Osmanlı tarihinde bazı devlet adamları kendi adlarıyla değil, yetiştirdikleri hükümdarın adıyla anılır. Yörgüç Paşa bunlardan biridir. Çelebi Mehmed'in on iki yaşındaki oğlu Şehzade Murad'ı Rum vilayetine gönderdiği 1414 yılında ona lala, yani koruyucu ve yönetici öğretmen olarak verilmiş, Murad tahta çıkınca da aynı bölgenin beylerbeyliğine getirilmiştir. Amasya'da Yeşilırmak kıyısında, adını taşıyan caminin türbesinde dört mermer sanduka yan yana durur ve bunlardan biri onundur. Yapı nehir taşkınlarının ve 1939 Erzincan depreminin zarar verdiği, 1946'da onarılan bir yapıdır; paşanın kendisi hakkındaki bilgiler de benzer biçimde parça parçadır.

Yörgüç Paşa'nın hayatını yazmak, kaynakların konuştuğu yerde sağlam durup sustukları yerde susmayı gerektirir. Doğum yeri, doğum tarihi ve kökeni bilinmemektedir; kişiliğine ve Murad'la ilişkisine dair güvenilir bir söz ya da anekdot da yoktur. Buna karşılık yaptırdığı yapılar, vakıf kayıtları, mezar taşları ve çağdaş vakayinameler onun idarî faaliyetini oldukça somut biçimde gösterir. Aşağıdaki anlatı bu somut kısma dayanır ve kaynaklar arasındaki tarih ve isim farklarını gizlemez.

Adı, Soyu ve Kökeni

Tarih kitaplarında ve arşiv belgelerinde adı Yörgüç, Yörgeç ve Yörgenç biçimlerinde geçer. Kitabelere ve mezar taşlarına bakıldığında ise adının Yörgüç, lakabının Celâleddin olduğu anlaşılır. Nerede ve ne zaman doğduğu bilinmemektedir. Çok iyi bir tahsille yetiştiği anlaşılır; Çelebi Mehmed'in oğlunu ona emanet etmesi de bu izlenimi destekler.

Soyuna dair öne sürülen şecereler birbirini tutmaz. Bazı araştırmalarda Amasya'daki Atabekiye Medresesi'nin kurucusu Nâsırüddin Ahmed'in soyundan geldiği ve adının Yörgüç b. Muînüddin Abdullah b. Şücâüddin İlyas b. Hayreddin Hızır b. Ömer b. Atabek Nâsırüddin Ahmed olduğu yazılır. Başka bir anlatı onu Gâzî Ali ve Gâzî Mihal Bey'in soyuna bağlar ve asıl adının Yörüklüce olduğunu ileri sürer. Ne var ki Amasya'da yaptırdığı caminin kitabesinde, kendi mezar taşında ve vakfiyesinde babasının adı yalnızca Abdullah olarak geçtiği için bu şecerelerin hiçbirinin doğruluğu kesin değildir. Babasının adından hareketle Slav asıllı olduğu, adının Slavca Jorgiç'ten, yani Yorgi'nin oğlu anlamından geldiği de söylenmiştir; bu görüşün dayanağı W. Griswold'un Lefke'li Molla İsa'nın vakfiyesi üzerine yazdığı makaledir. Kesin bir belge olmadığından onu ne yerli bir Amasya ailesinin çocuğu ne de Slav kökenli diye kesin biçimde tanımlamak mümkündür.

Cami kitabesindeki "atabeg" unvanı ise babasına değil, büyük olasılıkla kendisinin lalalığına yapılmış bir göndermedir. Amasya yerel literatüründe sonradan yerleşen "Atabeyzade" nitelemesi, bu unvanın bir soy bilgisi gibi okunmasından doğmuş olmalıdır.

Şehzade Murad'ın Lalası

Çelebi Mehmed, Ankara Savaşı'ndan sonra dağılan devleti toparladığında Anadolu'daki sancakları şehzadelerine vermeye başladı. Büyük oğlu Murad 1404 yazında Amasya'da doğmuştu. Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi'nde annesinin Amasya ileri gelenlerinden Divitdâr Ahmed Paşa'nın kızı Şehzade Hatun olduğunu kaydeder. 1414'te on iki yaşına basan Murad, Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve Osmancık yörelerini kapsayan Rum vilayetinin başına gönderildi. Yanına lala olarak Yörgüç Paşa verildi. Kimi yerel yazılarda lalalık 1415 olarak tarihlenir, ancak kaynakların çoğu 1414 üzerinde birleşir.

Osmanlı geleneğinde lala yalnızca bir hoca değildir. Çocuk yaştaki şehzadenin adına sancağı fiilen yöneten, onu devlet işlerine hazırlayan ve merkeze bilgi aktaran kişidir. Rum vilayetinde bu görev özellikle güçtü. Bölgede İlhanlı döneminden kalma Moğol ve Türkmen topluluklar yaşıyordu ve göçebe hâldeki bu kalabalık nüfusu merkezî bir idareye bağlamak kolay değildi. Yerli Türkmen aileleri de büyük ölçüde başlarına buyruktu. Şehzade Murad, tedbirli ve kudretli biri olarak tanınan lalasının yardımıyla bölgede huzuru sağlamaya çalıştı.

Murad'ın Amasya'da geçirdiği yıllar sakin geçmedi. Vali olarak gönderilişinden bir yıl sonra Amasya kuvvetleriyle Börklüce Mustafa isyanını bastırmak üzere Saruhan ve İzmir tarafına hareket etmesi emredildi; isyanı Amasya ve Sivas kuvvetlerinin başındaki Bayezid Paşa bastırdı. Şehzade Amasya'dan ayrılınca bölgedeki Moğol göçebeleri, yani Kara Tatarlar kargaşa çıkardı ve Murad Bayezid Paşa ile birlikte yeniden Amasya'ya döndü. Bu olaylarda lalanın tam olarak ne yaptığına dair doğrudan bir kayıt yoktur.

1417-1421 arasında Rum sınırında önemli gelişmeler yaşandı. Şehzade Murad ve onun "yeni atabeyi" olarak anılan Rum beylerbeyi Hamza Bey, Samsun'u İsfendiyaroğlu'nun elinden aldılar. Bu ifade dikkat çekicidir, çünkü Yörgüç Paşa'nın lalalığının ne kadar sürdüğü ve şehzadenin çevresinde başka hangi görevlilerin bulunduğu sorusunu açık bırakır. Kaynaklarda bunu çözen bir kayıt görünmez. Samsun'un fethine ilişkin tarih de tartışmalıdır; Neşrî, Çelebi Mehmed'in 1418'deki başarısız seferiyle 1421'deki fethi birbirine karıştırır.

Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın aktardığı bir olay paşanın bu yıllardaki otoritesini gösterir. Buna göre Canik Beyi Hüseyin Bey, Yörgüç Paşa'nın emirlerine uymamış; paşa kendi kölelerinden Polad Bey'i yeterli bir kuvvetle göndermiş, isyan bastırılmış ve bu başarı üzerine ona vezirlik rütbesi verilmiştir. Anlatı yalnızca bu kaynakta ayrıntılıdır; tarihi ve öteki kayıtlarla uyumu ayrıca doğrulanmalıdır.

Düzmece Mustafa ve Rum Beylerbeyliği

Çelebi Mehmed 1421'de Edirne'de öldü. Murad, ölüm döşeğindeki babası tarafından Bursa'ya çağrılmıştı; oraya vardığında padişahın vefat ettiğini öğrendi. Vezirler, Bizans'ın elinde bulunan Düzmece Mustafa'nın harekete geçmesinden korktukları için ölümü gizli tutmuşlardı. Murad 25 Haziran 1421'de Bursa'da biat alarak tahta çıktı; on yedi yaşındaydı. Hemen ardından Bizans'ın desteklediği Düzmece Mustafa Gelibolu'ya çıktı, Edirne'ye girdi ve Anadolu'daki bazı beyler de ona yöneldi. Murad Ceneviz gemilerinin yardımıyla Gelibolu'yu aştı; Mustafa 1422'nin kışında yakalanarak Edirne'de idam edildi. Başka bir rivayete göre Mustafa Eflak'a, oradan Kefe'ye kaçmayı başarmıştı.

