Amasya kurbinde Kızılca demekle meşhûr köyden Ya’kûb bin Ahmed mahdûmudur. İmzâlarında Bahşî bin Ya’kûb el-Ahmerî yazardı. Amasya’da hıfz-ı Kur’ân etdikten sonra kibâr-ı fuzalâdan Mevlânâ Şemseddîn Ahmed Cûndî, Müderris Abdî Efendilerden ulûm-i Arabiyye ve usûl ü kelâmı ahz edib İstanbul’a gitdi.

Orada sudûr-i ulemâdan Molla Musliheddîn Kestellî, Hatîbzâde Muhyiddîn, Efdalzâde Hamîdeddîn Efendilerden ikmâl-i tahsîl edib Haleb’e gitdi. Orada Ebû Zer el-Buhârî’den ilm-i hadîs okudu.

Ba’dehû Mısır’a gidip Kadı Zekeriyâ el-Ensarî, Celâleddîn Abdurrahmân es-Suyûtî’den ve ba’dehû Hicâz’a gidip Mekke-i Mükerreme’de Şemseddîn Mehmed bin Abdurrahmân es-Sahâvî’den kütüb-i sitteyi semâ’an ahz ve tefsîrden hayli kitapları kırâ’at ederek avdet etdi.

Amasya’da tedrîs-i ulûma nasb-ı nefs edib pek çok ulemâ yetiştirdi. Yalnız Halfet Gâzi müderrisliği [486] ile kanaât ederek va’z ü tezkîre, tedrîs ve ifâdeye koyuldu. Ulemâ ve halk, enfâs-ı müteberrikesinden fevkalâde müstefîd oldu.

Ba’dehû Hâce Sultân Tekkesi şeyhi Cemalîzâde eş-Şeyh Muhyiddîn Mehmed Efendi’den inâbe edib halîfesi olarak zühd ü riyâzetle, zikr ü ibâdetle imrâr-ı hayât etdi. Bu esnâda Sultân Bâyezîd kürsi şeyhi olup 930 senesi zilhiccesinin ikinci cum’a günü dâr-ı kudse irtihâl eyledi.

Gâyet fâzıl, ulûm-i şer’iyye ve Arabiyyede mütebahhir, usûl ü fürû’da imâm-ı asr olup gâyet zâhid, âbid, müteşerri’, Halvetî-meşreb, Hânefî-mezheb, ilm-i tefsîr ü hadîsde yegâne-i rüzgâr idi.

Ekser-i mütûn-ı fıkhıyye, tefsîr-i Beyzâvî, ekser-i kütüb-i ehâdîs ezberinde olup fuzalâ-yı Arab usûlü üzere dersi ezberden takrîr ederek Levh-i mahfûzdan hall-i müşkilât eylerdi. Tetkîk-i delâ’il, tahkîk-i mesâ’il, hall-i müşkilât husûsunda bî-nazîr idi. Gâyet sâlih, müteverrî, mazınne-i kerâmet bir zât idi. [487]

Hazret-i Risâlet-penâh Efendimiz’i pek çok ve Cenâb-ı Hakk’ı on defa rü’yâda ve Levh-i mahfûzu yakazada görüb şübhelerini arz u hâl ederdi. Rü’yet-i Nebeviyye hakkında bir kitâb, Sûre-i İsrâ’nın tefsîri hakkında “Mi’râcü’l-ulâ fî tefsîr-i sûreti’l-İsrâ” adlı bir eser te’lîf etdi.

Nüzûr ve sadakâtı kabûl ederek habbesini zâyî etmeyip arasta içinde latîf bir mescid-i şerîf binâ ve bunlarla aldığı emlâki bu hayrâtının mesâlihine vakf ve sâ’ir fukarâ ve talebe-i ulûma îsâr etdi. Mescid-i şerîfi Molla Bahşî Mescidi diye meşhûr ve ma’mûr idi. ¹⁹⁰

Kendisi, medfûn olduğu kabrinin havâlisinde olan tarlasının ve Akbilek Bağları demekle meşhûr mevki’de kâin bağlarının mahsûlüyle geçinirdi. Bu bağlar vaktiyle Hekim Bağları demekle ma’rûf iken mu’ahharan Akbilek Bağları demekle meşhûr oldu.

Allâme müşârün-ileyhin bileğinde dolanı aklık olduğundan Akbilek demekle iştihâr etmişdi. Kabr-i şerîfi Akbilek [488] Bağlarının müntehâsında yüksek tarlanın kenarında yola nâzır bir yerde olup ekser ulemâ yakın zamanlara kadar kabrini ahyânen ziyâret ederlerdi.

Kâtib Çelebi “Süllemü’l-Vüsûl ilâ Tabakâti’l-Fuhûl” adlı eserinde müşârün-ileyhin tercemesi başında “El-mevlâ el-âlim el-fâzıl Bahşî Halîfe es-Sonisavî” diyor. Bahşî Halîfe’nin Sonisalı olduğunu yazıyor. Sonisalı olan bu Bahşî Halîfe değildir. Kemaleddîn İbrâhim Dede Cönkî Efendi’nin pederi olan Bahşî Halîfe’dir.

