesi'ndeki maskeli toplantılarla doruğa çıkardı. Sabahları kadın erkek, her yaştan insan, yerli Ermenilerin "Khoz Verdin" dediği ve muhtemelen eski bir tapınağın kalıntıları olan düzlükte toplanır, çoğu maskeli olarak çalgıcıların eşliğinde şarkı söyleyip oynardı. Geceleri maskeli gruplar haber vermeden evleri basar, varlıklı aileler zaman zaman yüzü aşkın konuk ağırlardı. Bu gecelerin en sevilen gösterisi kurt ile koyun oyunuydu. Kapının ardından bir def sesi ve bir çoban türküsü duyulur, ardından koyun postlarına bürünmüş yirmi kadar çocuk ve genç salona dalardı. Onları def çalıp çoban havaları söyleyen çoban izler, birkaç dakika sonra kurt postu giymiş bir delikanlı içeri atılıp koyunlara saldırır, salon bir anda kargaşaya dönerdi.

Başka bir gösteride ev sahibinin uşağı, kapıda fırtınadan donmuş iki dilencinin ısınmak istediğini haber verir, acıyan ev sahibi onları içeri aldırırdı. Paçavralar içindeki dilenciler önlerine konan ısıtıcının başına oturup yabancı bir dilde konuşur, sonra üstlerinden bitlerini ayıklayıp ateşe atmaya başlar, ateşin çıtırdaması konukları ve ev sahibini tiksindirirdi. Kovulan dilenciler teşekkür edecekleri yerde kaba işaretlerle salonu terk ederdi. En gösterişli oyun ise "songhour" denen kıskanç ihtiyarın oyunuydu. Grubun başı beyaz bezden şalvar, uzun bir gömlek ve yaşlı adam maskesi giyer, topal taklidi yapar, beline çıngıraklı bir kuşak bağlar, elinde iki ucu düğümlü toplarla biten, yılan biçiminde sarılmış bir bez rulo taşırdı. Kaynakta bu nesnenin adı "toura" olarak geçer. İhtiyarın koluna, güzel bir kız maskesi takmış bir genç girer ve onun karısını oynardı; önlerinden de yüzü ve elleri karartılmış, uzun saplı süpürgeyle yolu süpüren bir uşak yürürdü.

Songhour'un konuklarla atışması salonda kahkahalara yol açardı. Ev sahibi ihtiyarın oynamasını önerir, müzik başlar, yorulan ihtiyar bir sandalyeye çöktüğünde konuklar bu kez karısını dansa kaldırırdı. Kadın oynamaya başlayınca kıskanç koca öfkeyle yerinden fırlar ve karısıyla dans edenleri elindeki bez toura ile döverdi. Gösterinin sonunda ev hanımı ve hizmetçiler konuklara bir testi içki ve şarapla pişirilmiş hindi ikram ederdi. Maskeli konukların ev sahiplerine onları iğneleyen şakacı şiirler yazılı kâğıtlar vermesi de bu haftanın âdetlerindendi. Elindeki sarılı bezin adı, yukarıda anılan ve ip ya da kemerle birbirine vurulan tura oyununu hatırlatır; ancak kaynaklarda bu iki gelenek arasında bir bağ kurulmaz, benzerlik yalnızca adda ve vurma hareketindedir.

Perhiz Sayacı ve Paskalya Yumurtaları

Amasyalı Ermeniler Paskalya'ya kadar yedi hafta oruç tutardı. Çocuklar günleri saymak için tavandan, içine hindi tüyleri saplanmış bir soğan asar, her haftanın sonunda tüylerden birini koparırdı. Böylece perhiz, tavanda gittikçe tüyleri azalan bir soğanla çocukların gözü önünde ölçülürdü. Kutsal Cuma'da her aile Paskalya için yumurtaları kırmızıya boyardı. Perhizin bittiği akşam çocuklar ve gençler ceplerinde sakladıkları kırmızı yumurtaları yerdi. Üç gün süren Paskalya bayramında Ermeni mahallelerinde meydan işi gören alanlar, yumurta tokuşturma yarışması yapan insanlarla dolardı. Bayramda pişirilen çörekler Türk ve Rum komşulara da dağıtılırdı.