TDV'ye göre bu isyanın bastırılmasında Yörgüç Paşa'nın telkini etkili olmuştur: yeni padişah onun öğüdüyle Mustafa'nın üzerine yürümüş, böylece ilk büyük taht tehdidini bertaraf etmiştir. Murad bunun karşılığında lalasını 826/1423'te Rum beylerbeyliğine atadı. Beylerbeylik, Amasya merkezli bölgenin bütün idaresi demekti ve Osmanlı'nın Orta Anadolu ile Karadeniz'e açılan kesimindeki en önemli makamlardan biriydi. Dikmen ve Toruk'un 2019 tarihli çalışması da aynı tarihi verir; Havza'ya ait bir yerel yazı ise 1422 der.

Beylerbeyliğinin ilk yıllarında paşa, Kızılkocaoğulları olarak anılan ve dört kardeşin emrindeki çetelerle mücadele etti. Bu gruplar Amasya ve Tokat çevresinde yol keserek soygunculuk yapıyor, zaman zaman şehirlere kadar gelip halka zarar veriyordu. Onlara Akkoyunlu Karayülük Osman Bey, Dulkadıroğlu Hasan Bey ve Bayındıroğlu Halil Bey'in yardım ettiği anlaşılmaktadır. Yörgüç Paşa bu âsileri itaat altına aldıktan sonra bölgede bağımsız davranmayı sürdüren öteki beylerin üzerine yürüdü. Kocakayası hâkimi Haydar Bey ve Canik hâkimi Alparslanoğlu Hüsâmeddin Hasan Bey itaat altına alındı. Hasan Bey yakalanıp Bursa'ya, padişahın yanına gönderildi ve Tâceddinoğulları'nın elindeki Ordu ve Çarşamba çevresi 1427 yılında Osmanlı idaresine katıldı.

Aynı yıllarda Orta Anadolu'nun dengesi doğudaki büyük güçlerin gölgesinde değişiyordu. Timurlu Şâhruh'la yaptığı savaşı kaybeden Karakoyunlu hükümdarı İskender Mirza, II. Murad'ın izniyle kışı geçirmek üzere Tokat'a yerleşmişti. Bahar gelince Karakoyunlu askerleri çevreyi yağmalamaya başladı; Yörgüç Paşa durumu padişaha bildirdi. Bunun üzerine Anadolu Beylerbeyi Timurtaşoğlu Umur Bey Tokat'a gönderildi ve Karakoyunlular bölgeyi terk etti. II. Murad maddesi İskender'in Tokat'taki bu konaklamasını 1435-1436 yıllarına yerleştirir ve Şâhruh'un bütün Anadolu hükümdarlarını kendi himayesi altında göstermek istemesine bağlar. Aynı maddeye göre Aralık 1436'da Karaman kuvvetleri Amasya beylerbeyi Yörgüç Paşa'yı sıkıştırdı. Bunun üzerine II. Murad Dulkadırlılar'la birlikte doğudan ve batıdan Karaman ülkesine saldırdı, Tokat'tan çıkan bir ordu Kayseri'yi kuşattı ve 1437 baharında Akşehir'e girilerek Konya, Beyşehir ve Hamîd-ili ele geçirildi. Paşanın bu savaşta ne yaptığı ayrıntılı olarak bilinmez, ama 1436 sonunda hâlâ Amasya beylerbeyi sıfatıyla anılması önemlidir.

Orta Anadolu'da huzuru sağlayan paşaya vezirlik rütbesi verildi. Amasya yerel literatüründe, Sultan Murad'ın güveninin bir göstergesi olarak ona kendi adına sikke bastırma izni verildiği ve bu akçenin "Yörgüç Paşa akçesi" diye anıldığı da yazılır. Hüseyin Hüsameddin Yasar bunu açıkça kaydeder, ancak TDV maddesi bu bilgiyi şüpheli bulur. Bu yüzden iddiayı kesin bir olgu olarak değil, yerel bir rivayet olarak anmak daha doğrudur.

Bir yerel yazı, paşanın 1434'te yaşlılık nedeniyle görevden alındığını bildirir. Bu tarih, Aralık 1436'da onun hâlâ Amasya beylerbeyi olarak anıldığını yazan kayıtla bağdaşmaz ve şüphe uyandırır. Daha eski bir yazıda görülen, paşanın 1435'te Edirne muhafızlığına atandığı bilgisi ise hiçbir güvenilir kaynakta doğrulanamadığı için buraya alınmamıştır.

