Dersim Kürtlerinden olup evâ’il-i hâlinde Erzurum’a geldi. Burada ulemâdan tahsîl-i ulûm edib ders-i âm oldu. Ancak gençliğinde alışdığı müskirâta mübtelâ olduğundan halk ve ulemânın tahkîrâtına ma’rûz olup Erzurum’dan çıktı.

Sonra Abaza Mehmed Paşa’nın ordusuna intisâb edib isyânına iştirâk etdi. Bu sefer de hükûmetin ta’kîbâtına ma’rûz kalıp Abaza Paşa’nın ağalarından Amasyalı Sarhoş Mehmed Ağa’ya sığındı. Bunun vâsıtasıyla dehâlet ve Amasya’da ikâmet etdi.

Eski âdet-i me’lûfesi üzere hareket ederek pek ziyâde fürâde olduğundan kendisine “Çilî” dendi. Bu esnâda fazl ü takvâsıyla pek meşhûr olan Halvetî meşâyihinden Kutb Ahmed Efendi’nin zâviyesine gitdi. İnâbe etmek istedi. Kutb Ahmed Efendi bu arzûya karşı “temizlen de gel” dedi.

Bu hitâba pek müte’essir olup o gece rü’yâsında Cenâb-ı rabb-ı izzeti gördü. Bir mükâlemeden sonra Hakk Tealâ’nın mağfiretini istihsâl ederek uyandı. Derhâl tâ’ib ve müstağfir olup Kutb Ahmed Efendi’nin zâviyesine koştu. Hazret-i Kutb “gel bakalım Çilî, Cenâb-ı Hakk’ın inâyet-i ilâhiyyesiyle şimdi temizlendin” diyerek kabûl etdi. Şeyhin işâretiyle tedrîs-i ulûma başladı. İlm ü irfânıyla kendisini tanıttı. Hulefâdan Ömer Efendi’ye dâmâd olup yıllarca ders okuttu.

Ba’dehû ba’zı medreselere müderris olup akrânı arasında temâyüz etdi. “Çilî Efendi” diye herkesin hürmet ve muhabbetini kazandı. En son müderris olduğu Atabeg medresesi hücrelerinden birinde inzivâ ederek 1067’de vefât etdi. Âlim, sâlih, fâzıl idi. Mahdûmu Ömer Efendi, Çilîzâdelikle meşhûr olup Mehmed Paşa müderrisi iken 1095’de vefât etdi. Fuzalâdan idi.