Amasya yeniçerileri arasında "Yazıcı Civânî Çelebi" diye anılan Hasan Çelebi'nin lakabı, hem mesleğini hem de şair adını taşır. XVII. yüzyılın ikinci yarısında ocak çevresinde kâtiplik yapmış, şiiri ve nesriyle bu çevrede ün kazanmıştı. Babası yeniçerilerden Genc Ahmed'dir; ailenin Gencoğlu adı buradan gelir. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar onu Müderris Abdî Efendi devrinin şairleri arasında sayar ve 1099 (1688) yılında Amasya'yı yakıp yıkan kargaşada öldüğünü kaydeder. Bildiklerimizin tamamı, Amasya Tarihi'nin sekizinci cildindeki birkaç satırlık maddeden gelir.

Hüsameddin'in Kaydı

Amasyalıdır. Yeniçerilerden Genc Ahmed'in oğludur. Biraz tahsîl-i ma'ârifden sonra yazıcı olarak yeniçeriler arasında şi'r u inşâsıyla iştihâr etdi. "Yazıcı Civânî Çelebi" demekle ma'rûf oldu. Müderris Abdî Efendi'nin zamân-ı şu'arâsından olup 1099 vak'asında vefât etdi. Şâ'ir, kâtib idi.

Bugünkü dille: Amasyalıdır. Yeniçerilerden Genc Ahmed'in oğludur. Bir miktar öğrenim gördükten sonra yazıcı olarak yeniçeriler arasında şiir ve inşâ (resmî ve edebî düzyazı) ile ün kazandı. "Yazıcı Civânî Çelebi" diye tanındı. Müderris Abdî Efendi zamanının şairlerindendir; 1099 olayında öldü. Şair ve kâtipti.

Yeniçeri Ocağında Bir Kâtip

Hasan Çelebi'nin yolu, babasının mesleğiyle belirlenmiştir. Yeniçeri çocuğu olarak ocağın çevresinde büyümüş, fakat kılıç yerine kalemi seçmiştir. Hüsameddin'in "biraz tahsîl-i ma'ârif" ifadesi, onun medresede uzun bir öğrenim görmediğini, okuma yazma ve kâtiplik için gereken bilgiyi edindikten sonra işe başladığını düşündürür. Yazıcı, Osmanlı askerî birliklerinde ve ocak teşkilatında defter ve yazışma işlerini gören kâtibin adıdır. Civânî'nin lakabının "Yazıcı" olması, kendisini çevresinde öncelikle bu görevin tanıttığını gösterir.

Hüsameddin onun şöhretini "şi'r u inşâ"ya bağlar. İfade, şiirin yanında mektup ve düzyazıda da hüner gösteren bir kalem adamını anlatır. Ünü de yeniçeriler arasında yayılmıştır; bu, Amasya'daki ocak çevresinin kendi içinde şiir okuyan, beğenen ve şairini tanıyan bir topluluk olduğuna işaret eder. Aynı kuşaktan, "Yeniçerioğlu" diye anılan bir aileden gelen Berkî Hasan Çelebi de Abdî Efendi'den edebiyat öğrenmiş, beytülmal kâtipliğinden sancağın divan efendiliğine yükselmiş ve o da 1099 kargaşasında hayatını kaybetmiştir. Kalemle geçinen, şiir söyleyen ve aynı felakette ölen bu iki Hasan Çelebi'nin hikâyesi, XVII. yüzyıl sonunda Amasya'daki kâtip şairler kuşağının uğradığı kaybın ağırlığını da ortaya koyar.

Abdî Efendi'nin Çağdaşı

Hüsameddin, Civânî'yi Müderris Abdî Efendi'nin "zamân-ı şu'arâsından" sayar. Abdullah Paşa Medresesi müderrisi Abdî Efendi, 1000 ile 1081 (1592-1670) yılları arasında Amasya'da yetişen şairlerin hayatlarını ve şiirlerini bir tezkirede toplamıştı. Hüsameddin bu eseri görmüş ve şair maddelerinde kullanmıştır; eser daha sonra yanmıştır. Civânî için kullanılan ifade, onun tezkirenin kapsadığı dönemin şairi olduğunu söyler, ama tezkirede bir maddesinin bulunup bulunmadığını açıkça belirtmez. Tezkirenin içeriğini ve Hüsameddin'in kurtardığı şiirleri Abdî Efendi: Amasya Şairlerinin Kayıp Tezkiresi ve Şiirleri yazısı bir arada sunar.

1099 Olayı

Civânî'nin ölümü, Amasya'nın XVII. yüzyıldaki en ağır felaketlerinden birine bağlıdır. Hüsameddin bu olayı kitabının dördüncü cildinde, Amasya'nın Osmanlı dönemindeki dördüncü devresinin başlangıcı olarak anlatır. 1099 (1688) yılında şehirde büyük bir yangın ve kıyım yaşanmış, çok sayıda insan ölmüş, değerli binalar, konaklar ve hanlar yanmış, mallar yağmalanmıştır. Hüsameddin olayın sorumluları arasında seyyidlerin kumandanı Mumcuzâde Seyyid Ahmed Paşa'yı, kardeşi Deli Seyyid'i ve Koca Emîr ile Saçlı Emîr diye anılan kişileri sayar; Amasya mutasarrıfı Hüseyin Paşa'nın adamları olan Yeğenliler de yağma ve kıyıma katılmıştır. Olay o kadar derin bir iz bırakmıştı ki Abdî Efendi'nin oğlu Şeyh Ali Efendi, babasının tezkiresine zeyl olarak yazdığı Sergüzeşt-i Amasya adlı mecmuada onu anlatmış ve Amasyalılar arasında bu olay en çok o mecmua sayesinde bilinir olmuştur.

Civânî'nin nasıl öldüğü belirsizdir; madde yalnız "1099 vak'asında vefât etdi" demekle yetinir. Bir çatışmada mı, yangında mı yoksa olayların ardından mı öldüğü de bilinmez; Hüsameddin'in anlattığı olayda yeniçerilerin bir taraf olarak adı geçmez. Aynı olayda Sultan Bayezid Camii'nin sevilen müezzini Bülbül Hâfız Ahmed Çelebi de ağır hastalanmış ve ertesi yılın başında ölmüştür.

Mahlası

"Civânî" Farsça "civân" (genç, delikanlı) sözünden yapılmış bir mahlastır ve gençliğe ait, genç anlamına gelir. Ailenin "Genc" adıyla aynı anlamı taşıması tesadüfe benzemez: şair, babasının lakabını Farsça karşılığıyla mahlasa dönüştürmüş görünmektedir. Bu bağ Hüsameddin'de yoktur; iki sözün anlamından yola çıkan bir okumadır. Aynı eserde Cüneydî Ahmed Çelebi'nin mahlasını "Cüneydoğlu" lakabından aldığı açıkça yazılıdır; Civânî'nin seçimi de bu tür bir geleneğe uyar.

Şiiri

Şiirlerine ulaşılamamıştır. Şöhretini şiir ve inşâya bağlayan Hüsameddin, bu şöhretin tek bir örneğini vermez; Civânî adına kayıtlı bir divan ya da mecmua metni de bilinmiyor. Birkaç satırlık madde, Osmanlıca aslı ve sözcük açıklamalarıyla Civânî Hasan Çelebi-Gencoğlu başlığı altındadır.

Kronoloji

1000-1081 (1592-1670): Abdî Efendi tezkiresinin kapsadığı dönem; Civânî bu devrin şairleri arasında sayılır.

1099 (1688): Amasya'da büyük yangın ve kıyım; Civânî Hasan Çelebi bu olay sırasında ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar