Babası, nişancı ve kazasker Tâcîzâde Câfer Çelebi, 921'de (1515) Yavuz Sultan Selim'in emriyle idam edildikten sonra Bâlî İbrâhim Çelebi amcası Sa'dî Çelebi'nin yanında okudu, İstanbul'da müderris oldu ve medreseler arasında yükselerek Fatih Camii çevresindeki Sahn-ı Semân medreselerinden birine ulaştı. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'a göre burada afyona düştü, günde yedi dirhem afyon yemeye başladı ve bu yüzden 941 (1534-35) yılında öldü. Amasya Tarihi onu iki yerde şair olarak anar: kendi maddesinde "âlim, fâzıl, şâir, mâ'il-i zevk", babasının maddesinde "gâyet güzel ve şâir bir mahdûm". Bu nitelemelerin arkasındaki şiirlerden hiçbiri günümüze gelmedi.

Hüsameddin'in Kaydı

Kazasker Amasyalı Ca'fer Çelebi bin Taceddîn İbrâhim Paşa'nın mahdûmudur. Amcası fâzıl-ı meşhûr Sa'dî Çelebi'den ikmâl-i tahsîl ederek İstanbul'da ders-i âm ve müderris oldu. Devr-i medâris ederek Sahn-ı Semânî'ye müderrisi olduğu hâlde berş ü afyona mübtelâ olmakla yevmî yedi dirhem afyon ekline başladığından müte'essiren 941'de vefât etdi. Âlim, fâzıl, şâir, mâ'il-i zevk idi.

Bugünkü dille: Amasyalı kazasker Câfer Çelebi'nin oğludur; Câfer Çelebi de Tâceddîn İbrâhim Paşa'nın oğludur. Öğrenimini ünlü bilgin amcası Sa'dî Çelebi'nin yanında tamamlayarak İstanbul'da ders-i âm ve müderris oldu. Medreseleri sırayla dolaşıp Sahn-ı Semân müderrisi iken berşe ve afyona alıştı; her gün yedi dirhem afyon yemeye başladığından bunun etkisiyle 941'de (1534-35) öldü. Âlim, bilgili, şair ve zevk ehli bir kişiydi.

Aile

Bâlî İbrâhim Çelebi, XV. ve XVI. yüzyıl Osmanlı bürokrasisinde ve edebiyatında adı çok anılan Amasyalı bir ailenin üçüncü kuşağındandır. Dedesi Tâcî Bey, yani Kefe beylerbeyi Tâceddîn İbrâhim Paşa, II. Bayezid'in Amasya'daki şehzadelik yıllarında onun hizmetinde bulunmuş bir devlet adamı ve şairdi. Babası Tâcîzâde Câfer Çelebi II. Bayezid'in nişancısı, Hevesnâme'nin şairi, Çaldıran seferinden sonra da Anadolu kazaskeriydi; 921'de (1515) Yavuz Sultan Selim'in emriyle idam edildi. Amcası Tâcîzâde Sa'dî Çelebi ise münşeatıyla ve Arapça şiirleriyle tanınmış bir müderristi.

Hüsameddin'in Câfer Çelebi maddesi, aileyi şöyle bağlar: "Ca'fer Çelebi'nin Bâlî İbrâhim Çelebi nâmında gâyet güzel ve şâir bir mahdûmu ma'rûfdur. Birâderi meşâhîr-i fuzalâ vü şu'arâdan Sa'dî Çelebi ile diğer birâderi İsmâ'îl Bey meşhûr olup hemşîrezâdesi Hacı Enbiyâzâde Mehmed Çelebi de ricâldendir." Burada sayılan öteki amca, İsmâil Bey, Şehzade Ahmed'in Amasya divanında kâtip ve şehremini olmuş, sonra ağabeyi Câfer Çelebi'nin yardımıyla sancakbeyi olmuş ve 932'de (1525-26) ölmüştür. İsmâil Bey'in oğlu Tâceddîn, yani Şehzade Mustafa'nın Amasya divanında nişancılık eden hattat ve şair Küçük Tâc Bey, Bâlî İbrâhim Çelebi'nin amcaoğludur.