Kiraz Mevsiminde Vidjag

Paskalya'dan kırk gün sonra kutlanan ve Amasya Ermenilerinin "Vidjag" dediği bayram, resmî tatil sayılır, çarşı ve okullar kapanırdı. Bayram, baharın ilk meyvesi olan kirazın toplandığı mevsime denk gelirdi; pek çok aile günü bahçesinde geçirirdi ve ünlü kura oyunu da en iyi bu bahçelerde izlenirdi. Hüsameddin de Amasya Tarihi'nde kiraz mevsiminin bütün halk için bir canlanma zamanı olduğunu, kirazı izleyen koza mevsiminin de pek çok eğlenceye vesile olduğunu yazar. Vidjag için ev sahipleri bir kova hazırlardı. Kovaya yedi ayrı pınardan su doldurulur, yedi ayrı tepeden toplanan çiçekler konur, kova gece boyunca açıkta bırakılarak "mayalanmış" olması beklenirdi.

Ertesi gün kova bir ağacın gölgesine konur, yaşlı genç her katılımcı içine kendine ait, ötekilere benzemeyen bir eşya bırakırdı: yüzük, küpe, ustura, anahtar ya da bilezik. Katılanlar arasından seçilen genç bir kızın yüzü örtülür, kova önüne konur, yaşlı bir kadın ona bir el aynası verirdi. Kız suyu aynayla karıştırırken yaşlı kadın yarı Ermenice yarı Türkçe bir tekerleme söyler, ardından halkadaki öteki kadınlar Türkçe ve yerel Ermeni ağzıyla maniler okurdu. Manilerin konusu iyi dilek, övgü, taşlama, alay, aşk ve talihti. Her maniden sonra kız kovadan bir eşya çıkarır, eşyanın sahibi mani hayırlıysa sevinip kutlanır, uğursuzsa ötekiler onu teselli ederdi. Kayda geçen Türkçe manilerden biri şöyledir: "Baca baca gezerim, / Kuş dilinden sezerim, / Nerde devlet var ise, / Ben alnıma yazarım." Bir başkasında maniyi söyleyen, Mısır'ın hazinesine yedi deve yolladığını ve evinin ortasına altın direk diktirdiğini anlatır. Oyunun süresi katılanların sayısına bağlıydı ve baştan sona sohbet, şaka ve heyecan içinde geçerdi.

Yaz ortasında, Temmuz'da kutlanan bir başka bayramda sabah ayininden sonra aileler birlikte yemek yer, çoğu ırmak kıyısındaki bahçelere giderdi. Erkekler ve oğlan çocukları ırmakta yıkanır, birbirlerini sırılsıklam ederdi; evinde havuzu ya da çeşmesi olanlar aynı su oyununu evlerinde sürdürürdü. Bu kayıtlar, Yeşilırmak kıyısındaki bahçelerin şehrin çocukları ve gençleri için bir oyun sahnesi de olduğunu gösterir.

Ramazan Gecelerinde Sepet Sallama

Ramazan geceleri de Amasya köylerinde çocuklara ait âdetlere sahne olur. Taşova ilçesine bağlı Alpaslan köyünde yaşatılan "sepet sallama", bunun bugüne ulaşmış bir örneğidir. Ramazan ayının ortasında köyün çocukları iftardan sonra bir araya gelir, ellerinde sepet ve torbalarla ev ev dolaşır, köy sakinleri de onlara çeşitli hediyeler verir. 2023'te köyün 80 yaşındaki sakinlerinden Behiye Torun, kapısına gelen çocukları manilerle karşılamış ve eski günleri şöyle anlatmıştır: evler tek katlıyken sepet bacadan iple sarkıtılır, çocuklara un, şeker ve yağ verilirdi; toplanan yiyeceklerle büyükler yemek yapıp sofra kurar, herkes sohbet içinde birlikte yerdi.

Köy muhtarı Huzeyfe Çetin, geleneğin yaklaşık yüz elli yıldır sürdüğünü, çocukların gelip hediyelerini aldıktan sonra sevilip yolcu edildiğini söyler. Ertesi yıl köyden Rıdvan Torun, çocukları yine manilerle karşılamış ve geçmişte sepetlere elma, armut, ceviz gibi yiyecekler konduğunu, bugün bunların yanında daha çok bakkaldan alınan ürünlerin verildiğini anlatmıştır. Geleneğin yaşı için verilen yüz elli, yüz elli bir ve yüz elli iki yıl gibi rakamlar köyün kendi anlatısına dayanır; bunu doğrulayan yazılı bir belge bilinmemektedir.

Oyunun Öğrettikleri

Geleneksel oyunların başka bir yanı, çocuklara kimsenin açıkça anlatmadığı bir toplumsal düzen kazandırmasıdır. Sıra beklemeyi, kurala uymayı, kazanınca alçakgönüllü, kaybedince metanetli olmayı çocuklar bu oyunlarda öğrenirdi. Takım oyunları dayanışmayı, tekerlemeli oyunlar dili ve belleği, beden oyunları çevikliği ve dengeyi geliştirirdi. Büyük çocuğun küçüğü kollaması, güçlünün zayıfı gözetmesi oyunun yazısız bir adabıydı. Sokakta ya da avluda kurulan bu düzen, çocuğu topluluk içinde yaşamaya hazırlayan ilk deneyim alanıydı.

