Amasyalıdır. İbrâhim mahdûmudur. Amasya’da Molla Bahşî Halîfe’den ahz-ı ulûm etdikten sonra İstanbul’a gitdi. Şeyhülislâm Amasyalı Kemâl Paşazâde Ahmed ve Dadaylı Sa’dî Çelebilerin halka-i tedrîslerine muvâzabet ederek iktisâb-ı fezâ’il ve ikmâl-i tahsîl etdi.

Bir müddet üstâdının emriyle Amasyalı Seydî Alî Çelebizâde Abdurrahmân Efendi’nin mu’allimi oldu. Ancak meşreb-i âlîyesine zühd ü takvâ gâlib olduğundan tarîk-i ilmiyyede tefeyyüz ü terakkîye bâ’is olan mülâzemeti kabûl etmeyip neşr-i ma’ârif için Amasya’ya avdet ve tedrîs-i ulûma mübâşeret etdi.

Fazl ü kemâli, hüsn-i takrîr u beyânı talebe-i ulûmu kendisine cezb edib günden güne çoğaldı. Büyük bir cem’iyyet hâline girdi. 947’de Hızır Paşa müderrisliği kırk akçe ile uhdesine tevcîh edilerek sabr ü tahammül etdiği fakr ü ihtiyâcı [180] tehvîn edildi.

960’da tilmîzi Abdurrahmân Efendi Rûmeli kazaskeri olduğu münâsebetle fazl ü takvâsını Sultân Süleyman’a arz edib yevmî elli akçe vazîfe-i tekâ’üdle Yörgüç Paşa müderrisliğini uhdesine tevcîh etdirip âhir ömründe vüs’at-ı hâle nâ’il oldu.

Sultân Bâyezîd câmi-i şerîfinde tefsîr ve hadîs okutur, halka va‘z ü tezkîr eder, Üçler Mahallesi’nde ikâmet ederek evkât-ı hamsede namazını cemâ’atle edâ eylerdi. Bu hâl üzere dâ’im ve geceler de ibâdetle kâ’im iken “Zeyli Şakâyık”ın zabtı üzere 970’de ve “Sicill-i Osmânî”nin rivâyeti üzere 972’de dâr-ı na’îme intikâl etdi.

Fâzıl, muhakkik ulûm-ı akliyye ve nakliyyede kâmil, âbid, zâhid, kanâ’atkâr idi. Atayî Efendi “Zeyl-i Şakâyık”ta diyor ki“Mevlânâ-yı mezbûr fezâ’il-i kesîre ile meşhûr, câmi-i mefâhir-i fâzl ü takvâ, mecmu’a-i levâzım-ı ders ü fetvâ, kandîl-firûz-ı levâmi’-i ta’likât ü resâ’il, mihrâb-tırâz-ı medrese-i ilm ü fezâ’il, âbid ü zâhid kesirü’l-mehâsin ve gazîrü’l-mehâmid idi.” [181]

Nazarı ta’alluk eden mevâki’-i müşkilenin halline dâ’ir müstakil risâleler, “Telvîh”in mukaddimât-ı erba’asına hâşiye ve “Telvîh”in hayli mevâki’ine ta’lîkât yazdı. Mahdûmu Ahmed Efendi ve bunun mahdûmu mevâliden Hızır Efendi de ulemâdandır.

Cum’a Efendi Amasya’da bir silsile-i ilmiyye bıraktı ki bu silsile bir asır kadar devâm etdi. Silsile-i ilmiyyesi Molla Bahşî kolundan ma’lûmdur. Kezâlik Kemâl Paşazâde kolundan da ma’lûmdur. Dadaylı Sa’dî Çelebi kolundan Amasyalı Tâczâde Sa’dî Çelebi, Hasan bin Abdüssamed Samsunî, Şeyhülislâm Molla Mehmed Hüsrevî, Burhâneddîn Haydar Herevî vâsıtalarıyla Allâme Sa’deddîn Taftazânî’ye müntehî olur.

Kezâlik Tâczâde Sa’dî Çelebi, Kâdızâde Kâsım Çelebi, Molla Hızır Bey bin Celâl, Molla Yegân Mehmed Çelebi, Alâaddîn Alî bin Aksarâyî vâsıtalarıyla da Mevlânâ Cemâleddîn Mehmed Aksarâyî’ye müntehî olur. “Tebyînü’l-Mehârim” mü’ellifi Amasyalı Sinâneddîn Yûsuf Efendi Amasya’da bu silsileyi i’dâme etdi. Molla Bahşîzâde Fâzıl Yahyâ Efendi, kibâr-ı ulemâdan Gedûsî el-Hâc Mehmed Efendi de bu silsiledendir. [182]