Köprülüdür. “Lazoğlu” demekle meşhûr Şerîf Mustafa Ağa’nın oğludur. 1282’de doğdu. Amasya’da Saraçhâne medresesinde ikâmet edib Gürcü Hacı Eyyüb Mecdîzâde Müftî Hâfız Kâmil Abdurrahman ve Köprülü Hacı Hâfız Mustafa Tevfik Efendilerden okudu.

Ba’dehû 1307’de İstanbul’a gidip Fâtih ders-i âmlarından fâzıl-ı meşhûr Ödemişli Mustafa Efendi’den, Tokatîzâde üstâdım Hacı Ahmed Nureddîn Efendi’den ikmâl-i tahsîl ederek Hacı Eyyüb ve Ödemişli Mustafa Efendilerden mücâz ve mekteb-i nüvvâba girip râbia’dan mezûn ve bi’l-imtihân [377] Fatih Câmii’nde ders-i âm oldu.

Tedris-i ulûm esnâsında Sultân Abdülhamîd ve ders vekîli Ahmed Âsım Efendi aleyhinde acı sözler sarf eylediği ihbâr edildiğinden refîki Nasûhizâde Ömer Fevzi Efendi ile 1319’da Sivas’a i’zâm edildi. Perîşân bir sûrette Amasya’ya gelip Sivas’a gitdi.

Vâlî Reşid Âkif Paşa’ya yazılan niyâznâme üzerine menfâsı Amasya’ya tahvîl edilip geldi. Amasya mutasarrıfı Kemal Bey nezdinde yaptığımız ricâ teşebbüsâtı müsmir olup evli bulunduğu Köprü’ye gönderildi. Muharrir-i âciz 1321 muharreminde Köprü nâibi olduğum esnâda Kemal Bey’den aldığım mezûniyet üzerine şer’iyye kâtibi nasb etdim.

1322 rebîülevvelinde aleyhinde devam eden şikâyetlere binâen ail edilerek tekrar Amasya’ya gönderildi. Burada vaaz ve tedrîs ile iştiğâl ve halkın muâvenet-i nakdiyyesiyle imrâr-ı hayat ederken 1326 cumâdelâhirinde i’lân edilen Meşrûtiyet üzerine İttihât ve Terakki Cem’iyyetine intisâb ederek ahrâr-ı milletden sayıldı. Muharrir-i âcizin ve hâcelerinin yardımlarıyla Amasya mebûsu seçildi. [378]

1327 rebîülevvelinde isyân-ı askerî vak’asında Sultân Abdülhamîd-i Sânî’nin hal’ine ilk verdiği takrîr üzerine karar ve icrâ edildiğinden hıncını çıkarmış oldu. Ancak bu hal’in şûmundan olarak İttihâd Fırkası’nın daha keskin istibdâdına kuvvet vermek ve harb-i umûmîye girmek hatasına yardım edenlerden oldu.

1336’da Sultân Mehmed Reşad’ın vefâtıyla Sultân Mehmed Vahîd’in cülûsunda tahakkuk eden mağlûbiyet-i fecîa üzerine açıkda kaldığından Dârülfünûn’da hilâfiyyat müderrisliğine ta’yîn edildi. Beş yıl kadar bu vazîfesiyle iştiğâl etdi.

1341 senesi rebîülâhirinin yirmi beşinci Cuma gecesi da’vet edildiği Sultân Ahmed civârında Üçler Mahallesi’nde Oklu Mahmûd Kâmil Efendizâde Âlî Efendi’nin hânesinde çokca yediğinden avdetde fenâlaşıp Vezneciler’de hükûmet kıraathânesi önünde yürümeye mecâli kalmadığı cihetle mezkûr kıraathâneye girmiş, oturduğu yerde can vermişdir. Fatih türbesi bahçesinde medfûndur.

Âlim, fâzıl, usûl ve fürû’da kâmil, mütedeyyin, halûk, natûk, takrîr ve ifâdesi selîs gâyet [379] müteharrik iken İttihad Fırkası’nın afyonunu fazla kaçırdığından gâyet sükûtî-meşreb oldu. Her şeye göz yumdu. Makâm-ı meşîhat Mûsâ Kâzım Efendi’den sonra kendisine mev’ûd olduğu simâ ve imâsından anlaşılırdı. Ne yazık ki kader buna meydan vermedi.

Merhûm gâyet ekûl idi. Yirmi dört saatde dört defa kanıncaya kadar yemek yerdi. Böreğe pek düşkündü. Doktor İbrâhim Şâdî Bey bunu hamur yemeklerinden men etmiş iken dayanamazdı. Vefâtı akşamında çok yediği hamur yemeğinden vefât etdiği anlaşıldı.

Kısa boylu, oldukca tıknaz, gâyet zekî, biraz şeytan kâr olmakla beraber işgüzâr idi. Hocaları içinde en çok istifâde etdiği Hâfız Kâmil Efendi’ye karşı fenâ bir meslek tutdu. Bunu fetvâdan azletdirip Semercizâde Hacı Hâfız Efendi’yi müftü yaptırması, sonra Hacı Hâfız Efendi’yi Dârülhikme a’zâlığına çıkarıp Hâfız Kâmil Efendi’ye nisbetle bir çömez olan Müsevvidzâde Hâfız Tevfik Efendi’yi üstâdına rağmen müftü nasbetdirmesi pek çirkin olmuştu. [380]

1316’da Köprü eşrâfından Hacı Saîd Ağazâde Es’ad Bey’in kerîmesi Nadire Hânım’la evlenmişti. Ömrünün sonuna kadar bununla yaşadı. Yahya-meşreb, melâmî-sîret olduğunu serâir-i ahvâline vâkıf olanlardan ba’zıları iddia ederlerdi. Ben Fâzıl-ı Ârif’de bu meşreb ve bu sîretden eser görmedim.

Hacı Hâfız, İbn Rüşd’ün “Hilâfiyyât”ını Türkçe’ye tercüme etmeye başladığını söylerdi. Vefâtında kitâpları satılırken hâzır bulundum. Buna dâir de bir eser göremedim. Hülâsa merhûm bilâ-veled velâ-eser dünyadan göçtü. Akran ve emsâliyle sohbeti pek severdi.