Yetişkinlerin oyunlarında da benzer bir işlev görülür. Yıldırım, bu oyunlar sırasında köylüler arasındaki mevki ve zenginlik farklarının ortadan kalktığını yazar. Oyuncular grup içinde güçlerini gösterme fırsatı bulur. Birbirine şakayla vurmak kırsalda bir tür iletişim ve temas biçimi olarak da yorumlanmıştır. Halay gibi toplu danslar bu temasın bir başka aracıdır ve grubun üyelerinin özgüvenini artırır.

Unutulan Oyunlar Geri Dönüyor

Ekran karşısında geçen zamanın arttığı, hızlı kentleşmenin oyun alanlarını daralttığı ve kuşakların buluşamadığı günümüzde geleneksel çocuk oyunlarının aktarımı güçleşmiştir. Bu tehlike Somut Olmayan Kültürel Miras çalışmalarında da dile getirilir.

Amasya'da bu oyunları yeniden sokağa ve bahçeye taşımak için kurumların düzenlediği şenlikler son yıllarda sıklaşmıştır. Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'nün 2019'da duyurduğu bir şenlikte, Valilik himayesinde, Millî Eğitim ve Gençlik ve Spor il müdürlüklerinin katkısıyla 12 Haziran Şehir Stadyumu'nda yaklaşık 750 çocuk bir araya gelmiştir. Basketbol ve masa tenisi gibi sporların yanında aç kapıyı bezirgânbaşı, halat çekme, ip atlama, istop, uzun eşek, mendil kapmaca, yağ satarım bal satarım, yakar top, çuval yarışı, matrak ve körebe oynanmıştır. Dönemin valisi Osman Varol, bu oyunların "belki birçoğumuzun mahallelerinde oynayarak büyüdüğü" oyunlar olduğunu, onları modern dünyanın yıpratıcı etkilerine karşı korumanın ve gelecek kuşaklara aktarmanın önemini vurgulamıştır. Şenliğe çocuğuyla katılan bir veli ise yeni neslin bu oyunları bilmediğini, yalnızca sanal oyunları tanıdığını, çocuklara bu oyunları oynayabilecekleri alanlar da açılması gerektiğini söylemiştir. Haziran 2024'te aynı müdürlük, kuruluşlarında kalan 12-14 yaş arası çocuklarla Amasya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi'nin bahçesinde unutulmaya yüz tutmuş oyunları oynatmıştır.

Oyunları yeniden hatırlatmak için yapılan ülke çapındaki çalışmalardan biri, Türkiye Geleneksel Spor Dalları Federasyonu'nun hayata geçirdiği Geleneksel Oyunlar Tırı projesidir. Tır, 2 Mayıs'ta Ankara'dan yola çıkmış, ilk adımını deprem bölgesinde atmış ve 81 ili gezmeyi hedeflemiştir. Projenin son durağının Balkan ülkeleri olacağı açıklanmıştır.

Temmuz 2025'te Amasya, tırın 18. durağı oldu. Kapalı Spor Salonu önünde kurulan etkinlik alanında çocuklar çuval yarışı, ip çekme, koca ayak, halka oyunu, mangala, aşık atma, mas güreşi, hacıyatmaz ve on iki taş gibi oyunlarla buluştu. Birçoğu için mas güreşi, hacıyatmaz ve on iki taş ilk karşılaşmaydı; yüz boyama etkinliği de özellikle küçüklerin ilgisini çekti. Proje sorumlusu Meryem Özdemir, amaçlarının hem öğretmek hem de çocukların yüzünü güldürmek olduğunu söyledi. On yaşındaki İbrahim Öksüz oyunları çok sevdiğini, sekiz yaşındaki Elif Zümra Güdek ise on iki taş, mangala ve ip atlamaya duyduğu keyfi anlatıp tırın yeniden gelmesini diledi. Tırın bir sonraki durağı Tokat'tı.

Haziran 2026'da Amasya Uluslararası Atatürk, Kültür ve Sanat Festivali ile Aile ve Nüfus On Yılı çerçevesinde bir Geleneksel Çocuk Oyunları Şenliği daha düzenlenmiştir. Böylece aşık, mangala ve çuval yarışı gibi oyunlar, bir zamanlar mahalle meydanlarında ve köy harmanlarında kendiliğinden yaşarken bugün şehrin festival takviminde yer bulan bir mirasa dönüşmüştür. Taşova'daki Simsim ile Alpaslan köyündeki sepet sallama ise topluluğun kendi düğün ve ramazan geleneği olarak, köylülerin kendi isteğiyle sürmektedir.