Amasya'ya Bıraktığı Külliye

Yörgüç Paşa'nın Amasya'daki en kalıcı eseri, adını taşıyan külliyedir. Caminin kapısı üzerindeki kitabeye göre yapıyı "Atabeg Yörgüç Paşa" 834/1430 yılında yaptırmıştır. Kültür ve turizm kayıtlarında ve bazı yerel kaynaklarda cami 1428 tarihli olarak anılır. Aradaki iki yıl, caminin ve külliyenin farklı bölümlerinin farklı zamanlarda tamamlanmasından ya da bir yanlış okumadan kaynaklanıyor olabilir; bunu belirleyecek bir belge yoktur. Kitabedeki tarih bir yapıyı tarihlemek için en güvenilir dayanak olduğundan 1430 esas alınmıştır.

Külliye, vakfiye metinlerine ve tahrir defterlerine göre Amasya'da bir cami, medrese, imaret ve iki hamamdan oluşuyordu. Kimi kaynaklar bunlara han ve türbeyi, bir kaynak ise on yedi dükkânı da ekler. Bugün yalnız cami ve ona bağlı türbe ayaktadır; han, hamam, imaret ve medrese günümüze ulaşmamıştır. Külliyenin Amasya'nın Osmanlı fethinden yaklaşık kırk yıl sonra yapılan ilk Osmanlı külliyesi olduğu da söylenir. Cami, şehir merkezinde eski halin yanında, Torumtay Türbesi'nin kuzeyinde, Amasya-Tokat yoluna elli metre kadar mesafededir.

Yapı, Amasya'da sık görülen ters T planlı camilerdendir; mimarlık literatüründe tabhâneli ya da zâviyeli yapılar grubuna girer ve ayrı bir son cemaat yeri yoktur. Duvarlarda düzgün kesme taş kullanılmış, pencere kemerlerinde ve kalın duvarlarda yer yer kırmızı ve beyaz mermer kullanılarak yapıya renkli bir görünüm verilmiştir. Üç bölümlü giriş kısmının ortasında, yelpaze biçimli pandantiflerle geçilen bir kubbenin örttüğü giriş eyvanı bulunur. Eyvanın büyük kemeri kırmızı beyaz taştandır ve duvarlardan biraz öne taşırılarak örülmüştür; bu da girişe zarif bir görünüm kazandırır. Kapının üzerinde sivri kemerli bir panonun altında, kenarları dilimli, uçları palmet bezemeli üç satırlık kitabe yer alır ve kemeri Tevbe sûresinin yazıldığı bir bordür çevreler. Kapının iki yanında rûmî palmetlerden oluşan ince taş süslemeler vardır; eyvanın doğusundaki kapalı bölümün kapısı üzerinde ise hatâyî üslupta, taş üzerine boyama bir pano görülür. Bu kapalı bölümün, yapının günümüze ulaşmayan medresesinin dershanesi olduğu düşünülmektedir.

Ana mekânda ortada bir sofa ve buraya iki yandan açılan tabhâne odaları, güneyde ise yükseltilmiş cami bölümü bulunur. Sofa ile cami bölümünün kubbeleri on iki köşeli kasnaklara oturur ve kasnaklar nişlerle düzenlenmiştir; tabhâne odaları ise prizmatik üçgenlerle geçilen on altı köşeli kasnaklı kubbelerle örtülüdür. Bu odaların içinde yaşmaksız ocaklar ve duvarlarda alçı raflar vardır. Kuzeyde, kapının üzerinde ahşap bir mahfil, güneyde sade ve mukarnaslı bir nişe sahip mermer mihrap yer alır; minber ise ahşaptan yenilenmiştir. Cephelerde çok sayıda devşirme malzeme kullanılmış, girişteki kapalı bölümün kuzey cephesindeki taş yazıt başta olmak üzere bunların büyük bölümü antik döneme aittir. Yeşilırmak'a yakınlığı yüzünden yapı zaman zaman su baskınlarından büyük zarar görmüş, iç kısmı bu nedenle tamamen yenilenmiş ve içindeki kalem işi süslemeler de yeni olmuştur. Özgün minare günümüze ulaşmamış, yerine basit bir ahşap minare yapılmıştır. 1939 Erzincan depremi de yapıya zarar vermiş, cami 1946'da onarılmıştır.

