Amasyalı Beşiktâşî Yahyâ Efendi’nin dâmâdı olan ammizâdelerinden Amasyalı Yahyâ Efendi bin Abdurrahmân Çelebi’nin kerîmesidir. Vâlidesi Beşiktâşî Yahyâ Efendi’nin kerîmesi Râbi’a Hâtun’dır.²⁴⁰

Pederi kudât-ı sütûde-simâttan olup vâlidesi sarây-ı hümâyûnda Sultân Süleyman Han’ın radâ’an birâderzâdesi olmak hasebiyle nâfizetü’l-kelim olduğundan gençliğinde sarây-ı hümâyûna alınıp orada terbiye gördü. Ba’dehû Sultân Selîm-i Sânî’nin vâlidesi nezdinde kaldı.

Bu münâsebetle Sultân Selîm-i Sânî ile beraber büyüdü. Berâber okuyup yazdı. Âdetâ Sultân Selimî-i Sânî’nin radâ’an hemşîresi gibi idi. Sultân-ı müşârün-ileyhin sancâklarda kapıcıbaşı ve gâyet mergûbu olan Abdullah Ağa’nın mahdûmu Şemseddîn Mehmed Efendi de şehzâdenin gözdesi idi.

Sultân-ı müşârün-ileyhin vâlidesine Abdullah Ağa’nın ricâ ve niyâzı [278]üzerine müşârün-ileyh Mehmed Efendi ile evlendi. Âdetâ bir hanım sultân gibi nüfûz u ikbâle erdi. Sultân Selîm-i Sânî’nin 974’de taht-ı Osmânîye cülûsunda musâhibe-i şehriyârî oldu. Zevci kendisiyle şeref-i sadâret kazandı.

Bâb-ı ikbâli, erbâb-ı hâcât u mürâca’at için bir masdar-ı ma’âlî oldu. Sultân Selîm-i Sânî’nin bütün zamânı saltanatı kendisinin sa’âdet-i baht ü devleti olarak bu sa’âdet içinde yaşadı. Sâye-i ikbâlinde pek çok Amasyalılar devlet ü sa’âdete erdi.

982 senesi şa’bânında Sultân Selîm-i Sânî’nin irtihâli ve şehzâdesi Sultân Murâd-ı Sâlis’in cülûsu üzerinevâlide Nûr Bânû Sultân’ın himâyesinde sa’âdetini te’mîn eylediyse de eski nüfûzunu kaybetdi. Bununla berabervâlide sultânın nüfûz u ikbâli kendisine medâr-ı sa’âdet olarak zevcinden bir yıl sonra 999’da vefât edib ceddi Yahyâ Efendi türbesine defn edildi.

Âlime, fâzıla, şâire, edîbe, elsine-i selâse edebiyâtına vâkıfe, tevârîh u muhâzarâta âşinâ bir kadın idi. [279] Zevci Eyüp’te kendisine yaptırdığı türbesinde medfûndur. Çünkü Sultân Selîm’in vefâtından sonra zevciyle araları açılmış âdetâ ayrılmak derecesine gelmişti.

Kendisini ve hüsn ü edebini Sultân Selîm’in vâlidesi pek ziyâde sevdiğinden “kızım” der, hakkında kızı mu’âmelesi ederdi. Nev’îzâde Atâyî Efendi bu hususu Hubbî mollasının tercemesinde şöyle ifâde ediyor: “Fi’l-hakîka Cenâb-ı mehd-ulyânın duhter-i Belkıs-ihtirâmına şevher olmak manzûme-i ahvâlîne vâsıtatü’l-ıkd-i gevher olup”

Aralarının açılmış olduğunu da şu sûretle anlatıyor: “Zen-i dünyâyı gaddâr ânlara nisbet evâ’ilde hoş-zinde-gânî evâhirde bed-ma’âş ve düşmen-i cânı olmış idi.” Bundan dolayı kendisine meşîhatı az gören zevci Mehmed Efendi, dört def’a İstanbul kâdısı ve bir def’a Anadolu kazaskeri olduğu hâlde Rûmeli sadâretine ve meşîhat-ı İslâmiyyeye i’tilâ edemedi.

Kınalızâde Hasan Çelebi “Tezkire-i Şu’arâ”sında diyor ki: “Hubbî: Adı Ayşe’dir. Şeyh Yahyâ merhûmun [280] nebîre-i celîlesi ve merhûm Sultân Selîm Han bin Sultân Süleyman’ın şehzâde iken hâcesi olan Şemsî Çelebi’nin halîlesi idi.

Ol takrible Sultân Selîm Han ile musâhib ü münâdim ve sa’âdet-vâr-ı sarây-ı cellet-medârlarına mülâzım idi.²⁴¹ Hattâ Sultân Selîm pâdişâh-ı cihân oldukta bâb-ı izzet-kıbâbı mercî’ ü me’âb-ı şeyh ü şâbb olmuşdu. Ve şefî’-i üryân²⁴² gibi kelâmı merdûd olmağla hayli celâlet-şân iktisâb kılmışdı.

Tâ’ife-i zenânda şi’rden dem-zenân olanların evveli ve ercahı ve ol zümrenin fi’l-hakîka eş’ar u efsahıdır. Kelimâtı dahi kız nakşı değil hayli merdâne, muhassal-ı beni nev’i arasında yegânedir. Gazaliyât u kasâ’id ü mesneviyâtı vardır. Cümleden Hurşîd ü Cemşîd adlı kitâbı vardır ki üç bin beyitten ziyâdedir. Anda hayli nefâyis ü letâ’if âmâdedir. Rağbet-i du’âda olan ebyâtındandır:

Du’â temsîli Yûsuf gibidir hem
Kim ana müşterîdir halk-ı âlem
Virür her kişi makdûrunca gevher
Anın tâ müşterîsinden olalar
Sen oldun şimdi hem ol zen misâli
Kaçan arz eyledi Yûsuf cemâli

[281]

Getirüb nice rişte anda bir zen
Harîdâr oldu olda cân ü dilden
Çü şâh-ı subh irüp kondı cihâna
Kuruldu çetr-i zerrîn âsumâna