Amasyalıdır. Tokat kazâsından ma’zûlen vefât [301] eden eş-Şeyh Hamîd Lâdikîzâde es-Seyyid Efdaleddîn Hüseyin Çelebi’nin mahdûmudur. Takrîben 821’de doğdu Amasya’da pederinden ve Hatîb Taceddîn İbrâhim Çelebi’de tahsîl-i ulûm edib sonra Bursa’ya gitdi.

Orada Mevlânâ Yegân Mehmed Çelebi’den ikmâl edib avdetle ders-i âm ve Amasya’da Atabeg Gâzi Medresesi müderrisi oldu. 854’de pederi tarafından Tokat nâibi görülüb 855’de avdetle sânîyen Atabeg Gâzi müderrisi oldu.

Tedrîs-i ulûm etdiği esnâda meşâhîr-i ulemâdan Şeyh İmâdzâde Mevlânâ Salâhuddîn Mûsa Çelebi fazl ü kemâlini takdîr ederek kerîmesini verib kendisine dâmâd etdi. Sonra Bursa’da Kaplıca Medresesi müderrisi olarak iştihâr etdi.

Bu esnâda kendisine korkunç bir hastalık ârız olup sakal ve bıyığı döküldüğünden ba’zı hussâd-ı bed-nihâdı ferce-yâb-ı isnâd olarak ba’zı töhmetler ile ithâm ve pâdişâha arz ve i’lâm etdiklerine binâen [302] medreseden azl edilib İstanbul’a geldi.

Birgün atına binib giderken ba’zı kullarıyla yaya olarak gezen Fâtih Sultân Mehmed Hân’a tesâdüfle derhâl atından inib selâma durdu. Fâtih Sultân dikkatle yüzüne bakıb tanıdı. Selâm ve iltifâtdan sonra “Yarın dîvâna gelesin” deyib gitdi.

Ertesi Dîvân-ı Hümâyûn’a vardıkda Bursa’da Sultân Müderrisliği elli akçe ve imâret-i âmiresinden kifâyet mikdârı taâm ile ihsân buyurduğundan teşekküren huzûruna girib pâdişâhın ellerini öpdü. “Sen neşr-i maârife ve istikmâl-i kemâlâta çalış, ben de seni unutmam” diyerek iltifât etdi.

Bursa’da Murâdiyye müderrisi olduğu hâlde tedrîs-i ulûm ederken Şârih-i Hidâye Mevlânâ Ekmeleddîn Bâbertî’nin itirâzâtına ecvibe-i mukni’a tahrîr ederek Şerh-i Hidâye üzerine güzel bir hâşiye te’lîf etdi. Bunun üzerine terfîan Sahn-ı semâniye müderrisi olup İstanbul’a gitdi.

Bu esnâda İstanbul’da şiddetli bir tâûn zuhûr edib [303] halka dehşet verdiğinden evlâd ü iyâlini alıb İstanbul’dan çıkdı. Kağıd-hâne civârında el-yevm “Müderris Köyü” nâmıyla meşhûr olan köye gidip orada ikâmet ve haftada dört gün medresesine gelip tedrîse devâm etdi.

Fâtih Sultân Mehmed Hân, Uzun Hasan harbinden muzafferen avdet buyurduğu zaman istikbâl edib yek-diğerine mülâkî olduklarında yanına çağırıb senin ol karyeden haftada dört gün derse gelip gitdiğin ve bu husûsda makdûr-ı beşerden hâric ihtimâm etdiğin “benim mesmû’ ve ma’lûmum olmuşdur. Sana lâzım olanı sen eyledin. İnşâllâhü Teâlâ ben dahi bana düşeni ederim” diyerek kendisini taltîf etdi.

Bunun üzerine 879’da Edirne kâdısı olup gitdi. Yedi yıl kadar Edirne’de icrâ-yı hükûmet-i şeriyye edib 886 senesi evâsıtında ma’zûlen İstanbul’a geldi. Ba’dehû sânîyen Sahn-ı semâniyye müderrisi olup 889’da İstanbul kâdısı oldu.

Sekiz yıl da İstanbul hükûmet-i şeriyyesinde kemâl-i [304] adl ü hakkâniyyet üzere icrâ-yı ahkâm edib 897’de azl edildi. Yine müderrisliğe avdet edib hengâm-ı pîrîde bile tedrîsden ayrılmadı. 901’de şeyhü’l-islâm ve müfti’l-enâm olup 903 senesi zilhiccesinde dâr-ı selâma irtihâl etdi.

Gâyet fâzıl, muhakkik, a’lem-i ulemâ, ulûm-ı akliyye ve nakliyyede mütebahhir, usûl ve fürûda mâhir, gâyet halîm, sabûr, hükûmetinde âdil bir zât-ı sütûde-simât idi. “Şerh-i Tavâlî-i İsfahânî”ye ve Seyyid Şerîf’in “Şerh-i Muhtasar Hâşiyesi”ne birer hâşiye-i metîne telîf etdi.

Edirne kâdısı iken vüzerâdan Kâsım Paşa’nın inşâ etdirdiği câmi vakfiyesinin bâlâsında “ve ene’l-fakîr ilâllahi’l-ganî Hamîdüddîn bin Efdaluddîn el-Hüseynî el-Kâdı bi-Edirne hamâhâllahu ani’l-beliyyeti ve’l-fitne” diye kendi hattıyla imzâsı görüldüğünü Edirneli Mehmed Mecdî Efendi “Tercüme-i Şakâyık”da yazıyor. Ebû Eyyûb Ensârî civârında medfûndur.

Tokat nâibi iken verdiği mübâyaa hüccetlerinden birinin bâlâsında “Ketebehü’l-fakîr ilâllahil-ganî Hamîd bin Efdal el-Hüseynî [305] el-Mevlâ hilâfete bi-medîneti Tokat hamâhâllahu teâlâ ani’ş-şurûr ve’l-beliyyyât” imzâsı görüldü.

Mahdûmları es-Seyyid Salâhaddîn Mûsa, Şemseddîn Ahmed Çelebiler ve birâderi de es-Seyyid İzzeddîn Hasan Çelebi’dir. Fâtih civârında Efdâlzâde Medresesi mahdûmu olan kudâtdan Şemseddîn Ahmed Efendi’nindir. Kendisinin bir mescid-i şerîfi vardır.