Câfer Çelebi üzerine TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddede İsmail E. Erünsal, II. Bayezid dönemine ait in'am defterlerine dayanarak Câfer Çelebi'nin sunduğu kasideler, Mısır sultanına yazdığı mektuplar ve "oğlunun sünnet merasimi" dolayısıyla padişahtan ihsan aldığını yazar. Oğlun adı verilmez. Hüsameddin'in adını bildirdiği tek oğul Bâlî İbrâhim olduğu için bu kaydın ona ait olması mümkündür; ama Câfer Çelebi'nin başka oğulları olup olmadığı bilinmediğinden bu yalnız bir ihtimaldir.

Amca Sa'dî Çelebi'nin Yolunda

Bâlî İbrâhim Çelebi'nin hayatı, hocası ve amcasının izini yakından takip eder. Hüsameddin'in Sa'dî Çelebi maddesine göre amca, 916'da (1510-11) Sahn-ı Semân müderrisi olmuş, 917'de Câfer Çelebi'nin Şehzade Ahmed taraftarı diye görevden alınması üzerine azledilip hacca gitmiş, ağabeyi yeniden nişancı olunca tekrar Sahn'a dönmüş, 921 recebinde ağabeyinin idamı üzerine yine azledilip emekliye ayrılmıştır. Bâlî İbrâhim de öğrenimini bu amcanın yanında tamamlamış ve sonunda amcasının bir zamanlar okuttuğu Sahn medreselerine ulaşmıştır.

Sahn-ı Semân, Fatih Sultan Mehmed'in 867-875 (1463-1470) yılları arasında yaptırdığı külliyenin içinde, caminin iki yanında dörder adet sıralanan sekiz yüksek dereceli medresedir. Süleymaniye medreseleri kurulana kadar Sahn müderrisleri müderrislerin en kıdemlileri sayılırdı. Bâlî İbrâhim Çelebi'nin bu basamağa erişmesi, kısa ömrüne rağmen ilmiye mesleğinde ilerlediğini gösterir. Hangi Sahn medresesinde, hangi yıllarda okuttuğu bilinmiyor.

Afyon ve Ölümü

Hüsameddin'in "berş ü afyon" diye andığı alışkanlık, afyonlu bir macun olan berş ile afyonun kendisidir. Yazar, Bâlî İbrâhim Çelebi'nin günde yedi dirhem afyon yediğini ve "müte'essiren", yani bunun etkisiyle öldüğünü kaydeder. Madde bu ayrıntıyı nereden aldığını söylemez; başka bir kaynakta da bulunamadı. Ölüm yılı olan 941 (1534-35) de yalnız Hüsameddin'e dayanır.

"Bâlî" lakabının nereden geldiği açıklanmamıştır. Aynı dönemde Amasya'da ve İstanbul'da bu lakabı taşıyan pek çok kişi vardır; Hüsameddin'in yedinci cildinde Bâlî İbrâhim Çelebi'nin hemen yanında Bâlî lakaplı başka maddeler de sıralanır. Bu nedenle Tâczâde ailesine ait olan bu Bâlî'yi, Gümüşlüzâde Bâlî Çelebi gibi adaşlarından ayırmak için baba adını ve aile lakabını birlikte anmak gerekir.

Şiiri

Şiirlerine ulaşılamamıştır. Babasının divanı elimizde, amcasının beyitleri tezkirelere geçmişken aynı aileden gelen bu müderrisin şiirleri izsiz kalmıştır; Hüsameddin de onu iki ayrı maddede şair diye anmakla yetinir. Maddenin özgün metniyle aile üzerine notlar için Bâlî İbrâhim Çelebi-Tâczâde sayfasına bakılabilir.

Kronoloji

916 (1510-11): Amcası Sa'dî Çelebi Sahn-ı Semân müderrisi olur.

921 (1515): Babası Câfer Çelebi idam edilir; amcası Sa'dî Çelebi emekliye ayrılır.

932 (1525-26): Amcası İsmâil Bey ölür.

941 (1534-35): Sahn-ı Semân müderrisi iken ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar