Osmanlı hat sanatında bir hattatın yazısı için söylenebilecek en yüksek övgü "Şeyh gibi yazdı" sözüydü. Bu sözün sahibi, on beşinci yüzyılda Amasya'nın Eslem Hatun Mahallesi'nde doğan Şeyh Hamdullah'tır. Şehzade Bayezid'e hat dersi verdi, onun tahta çıkmasıyla İstanbul'a çağrıldı, Yâkût el-Müsta'sımî'den kalan yazı geleneğini Osmanlı beğenisine göre yeniden kurdu ve mushaf yazısını sonraki yüzyılların ölçüsü hâline getirdi. Hayatı hakkındaki bilgilerin bir kısmı belgeye, bir kısmı tezkire ve menkıbelere dayanır; doğum yılı, tarikat bağı, hocaları ve yaşı konusunda kaynaklar birbirinden ayrılır. Bu ayrılıklar aşağıda gizlenmeden, belgeli bilgiyle rivayet birbirinden ayrılarak aktarılmıştır.
Ailesi ve Doğumu
Şeyh Hamdullah, Amasya'nın Eslem Hatun Mahallesi'nde doğdu. Mahalle halk arasında "İslam" diye anılırdı; bugünkü adı Dere'dir. Ailesi Sarıkadızâdeler'dir ve soyu Buhara'dan Amasya'ya göç eden erenlere dayanır. Babası Sühreverdiyye şeyhi Mustafa Dede'dir; Mustafa Dede'nin Şehzade Bayezid'in yakınlığını kazandığı da kaydedilir. Hamdullah'ın eserlerinin ketebesine "ibnü'ş-şeyh", yani "şeyhin oğlu" ibaresini koyması bu aileden gelir. Taşıdığı unvanlar şeyh, ibnü'ş-şeyh, kıbletülküttâb, kutbülküttâb ve şeyhürrâmiyân'dır. Bunların sonuncusu, zamanının namlı kemankeşlerinden olmasına borçludur.
Annesi hakkında bilgi azdır. Bir derleme adını Hafîze Hâtun olarak verir ve doğumuna dair bir rivayet aktarır: Mustafa Dede evlenme çağına geldiğinde bir veli ona falan mahallede fakir bir kızı almasını, tereddüt etmemesini söylemiş, Dede de yetim bir kızla evlenmiş. Aynı veli sonradan, adı kıyamete dek anılacak bir evlat için "ismi Hamdullah ola" diye dua etmiş. Bu anlatı belgeye değil menkıbeye dayanır ve öyle okunmalıdır.
Doğum Yılı Üzerine Görüşler
Doğum tarihi konusunda kaynaklar birleşmez. Müstakimzâde Süleyman Sadeddin Tuhfe-i Hattâtîn'de 840 (1436) yılını verir; Osman Fevzi Olcay ile Ekrem Hakkı Ayverdi ise 830-833 (1426-1430) arasını gösterir. Bir popüler yazı 1437 der, Amasya'daki hat müzesinde ise "1426-1430, tam bilinmemekle birlikte" denir. Bir ansiklopedi maddesi "H. 830 ile 840 yıllarına uzanan tarihler ileri sürülür, kesin bir bilgi yoktur" diyerek konuyu açık bırakır. Yaşı konusundaki tartışma da bu belirsizliğe bağlıdır. Bu yazıda tek bir yıl yazmak yerine yaklaşık 1426 ile 1436 arasındaki aralık esas alınmıştır.
Eğitimi ve İcâzeti
Hamdullah, dinî ilimleri ve dil-edebiyat bilgisini Hatib Kasım Efendi'den aldı. Hatib Kasım, şehzade Bayezid'in de hocalarındandı. Hamdullah Arap, Fars ve Türk dili ile edebiyatına vâkıf oldu. Öğrenimini, on beşinci yüzyıl boyunca verimli bir kültür ortamının yaşandığı şehzade sancağı Amasya'da, tanınmış âlim ve sanatkârların derslerine devam ederek tamamladı.
Hat sanatının beşiği sayılan Amasya'da, devrin önde gelen ustalarından Hayreddin Mar'aşî'den meşk etti ve aklâm-ı sitte, yani altı çeşit yazı (muhakkak, reyhânî, sülüs, nesih, tevkî, rikâ) için icâzet aldı. Bu öğrenme Yâkût yolunda gerçekleşti. Mar'aşî'nin ölüm tarihi 1472 olarak, ancak soru işaretiyle verilir. Yâkût el-Müsta'sımî 1298'de, Abdullah Sayrafî 1344'ten sonra ölmüştü; yani Hamdullah'ın hocası, iki asra yakın bir zamanı kapsayan bir zincirin son halkalarındandı. Hamdullah bu mirası önce olduğu gibi aldı, sonra değiştirdi.
