Amasyalıdır. Kemal Paşazâde Halîl Bey’in mahdûmu ve Şeyhüislâm Kemal Paşazâde Şemseddîn Ahmed Şâh Çelebi’nin ammizâdesidir.² Şeyhü’l-hattâtîn Amasyalı Hamdullah Efendi’nin gözdesi olup hutût-ı mütenevvi’ayı şeyh-i müşârün-ileyhden ahz ü temeşşuk etdi. Üstadıyla beraber İstanbul’a gelip hizâne-i amîre kâtibi oldu. [24]

Tedrîcen terakkî ederek muhâsebeci olup 918’de Sultân Selîm Hân’ın cülûsu vak’asında üstâdıyla beraber Alemdağı’nda ihtifâ etdi. Bir müddet sonra Sultân-ı müşârün-ileyhin mazhâr-ı afvı olup üstâdıyla beraber mütekâiden Üsküdar’da ikâmet ve 949’da dâr-ı bekâya rihlet etdi.

Asîl, kerîm, necîb, üstâdına gâyet mutî bir hattât-ı bî-nazîr idi. Üstâdı civârında medfûndur. Müstakîmzâde Süleyman Saadeddîn Efendi “Tuhfetü’l-Hattâtîn” adlı eser-i matbûunda diyor ki:

“Hüseyin Şâh-Şehrîdir. Lakabı Hüsameddîndir. Üstad-ı Agâh Şeyh Hamdullah merhûmun nasb-ı aynı ve cümle-i şakirdânının pür-zîb ü zeyni olup Mustafa Dede merhûm ile maen perveriş-yâfte olmuşdur. Dede merhûmdan sinleri ziyâde ve mücidd-i sa’y ve istifâde olmakla üstâdlarına inkıyâdları durûbdan idi. Ol vahid-i ke’l-elf ana elf-i kâmile karîbeden muammer ve tâlibine penâh olmuşdu.”

Hazret-i müellif pek çok taşralı hattâtlara “şehrî” dediği gibi Hüseyin Şâh’a “şehrî” demesi İstanbul’da [25] tavattun ve ikâmet etmesinden ve bin tarihine kadar muammer olmuşdu demesi de çok yaşamasından kinâye olmalıdır.

Çünkü ele geçen defâtir-i divâniye ve maliyede sahib-i terceme 898’de Divân-ı Hümâyûn küttâbından ve 911’de kâtîb-i hizâne-i âmîre ve 917’de muhâsebeci görüldü. Ketebe-i divândan iken en aşağı yirmi yaşında farz edilse yetmiş bir yaşında vefâtı lâzım gelir. 949’da vefât etdiği sicillât-ı şer’iyyede görüldü.