Kronoloji

1072-1074: Kaşgarlı Mahmud, Dîvânu Lugâti't-Türk'te aşık oyununu çocuk oyunları arasında anar.

15. yüzyılın ikinci yarısı: Dede Korkut hikâyelerinin yazıya geçirildiği düşünülen dönemde, Boğaç Han hikâyesinde çocukların aşık oynadığı kaydedilir.

1221 (1806-1807): Saz, satranç ve tavla ustalığıyla "Tavlacı Sâlim Bey" diye anılan Alaybeyizâde Sâlim Ali Bey ölür.

1306 (1889): Hüsameddin'in "satranç oyununda mâhir" diye andığı Şirvânîzâde Ahmed Hulûsî Efendi Amasya'da ölür.

1318 (1900-1901): Üçler Mektebi muallimi ve kılıç oyunlarıyla tanınan Tâhir Mehmed Efendi ölür.

1966: Kapriel H. Simonian'ın Amasya Ermenilerinin bayram oyunlarını da kaydeden Houshamadyan Bondagan Amasyo adlı eseri Venedik'te yayımlanır.

2013: Sinsin (Simsim, yumruk oyunu), Somut Olmayan Kültürel Miras Ulusal Envanteri'ne 01.0054 numarasıyla kaydedilir.

2019: Amasya'da 12 Haziran Şehir Stadyumu'nda yaklaşık 750 çocuğun katıldığı Geleneksel Çocuk Oyunları Şenliği düzenlenir.

2023-2024: Taşova'nın Alpaslan köyündeki ramazan geleneği sepet sallamanın sürdüğü basına yansır.

2025: Taşova Simsimi üzerine akademik bir inceleme yayımlanır; Temmuz ayında Geleneksel Oyunlar Tırı Amasya'ya uğrar.

2026: Haziran'da Amasya Uluslararası Atatürk, Kültür ve Sanat Festivali kapsamında Geleneksel Çocuk Oyunları Şenliği yapılır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Hüsameddin (Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar). Amasya Tarihi, c. 1, s. 106; c. 6, s. 237; c. 10, s. 248; c. 11, s. 457. Amasya Belediyesi e-kitap baskısı.
  • Olcay, Osman Fevzi. Amasya Hâtıraları: Bildiklerim-Gördüklerim-İşittiklerim ile Amasya. Amasya Belediyesi Kültür Yayınları (Sofuzâde Mahallesi bölümü).

Akademik çalışmalar

  • Erdal, Gültekin ve Kelime Erdal. "Amasya'nın Geleneksel Halk Oyunu: Taşova Simsimi". Hikmet - Akademik Edebiyat Dergisi, sayı 22, 2025, s. 372-386. dergipark.org.tr
  • Yıldırım, Fikret. "Sinsin Oyunu ve Bu Oyunun Eski Türk Kültüründeki Yansımaları". Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi 59/1, 2019, s. 221-231.

Resmî kaynaklar

  • T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Yöresel Halk Oyunları". amasya.ktb.gov.tr
  • Türkiye Kültür Portalı, Kültür Atlası, "Simsim" (Tokat).
  • Milli Eğitim Bakanlığı, Anadolu Çocuk Oyunları (Aşık Oyunları, Mangala, Çuval Yarışı bölümleri).

Diğer kaynaklar

  • Geleneksel Oyunlar Tırı'nın Amasya durağına ilişkin yerel haber, Temmuz-Ağustos 2025.
  • Tashjian, Lory. "Amasya: Festivals". Houshamadyan, 2021, çev. Simon Beugekian (Kapriel H. Simonian, Houshamadyan Bondagan Amasyo, Venedik, 1966, s. 905-917'ye dayanır). houshamadyan.org
  • "Amasya'da çocuklar 150 yıllık geleneği sürdürdü". TRT Haber (kaynak: Anadolu Ajansı), 8 Nisan 2023. trthaber.com
  • "Amasya'da 151 yıllık ramazan geleneği 'sepet sallama' sürdürülüyor". Habertürk (Anadolu Ajansı), 25 Mart 2024.
  • Amasya Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, Geleneksel Çocuk Oyunları duyuruları, Ekim 2019, 3 Haziran 2024 ve 22 Haziran 2026.

Çevrimiçi kaynaklar