Giriş eyvanının yanında, seki ile yükseltilmiş, iki ayakla dışarıya açık ve pandantifli bir kubbeyle örtülü bölüm türbe olarak düzenlenmiştir. Etrafı üç yönden mermer korkuluklarla çevrilidir ve kuzeydeki korkuluğun ortasında mermer söveli yüksek bir pencere bulunur. Burada Yörgüç Paşa ve ailesine ait dört mermer sanduka yer alır. Çiğdem Belgin Dikmen ile Ferruh Toruk'un 2019 tarihli çalışması mezar taşlarındaki kitabeleri okuyarak sandukaların kimlere ait olduğunu belirler: Yörgüç Paşa, oğlu Yunus Bey ve kızları Hundi (Hündi) Hatun ile Sitti Hatun.

Amasya dışındaki eserlerini de vakfiye metinleri ve tahrir defterleri kaydeder. Buna göre Tokat'ta bir hamam ve han, Gümüş'te (bugünkü Gümüşhacıköy) bir cami, Havza'da bir imaret, Kavak'ta bir cami ve İskilip'te bir hamam yaptırmıştır; Köprü'deki cami de ona atfedilir. TDV'ye göre bunlardan Amasya, Gümüş, Kavak ve Köprü camileriyle Tokat'taki hamam günümüze ulaşmıştır. Türkçe Vikipedi'de paşanın Kavak'taki camide yattığını düşündüren bir bağlantı vardır; oysa TDV açık biçimde onun Amasya'da yaptırdığı camiin türbesine gömüldüğünü yazar. Vakfiyesi ise Sultan II. Murad'ın tuğrasıyla onaylanmış ve 1436 tarihlidir (Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi, Def No: 747, Sıra No: 245); bu bilgi bir akademik vakfiye çalışmasının özetinden alınmıştır ve belge doğrudan okunmamıştır.

Ailesi

Aile bilgileri kaynaklara göre farklılık gösterir. TDV maddesi Yörgüç Paşa'ya Hızır, Yunus ve Mustafa adlı üç oğul ile Sitti ve Hundi Hatun adlı iki kız verir. Ayrıca Lefke'de vakıfları bulunan Molla Îsâ adlı bir oğlunun daha olduğu belirtilir; bu isim, paşanın Slav kökeni tezini doğuran Griswold makalesinin de konusudur. Edirne'de vakfı bulunan Çiçek Hatun, Gökbilgin'in araştırmasına dayanarak paşanın eşi olarak kaydedilir. Oğullarından Hızır ve Mustafa Bey'in 1444'teki Varna Muharebesi'nde şehit düştüğü bilinmektedir.

Ferruh Toruk'un 2021 tarihli makalesi tabloyu farklı kurar. Çalışmaya göre Mustafa Bey, Safiye Hatun'un tek çocuğudur; Yörgüç Paşa'nın öteki eşi Şahbulu Hatun'dan ise Abdi Bey, Hızır Bey, Ali Bey, Yunus Bey, Sitti Hatun ve Hundi Hatun doğmuştur ve bunlar Mustafa Bey'in üvey kardeşleridir. Mustafa Bey Havza'da bir imaret yaptırmış, imaretin giderleri için gayrimenkullerinin gelirini kısmen ya da tamamen vakfetmiştir. Vakfiyesi 1437'de düzenlenmiş olup Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde "Yörgüç Paşa oğlu Mustafa Bey Vakfiyesi" adıyla kayıtlıdır. Makalenin son bölümü imarette çalışacak personeli ve imaret için ayrılan mülkleri bir tabloyla sıralar. Havza'daki Yörgüç Mustafa Paşazade Camii'ni de bu çizgiyle ilişkilendiren kaynaklar vardır.

Çiçek Hatun ile Safiye ve Şahbulu hatunlar arasındaki ilişki açıklanmamıştır. Paşanın birden fazla evlilik yapmış olması ya da aynı eşin farklı adlarla anılması mümkündür, ama bu yalnızca bir çıkarımdır. Birbirinden bağımsız çalışmaların farklı eş adları vermesi, aile tablosunun hâlâ eksik olduğunu gösterir.

