Amasya eşrâfından Mehmed Bey bin Abdülkerîm Bey bin Hasan Bey bin Hacı Abdulkerîm Paşa’nın mahdûmudur. Amasya’da câmii ve dârü’l-hadîsi olan Beylerbeyi Abdullah Paşa’nın evlâdından olup pederi Abdullah Paşa’nın vakfına mütevellî bir mîrlivâ idi.

Pederi Mehmed Bey’in Tophâne kurbunda Cihângir Mahallesi’nde ikâmeti esnâsında Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa’nın himmeti sâyesinde Enderûn-ı hümâyûna girdi. Gözleri pek güzel olduğu münâsebetle Enderûn ağalarının arasında “Çeşmî” diye bir lâkab kazandı. Sonra bu lakâbla iştihâr etdi. [224]

Enderûnda iyi bir terbiye gördü. Tedrîcen terakkî ederek rikâb-ı hümâyûn ağalarına iltihâk ederek Sultân Ahmed Han-ı Sâlis’in cülûsunda dülbend ağası, sır kâtibi, ba’dehû çukadâr-ı şehriyârî oldu. Sır kitâbetinde hayli müddet kaldı.

1132’de Cihângir’de bir câmi-i şerîf ve yanında bir mekteb yaptırdı. Emlâkini bu hayrâtının mesâlihine vakf etdi. Bu câmiye “Sormagir” dendi. 1135 senesi recebinde sûrre-i hümâyûn emîni olduğu hâlde Hicâz’a gidip ba’de’l-hâcc avdeti esnâsında dâr-ı na’îme irtihâl etdi. Hâfız Osmân Efendi’nin şâkirdi bir hattât-ı mâhir idi.

Bir kerîmesi Fâtıma Hânım olup dâmâdı Amasyalı Fazlızâde Mustafa Ağa bin Fazlullâh Efendi’dir. Vakfına kerîmesi mütevellîye olup vefâtında mahdûmu el-Hâc Mehmed Tâhir Efendi ve bunun vefâtında mahdûmu İsmâ’îl Efendi mütevellî oldu. 1230’da İsmâ’îl Efendi’nin vefâtında Mehmed Ârif Efendi bin Mustafa Efendi bin el-Hâc Mehmed Tâhir Efendi mütevellî oldu.

Müstakîmzâde Süleyman Sa’deddîn Efendi “Tuhfetü’l-Hattâtîn” adlı eserinde diyor ki: “Hüseyin Çeşmî enderûn-ı [225]hümâyûn’da sır kitâbeti hizmetine dek behre-yâb olup ba’dehû taşra çırağ oldukta Top-hâne’nin Fındıklı’ya müşerref mahalde rü’yâda irâ’et olunduğu üzere Sormagir nâm çarşûda bir câmi-i şerîf binâ edib (şeref-i istikmâl 1132) târîhinde itmâm ve ol etrâfı imâr edib ve müstakillen su dahi getirtip ol pîr-i nûrânî surre emânetiyle azm-i beyt-i Rahmânî eyledi.

Avdetinde esnâ-yı tarîkde bekâya kâdim olmuştur. Hâfız Osmân Efendi’den hüsn-i hatta me’zûn olmağla kendi câmiinde devr-hânlara vakf eylediği mushaf-ı şerîf kendi hatt-ı latîfidir. Hüsn-i dîdesi kemâlde olmağla enderûn-ı hümâyûnda “Çeşmî” lakâbıyla telkîb olunmuştur.”