Amasyalıdır. Nalband esnâfından iken Amasya’nın eşrâfı sırasına geçen Çırçırlı Abdullah Ağa’nın mahdûmudur.²⁵⁶ Buna Girgirli-Gergerî denirken Amasya’nın Gök medrese Mahallesi’nde Çırçır civârında ikâmet eylediğinden Çırçırlı dendi. Gerger Kerkük’ün eski adıdır.
Silahdâr Mehmed Ağa’nın târîhinde Şehr-i zorlu bir nalbandın oğlu olduğu yazılıdır. Şehr-i zor eyâletinin merkezi, [439] o zamânlarda Gerger-Kerkük şehri idi. Pederi Abdullah Ağa, nalband iken Bağdâdlıoğullarının sâye-i ikbâlinde tefeyyüz ederek “Çırçırlı el-Hâc Abdullah Ağa” diye iştihâr etmiş, Kara Mehmedoğlu es-Seyyid Hasan Ağa bin Hüseyin Ağa’nın kerîmesiyle evlenmiştir.
Es-Seyyid Hasan Paşa, bu Yeğen es-Seyyid el-Hâc Hasan Ağa’nın kerîmesinden Amasya’da Gök medrese Mahallesi’nde doğdu. “Çırçırlıoğlu” demekle meşhûr oldu. Sipâhî olup Amasya eşrâfından Hacı Veliyyüddîn Ağazâde Mehmed Ağa’nın kerîmesi … Hâtun ile te’ehhül edib Amcazâde Hüseyin Paşa’nın dâ’iresi ağalarından oldu.²⁵⁷
1095’de Hüseyin Paşa’nın Şehr-i zor’a Beylerbeyi olduğu esnâda beraber gidip paşaya eyyâm-ı nekbetinde hayli yardımı dokundu. Paşa’nın eyyâm-ı vezâretinde hazînedârı ve birinci def’a rikâb-ı hümâyûn kâ’im-mâkamı olduğu 1102 şa’bânında nâ’il-i i’tibâr olup dergâh-ı âlî kapıcıbaşılarından oldu.
1105’de paşanın ikinci def’a rikâb-ı hümâyûn kâ’im-makâmlığında kapıcılar kethüdâsı olarak şöhret kazandı. 1106’da [440] paşanın Sakız muhâfızı olup gitdiği esnâda azl edildiğinden yine Hüseyin Paşa’nın dâ’iresine gitdi.
1109 senesi rebîülevvelinde Belgrad muhâfızı olan Hüseyin Paşa sadr-ı a’zam oldukta beraber İstanbul’a gelip başbâkî kulu oldu. 1113 senesi saferinde kethüdâ-yı sadr-ı âlî olup kesb-i ta’ayyün etdi.
Ancak bu kethüdâlığında ba’zı nâ-sezâ harekâtı olduğu Sultân Mustafa-yı Sânîye ismâ’ edildiğinden azli emr ü irâde edildikte sadr-ı müşârün-ileyhin ricâsı üzerine 1113 senesi zilhiccesinin gurresinde vezâretle Şehr-i zor vâlîsi olup İstanbul’dan gitdi.
1114 senesi rebîülâhirinde Hüseyin Paşa’nın sadâretten isti’fâsı üzerine Daltaban Mustafa Paşa sadr-ı a’zam olup Bağdâd eyâletinden İstanbul’a hareket etdikte Bağdâd eyâleti muhâfızı olup hareketi emr edilmişti.
Öteden beri Mustafa Paşa, sâhib-i tercemenin hasm-ı cânı olduğundan İstanbul’a vusûlünde müşârün-ileyhin ba’zı ahvâl ü harekâtını arz ederek i’dâmına fermân alıp [441] öteden beri vüzerânın i’dâmında istihdâm edilen Kürd Kara Bayram Ağa’yı Şehr-i zor’a gönderdi.
Sâhib-i terceme Kürd Kara Bayram Ağa’nın geldiğini duydukta hazer ü ihtiyât üzere hareket ederek yanına yanaşdırmadı ve me’mûr olduğu Bağdâd’a hareket etmek üzere şehir hâricinde hazırlanan çadırlarda ikâmet etdi.
Bayram Ağa bu surette îfâ-yı vazîfe edemeyeceğini anladıkta ansızın paşanın çadırına girip “hakkınızda fermân vardır” diyerek katle mübâşeret edeceği esnâda paşa çadırdan çıkıp sekbân çadırlarına gitdi. Bayram Ağa da ta’kîb ve ibrâz-ı hiddet ü şiddet eylediğinden levendlerden biri Bayram Ağa’yı kurşunla vurup öldürdü.
Es-Seyyid Hasan Paşa, vehâmet-i akîbetten dolayı derhâl tebdîl-i câme ederek gizlice İstanbul’a cân atıp öteden beri âşinâsı olduğu Cânbâz Emîr’in hânesinde ihtifâ ve âkîbet-i hâle intizâr etdi.
1115 senesi rebîülevvelinde İstanbul’da zuhûr eden ihtilâl esnâsında meydana çıkıp erbâb-ı ihtilâl tarafından İstanbul [442] kâ’im-makâmı nasb edilerek ihtilâl fırkasını idâre etmekte ibrâz-ı mahâret ve Sultân Ahmed Han-ı Sâlisin cülûsunu te’mîne bezl-i himmet etdi.
1115 senesi rebîülâhirinin üçüncü günü İkinci Sultân Mustafa Han’ın hal’iyle Üçüncü Sultân Ahmed Han taht-ı Osmânî’ye cülûs edib Edirne’den İstanbul’a geldikte receb-i şerîfinin on üçüncü günü defterdâr-ı şıkk-ı evvel olarak İstanbul’da kaldı.
Ancak defterdârlığı îcâb-ı maslahat kabîlinden olduğu cihetle 1115 senesi şevvâlinin yirmi üçüncü günü Rûmeli vâlîsi²⁵⁸ olarak İstanbul’dan ihrâc edilmekle beraber ihtilâl esnâsında hüsn-i hareketi görüldüğünden rüfekâsı gibi i’dâm olunmayıp Sofya’da ikâmet etdi.
1116 senesi şa’banının yirmi beşinci günü Belgrad muhâfızı olarak Belgrad’a gidip 1117 senesi muharreminde sânîyen Rûmeli vâlîsi olarak Sofya’ya avdet ve orada inşâ etdirdiği sarây-ı cesîmi sene-i mezbûre rebîülâhirinde vülâtın ikâmet-gâhı olmak üzere vakfetdi.
1118 senesi muharreminin on dokuzunda hasm-ı cânı olan Çorlulu Alî Paşa sadr-ı a’zam oldukta gâyet ihtiyâtlı [443] hareket ve zulm ü ezâdan mücânebet etmekte idi. Çünkü Çorlulu Alî Paşa, mukaddemen kendisinin ağaları tarafından i’dâm edilen Cellâd-başı Kürd Kara Bayram Ağa’nın dâ’iresinde perverde olmuş uşağı idi.
Efendisinin intikâmını almak için bir tâkım zulm ü te’addîler isnâd ederek katl ü i’dâmını Üçüncü Sultân Ahmed’e arz ve istîzân etdiği hâlde hakikât-i hâle vâkıf olan pâdişâh müsâ’ade etmediğinden diğer ihtiyâle mürâca’at ederek müşârün-ileyhin diğer umûr-ı mühimmede istihdâm edilmek üzere İstanbul’a celb ü da’vet edilmesine me’zûn oldu.
1119 senesi cumâdelâhiresinin evâ’ilinde İstanbul’a da’vet edildi. Vak’a-nüvîs Mehmed Râşid Efendi diyor ki: “Lâkin Sadr-ı a’zam Çorlulu Alî Paşa hazretleri vezîr-i müşârün-ileyhin kendüden emniyyeti olmadığın bildiğinden nâşî icâbetinde müsâra’ata bâ’is olmağiçin ba’zı etrâfdan -Enderûn ağalarından kendüyü emniye-i harârete düşürecek ba’zı müferri’ kâğıtlar irsâl etdirdi.
Fi’l-vâki’ bî-çâre Hasan Paşa sevdâ-yı mühr-i sadâret [444] ile icâbete isti’câl ve mâh-ı mezbûrun on dördüncü günü âsitâne-i sa’âdete hatt-ı rihâl edib zâhir-i beyyin olan ba’zı ricâl kendü ümniyye-i derûnuna takviyyet virecek mertebe ziyâretine tezâhüm itdiklerinden mâ’adâ fürûht-cûy-ı kahr u tedmîri olan Sadr-ı a’zam Alî Paşa’nın desîsesiyle ba’zı mukarrebân-ı dâ’ire-i hümâyûndan hafiyyeten kendüye gelen tezkirede vezîr-i a’zam sizi eyâlet-i Mısr ile ib’âd kaydındadır. Zinhâr kabûl eyleme sana mühr virilmek karar-dâde-i tab’-ı hümâyûndur deyu tahrîr ve bu ana dek gezdiği yerlerde müneccim ü ceffâr “nâmına dekkaklar sen bilâ şübhe nâ’il-i mühr ü vezâret olacaksın” deyu ceyb ü dâmânını piştahte-i remmâl gibi evrâk-ı tebşîr ile mâlâ-mâl itdiklerinden nâşî âsitâne-i sa’âdete vusûlünün haftasındaki mâh-ı mezbûrun yirmi ikinci günüdür ba’de salâti’l-Cum’a sarây-ı sadr-ı a’zamiye da’vet olunub esnâ-yı sohbetde baltacılar kethüdâsı gelip ikisini dahi huzûr-ı hümâyûna da’vet etmekle sadr-ı a’zam hazretleriyle me’an sarây-ı hümâyûna varub mu’tâd üzere dârü’s-sa’âde ağası odasında celse-i hafîfeden sonra dârü’s-sa’âde ağası önlerine düşüb İncüli köşkde rikâb-ı kâm-yâba yüz sürdüklerinde şehriyâr-ı kâm-kâr hazretleri vezîr-i müşârün-ileyhe hitâb buyurub: “Paşa sana eyâlet-i Mısır ihsân-ı hümâyûnum olmuşdur” deyu buyurduklarında derûnunda cây-gîr olan mühr ü vezâret sevdâsıyla Mısır kabûlüne ikbâl göstermeyüb “fermân şevketlü pâdişâhımındır. Lâkin ben kulun Mısır vâlîsi olamam zirâ hezâr-âşinâ bir kulunuzum. Der-i devletden gelenlere şâyet hazîne-i Mısır’dan şey’ virmekle müttehem olurum. Beni kurb-i hümâyûnundan ayurmayub nizâm-ı devlet-i aliyyelerine sa’y gösterecek işlere istihdâm buyurun ki şevketlü efendime murâd üzere hizmet ideyim” deyu cevâb ve tekrâr-be-tekrâr ibrâm olundıkca nükûl itdiginden “var git” deyu meclis-i hümâyûndan tard olundu.
Lâkin yine şehriyâr-ı şefkat-medâr hazretleri “şunu katl etmekten Mısır’a râzı olsa göndermemiz hayurlu idi” deyu kemâl-i merhamet-i mülûkânelerinden nâşî dârü’s-sa’âde ağası Süleyman Ağa’ya “var Hasan Paşa’ya nush u pend eyle varsun Mısır’a nizâm virsün sonra dahi iyi işlere istihdâm iderüz” deyu fermân buyurmalarıyla ağa-yı müşârün-ileyh dahi varub “Paşa kardaş! Sen kiminle mu’âraza idiyorsun. Pâdişâh-ı İslâmın emr-i hümâyûnuna muhâlefet nice mümkündür. İnadın sana sebeb-i [446] telef ü helâk olacağını fikr eyle” diyüb her çend ki nush u pendde ifrât eyledi müfîd olmayub paşa-yı müşârün-ileyhe zikri mürûr eden esbâb-ı zâ’ifeye rabt-ı kalb ile “mührün benden tahallüfi emr-i muhâldir” deyü imtinâ’da ısrâr edib şevketlü pâdişâh-ı âlem-penâh hazretlerinin fermân-ı hümâyûnları ve dârü’s-sa’âde ağasının nush u pendi aslâ kâr itmedi.
İnâdında bu mertebe pâ-ber-cây tesebbüt ü istikrâr olunduğundan sadr-ı a’zam haberdâr oldukda derûnundan “hasma zafer-yâb-ı kahr ü tedmîr oldum” deyu mesrûr olmuş iken zâhirde arz-ı te’essüf ederek “yazık, şu adamı bir âkil kimesnedir dirdim ve Mısır’ı kabûl edib gitmesün isterdim.Lâkin ne çâre vebâlî boynuna bundan sonra böyle keyfiyyet-i hâli ma’lûm u mücerreb bir adamı taşra salıvirmek bir tarîk ile tecvîz olunur ma’nâ degildür. Zirâ buradan sağ çıkacak olursa bütün halkı başına cem’ idecekdir. Hemân şimdi tedâriki görülsün” deyü hakkında gazab-ı âteşbâr-ı mülûkâneyi tahrîk etmekle Balık-hâne köşkü önünde i’dâd ü ihzâr olunan bostâncıbaşı sandalına süvâr ve Üsküdar muzâfâtından Fenerbâğçesinde [447] i’dâmına şimşîr-i kahr ü tedmîr der-kâr kılındı. (cilt 3 sahife 227)
Hülâsa Kara Bayram Ağa denilen bir yılanın terbiyesini görmüş Çorlulu Alî Paşa’nın desâyis-i iblisânesiyle 1119 senesi cumâdelâhiresinin yirmi ikinci günü Fenerbahçe’de i’dâm edildi. Orada medfûndur.
Çırçırlıoğlu es-Seyyid Hasan Paşa, ma’ârifden haberdâr, iş-güzâr, mu’tedil, muktedir ise de mu’annid, ahmak, mağbûn bir zât olduğu şu vak’adan anlaşılır. Şâyân-ı dikkattir ki Amasya’da ahfâdından Çırçırlıoğlu Mehmed Ağa sabâvetimiz zamânında ber-hayat olup aynı evsâfa mâlik bir adamdı.
Mahdumları es-Seyyid Mehmed, Alî Beylerle sadr-ı esbak es-Seyyid Abdullah Paşa’dır. Dîvân kâtibi kayın birâderi Mustafa Efendi ve kethüdâsı Amasya a’yânından Bağdâdlıoğlu Mehmed Ağa idi. Oğullarından es-Seyyid Mehmed ve Alî Beyler Amasya’da ikâmet etdikleri sicillât-ı şer’iyye ile ve sülâlesinin Amasya’da mevcûdiyyetiyle sâbittir.
Gâzi Mehmed Beyzâde es-Seyyid Abdullah Bey’in mahdûmu Âsafî [448] Ahmed Bey’dir. Es-Seyyid Alî Beyzâde es-Seyyid Hasan, Mehmed Ağalarla es-Seyyid Hüseyin Paşa ma’rûfdur. Es-Seyyid Mehmed Ağa’nın mahdûmu kibâr-ı Bektaşiyyeden es-Seyyid eş-Şeyh Arslan Alî Baba olup tercemesi yukarıda geçti.
Firârî es-Seyyid Hasan Paşa’nın diğer mahdûmu sadr-ı esbak es-Seyyid Abdullah Paşa olup “Boynueğri” demekle meşhûr ve 1174 şa’bânında Hâleb vâlîsi iken orada merhûm oldu. Mahdumları es-Seyyid Ahmed, Mehmed, Sa’îd Beylerdir. Es-Seyyid Ahmed Beyzâde es-Seyyid Alî Bey silâhşör-i şehri-yârî iken 1243’de vefât etdi. “Ağa Bey” demekle meşhûr idi.