Edirneli Mecdî Mehmed Efendi “Terceme-i Şakâyık”da şöyle yazıyor: Mevlânâ Amasyalı Bahşî Halîfe rahimehullâhü Te’âlâ kasaba-i mezkûre muzâfâtından bir karyede vücûda geldi. İşte bu karye, doğrudan Amasya’ya muzâfe olup iki sâ’at bu’d mesâfede olan Kızılca köyü olduğu kendi imzâsından anlaşıldı. Ahmerî, Kızılcalı demektir.

“Terceme-i Şakâyık”da bu zâtın tercemesinde şöyle yazılıdır: “İlm-i fıkh ve fenn-i tefsîrde yed-i tûlâsı olup ekser-i tefâsîr-i şerîfe hıfzında idi. Mecâlis-i sâmiyesinde fünûn-i âliye [489] den ders tarîkiyle ifâde eyledikten mâ’adâ meclis-i va’z ü tezkîr akd eyleyip çok kimseye menâfi-i kesîresi dokunur idi. Esnâ-yı musâhabet-i ilmiyyede ba’zı kelimât-ı fezâ’il-i âyât için Levh-i mahfuz ve rakk-ı menşûrda böyle mensûrdur. Ben gördüm deyû nakledip alâ vechi’t-tahkîk-i tevsîk eder idi.

Bu makûle cevâb-ı sevâb nisâbında hatâsı zâhir olmayıp safha-i ğaybdan nakl etdiği kelâm-ı fâ’ik vâki-i hâle mutâbık ve cerîde-i ümmü’l-kitâb ve harîta-i faslü’l-hitâbla muvâfık idi. Cenâb-ı Resûl-i Ekrem Sallâllâhü Te’âlâ Aleyhi vesellem hazretlerine mirâran âlem-i vâkı’ada mülâkât edib bu tarîkle merraten bâ’de merratin rü’yetlerini ve kerraten ba’de kerratin anlarınla sohbetlerini şâmil bir risâle-i bî-nazir tahrîr eyledi.”

Hanbelîzâde Mehmed Efendi “Dürrü’l-habeb fî Târîh-i Haleb” ve Mehmed el-İzzî de “el-Kevâkibü’s-Sâ’ire fî-A’yâni’l-Mi’eti’l-Âşira” adlı eserlerinde müşârün-ileyhin terceme-i hâlini tafsîl etmişlerdir. Hulâsa allâme-i müşârün-ileyh, Amasya’nın medâr-ı iftihârı olan ricâl-i ilmiyyesindendir.

Mahdûmları Şerefeddîn Ya’kûb, Kemaleddîn İbrâhim, [490] Muhyiddîn Mehmed, Şemseddîn Ahmed Efendilerdir.

Şerefeddîn Ya’kûb Efendi, meşâyih-i kirâm-ı Halvetiyye meşâhîrinden olup mahdûmu Abdullah Efendi de kibâr-ı meşâyîhden idi. Evlâdına Şeyh Ya’kûbzâdeler dendi. Bunlardan Amasya müftüsü el-Hâc Mustafa Efendi ve vâ’iz-i meşhûr Sinâneddîn Yûsuf Efendi pek meşhûrdurlar. Hacı Mustafa Efendi’nin ahfâdı İstanbul’a gitdi. Eş-Şeyh Ya’kûb Gafûrî Efendi bunlardandır.

Kemaleddîn İbrâhim Efendi, kibâr-ı ulemâdan olup oğulları Sa’adeddîn Mehmed, Necmeddîn Yahyâ Efendiler de kibâr-ı fuzalâdandır. Hâssaten Yahyâ Efendi Fâzıl Dede demekle meşhûrdur. Muhyiddîn Mehmed Efendi de kibâr-ı kudâttan olup evlâdına Kadızâdeler dendi.

Şemseddîn Ahmed Efendi, ulemâdan olup mahdûmu Muhyiddîn Mehmed Efendi Haleb’e gitdi. Orada 968 sâlinden sonra vefât etdi. Bunun hafîdi kibâr-ı kudâttan Muhyiddîn Mehmed Efendi bin Bahâeddîn Mehmed Efendi bin Şemseddîn Mehmed Efendi bin mezkûr Muhyiddîn Mehmed Efendi 1102’de Mekke-i Mükerreme’de [491] vefât etdi.

Birâderi Mevlânâ Kemaleddîn Ebu’l-Vefâ Abdullah bin Bahâeddîn Mehmed el-Halebî el-Bahşî “Kitâbü’l-Ubâb fi-Terâcim-i Ruvâti’l-Mesâbih mine’t-Tâbi’în ve’l-Ashâb” adlı kitâb-ı kıymetdârın mü’ellifidir.

Muhyiddîn Mehmed Efendi’nin mahdûmları İbrâhim Efendi Şam’da 1136’da ve kudâttan İshâk Efendi Haleb’de 1140’da ve kudâttan Hasan Efendi de Haleb’de 1149’da vefât etmişlerdir. Bunların terâcim-i ahvâli ve Bahşîzâdeler olduğu “Hulâsatü’l-Eser”de mufassalan yazılıdır.

Âllame-i müşârün-ileyhin sülâle-i ilmiyyesi Amasya’da yıllarca devam etdi. Muhakkık-ı meşhûr Ürgüblü el-Hâc Ahmed Efendi bile Iydîzâde el-Hâc Mustafa Âkif Efendi kolundan bu zâta müntehîdir. Şeyhülislâm Kemal Paşazâde Ahmed Şemseddîn Efendi de müşârün-ileyhin tilmîzidir.