Amasya ümenâsından Geldiklanlı Kâdı Abdüsselâm Çelebizâde Rıdvân Çelebi’nin mahdûmudur. Pederi Amasya vâlîsi Şehzâde Sultân Ahmed’in havâss-ı kurenâsından olduğu esnâda Amasya hattâtlarından Abdullah Efendi’den hutût-ı mütenevvi’ayı ve Münîrî Efendi’den edebiyâtı ahz u tederrüs etdi.

Ba’dehû Şehzâde-i müşârün-ileyhin kâtib-i dîvânı olarak iştihâr edib pederinin vefâtında yerine defter emîni oldu. Şehzâdenin kurenâsından olduğu münâsebetle 918 senesi zilhiccesinde şehzâdenin i’dâmından bir mâh sonra bu da i’dâm edildi.

Erbâb-ı ma’ârifden olup kâtib, şâir, edîb, hattât-ı meşhûr idi. Mahlasını Mevlânâ Latîfi Çelebi bâ-i muvahhade ile “Cenâbî” diyor. Kınalızâde Hasan Çelebi de nûn ile “Cenânî” kayd ediyor.

Latîfî Çelebi “Tezkire-i Şu’arâ”sında diyor ki: “Cenâbî Amasiye kurbundan ümenâ tâ’ifesinden Rıdvânzâde demekle ma’rûf bir kimesne idi. Sultân Selîm devrinde [186] nakl etmişdir. Sâhib-i ma’rifet ve hoş-hûy, ama sühân-gûylukda sâde-gûy idi. Bu matla’ onundur:

Çü fırsat ayşa el virdi geçür hoş gel bu devrânı
Bu günü koma yarına ki götürmez bu devrânı

Gâyet de a’lâ hatt yazar ve yazdığı hattı bî-habt u bî-galat yazardı ve kavâ’id-i hutûtunun üslûb-ı meslûbü’l-misâline hattâtân-ı harf-girân harf atmağa nîm nokta kadar bahâne bulamaz idi ve beyâz-ı ârız-ı safhaya sevâd-ı ânber-terden zülf-i gâliye-fâm ü engüşt-i mâşita-i hâme ile hibr-i miskîn-bârdan hâl-i anber-meşâmm eyler idi.

Beyit:

Lülü-i şehvâr dizmiş sadrına her satrının
Safhasını dürden itmiş hattını yâkûtdan

Kınâlızâde Hasan Çelebi de “Tezkire-i Şu’arâ”sında diyor ki: “Cenânî Amasya kurbundan ümenâ tâ’ifesinden Rıdvânzâde demekle meşhûr idi. Sultân Selîm-i mâzi devrinde kazâ-i ecele râzı olup karîn-i hûr u Rıdvân olmağa azm-i gülzâr-ı cinân etmişdir.”