Ölümü

TDV'ye göre Yörgüç Paşa 845 Zilhiccesinde, yani Nisan-Mayıs 1442'de Amasya'da vefat etti ve kendi yaptırdığı camiin türbesine defnedildi. Bazı yerel yazılar ölümü 1441 olarak verir, fakat TDV'nin ve Dikmen-Toruk çalışmasının çizgisi 1442'dir. Doğum tarihi bilinmediği için kaç yaşında öldüğü hesaplanamaz. Ölümünden iki yıl sonra, 1444'te, oğulları Hızır ve Mustafa Varna'da şehit düştü. Bu sıralarda Murad'ın çok sevdiği ve güvendiği oğlu Alâeddin Ali Çelebi de Amasya'da ölmüş, haber padişahı derinden sarsmış ve 1444'teki tahttan çekilme kararında etkili olmuştu.

Mirası

Yörgüç Paşa'nın Amasya için anlamı iki bakımdan okunabilir. İlki, şehzade sancağı olarak Amasya'nın erken Osmanlı örneğidir: genç bir şehzadenin yanında onu yetiştiren bir lalanın bulunduğu ve sancağın fiilen lalanın elinde yürüdüğü bir düzen. İkincisi bu düzenin taşta bıraktığı izdir: cami, ona bağlı türbe ve günümüze ulaşmayan han, hamam, imaret ve medresenin bir zamanlar bulunduğu alan.

Bugün Yörgüç Paşa Camii hâlâ ibadete açıktır ve Amasya'nın erken Osmanlı mimarisini anlatan duraklardan biridir. Eksik olan şey paşanın kendi sesidir. Kişiliğine, sözlerine ve Murad'la ilişkisinin niteliğine dair güvenilir bir kaynak yoktur. Murad'ın tahta çıktıktan sonra lalasını Rum beylerbeyliğine getirmesi ve onu uzun yıllar bu görevde tutması, ilişkinin sıradan bir görev bağından fazlası olduğunu düşündürür; ancak bu bir çıkarımdır, belge değildir.

Kronoloji

1404: Şehzade Murad Amasya'da doğar.

1414: Çelebi Mehmed, on iki yaşındaki oğlu Şehzade Murad'ı Rum vilayetine, Amasya'ya gönderir; Yörgüç Paşa lala olur (bir kaynak 1415 der).

1417-1421: Şehzade Murad ve Rum beylerbeyi Hamza Bey Samsun'u İsfendiyaroğlu'ndan alır.

1421: Çelebi Mehmed ölür, II. Murad Bursa'da tahta çıkar.

1422: Düzmece Mustafa isyanı bastırılır.

826/1423: Yörgüç Paşa Rum beylerbeyliğine getirilir (bir kaynak 1422 der).

Yaklaşık 1427: Ordu ve Çarşamba çevresi Osmanlı idaresine katılır.

834/1430: Amasya Yörgüç Paşa Camii kitabesinin tarihi (bazı kaynaklar 1428 verir).

1434: Bir yerel yazıya göre yaşlılık nedeniyle görevden alınır; başka kayıtlar bu tarihi doğrulamaz.

1436: Yörgüç Paşa vakfiyesi; Aralık ayında Karaman kuvvetleri Amasya beylerbeyi Yörgüç Paşa'yı sıkıştırır.

1437: Oğlu Mustafa Bey'in Havza imaret vakfiyesi.

Zilhicce 845 / Nisan-Mayıs 1442: Yörgüç Paşa Amasya'da ölür; camisinin türbesine gömülür.

1444: Oğulları Hızır ve Mustafa Varna Muharebesi'nde şehit düşer.

1946: Cami onarılır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi dijital neşri.

Akademik çalışmalar

  • Fahameddin Başar, "Yörgüç Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 43, İstanbul 2013, s. 566-567 (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
  • Çiğdem Belgin Dikmen - Ferruh Toruk, "Amasya Yörgüç Paşa Cami ve Türbesi", Social Sciences Studies Journal, 2019, s. 3627-3655.
  • Ferruh Toruk, "Yörgüç Paşa Oğlu Mustafa Bey Vakfiyesi'nin Mahiyeti", SMART Journal, 2021, s. 2962-2970.

Resmî kaynaklar

  • T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Portalı ve Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Yörgüç Paşa Camii". kulturportali.gov.tr

Diğer kaynaklar

  • Emine Naza Dönmez, "Yörgüç Paşa Camii", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 43, s. 567-568. islamansiklopedisi.org.tr
  • TDV İslâm Ansiklopedisi, "Murad II" maddesi. islamansiklopedisi.org.tr
  • Türkçe Vikipedi, "Yörgüç Paşa" maddesi (yalnızca yardımcı).

Çevrimiçi kaynaklar