Hocalar konusunda kaynaklar tam örtüşmez. Kimi derlemeler ilk hat hocası olarak Sûfî Yahya Çelebizâde Ali Çelebi'yi anar. Bir başka anlatım sülüs ve nesihi Mar'aşî'den, aklâm-ı sitteyi ise Fâtih devrinin büyük hattatı Ali b. Yahyâ es-Sûfî'den meşk ettiğini söyler. Ansiklopedi maddelerinin ortak çizgisi, yani Mar'aşî'den icâzet, bu yazının dayandığı çizgidir.
Manevi eğitimini babası Mustafa Dede'nin yanında tamamladı, seyrüsülûkunu bitirip hilâfet aldı. "Şeyh" diye anılması da bu terbiyeden gelir. Kimi anlatımlar onun gerçekten dervişleri olan bir Zeynî şeyhi olduğunu vurgular ve babasının ölümünden sonra Seyyid Ahmed Emîr-i Buhârî'nin sohbetlerine devam ettiğini ekler. Hüseyin Hüsameddin Yasar, Halvetiyye ve Zeyniyye hilâfetini babasından aldığını ve kendi eliyle yazdığı silsilenâmenin Esad Efendi Kütüphanesi'nde bulunduğunu yazar. Adı geçen kütüphanede bu silsilenâmeye rastlanmamıştır; buna karşılık Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde onun hattıyla, baş tarafı ve ketebe sayfası eksik, sülüs hatla yazılmış on sekiz kıtalık bir Halvetiyye silsilenâmesi vardır. Tarikat adının kaynaktan kaynağa değişmesi (Sühreverdiyye, Zeyniyye, Halvetiyye) bu iç içe geçmişlikten kaynaklanır.
Şehzade Bayezid ve Amasya Yılları
Amasya, Osmanlı'da şehzade sancağıydı. Şehzade Bayezid burada sancak beyi iken, muhtemelen Mustafa Dede'nin sohbet meclislerinde Hamdullah'la tanıştı. Bayezid müzikte beste yapabilecek kadar bilgiliydi, Türk, Arap ve Fars edebiyatına hâkimdi. Hamdullah'ı kendisine hat hocası tayin etti ve ondan icâzet aldı; hüsnühat derslerini Amasya'daki şehzadeliği sırasında almıştı. Şehzadenin arzusuyla Hamdullah bazı kitapları da istinsah etti.
Yakınlığın ayrıntıları daha zayıf kaynaklara dayanır. Kimi derlemelere göre Bayezid, hocasının hokkasını kendi eliyle tutar ve onu davetlerde yanından ayırmazdı; bunu belgeleyen bir atıf verilmemiştir. Daha sağlam bir anlatım, Hamdullah'ın Amasya'dayken okçulukta ün yaptığını, Bayezid'le sık sık ava çıkıp ok talimi yaptığını söyler. Amasya'daki hat müzesinde de şehzadenin hocasından hem hat hem okçuluk dersi aldığı belirtilir.
Hamdullah bu yıllarda dayısı, meşhur hattat Cemal (Celâleddin) Amâsî'nin kızıyla evlendi. Bir kızı ve kendisi gibi hattat olan Mustafa adlı bir oğlu oldu (Mustafa Dede, ö. 1538). Aynı akraba çevrede Abdullah Amâsî ve Celâlzâde Muhyiddin Amâsî de yer alır. Hamdullah, oğlu Mustafa Dede, bu üç Amâsî ve çağdaşları Ahmed Şemseddin Karahisârî ile Bursalı Şerbetçizâde İbrâhim Efendi, "esâtize-i Rûm", yani Anadolu'nun yedi hat üstadı sayılmıştır. Bu sayım, Yâkût el-Müsta'sımî'nin de içinde bulunduğu "esâtize-i seb'a", yani yedi üstada karşılık olarak yapılmıştı. Amasya bu yüzden yalnızca Hamdullah'ın doğduğu yer değil, onu yetiştiren hat mektebinin de adıdır: aklâm-ı sitteyi şehirdeki üstatlardan meşk eden bir sanatkâr, sonradan İstanbul'da bu mektebin ölçülerini yeni bir üsluba çevirmiştir. Ekolün ayrıntısı sitedeki Amasya hat ekolü yazılarının konusudur.
Fâtih'in Kitaplığı İçin Yazılanlar
Daha Amasya'dayken adı duyulmaya başlayan hattat, bu yıllarda Fâtih Sultan Mehmed'in özel kütüphanesi için bazı eserleri Yâkût üslubunda istinsah etti. Günümüze ulaşan iki tanesi bilinir: Hüneyn b. İshâk'ın tıp soru-cevap kitabı (Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, III. Ahmed, nr. 1996) ve Mesâlihu'l-Ebdân ve'l-Enfüs (Süleymaniye Kütüphanesi, Ayasofya, nr. 3740). İkincisi Nail Okuyucu ve Zahit Tiryaki'nin Türkçe çevirisiyle Türkiye Yazma Eserler Kurumu tarafından yayımlanmıştır (İstanbul 2012). Bu başlangıç eserleri Yâkût'un İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'ndeki mushafıyla karşılaştırıldığında, nesih yazıda üslup benzerliği açıkça görülür.
Yâkût üslubunu bu denli başarıyla uyguladığı için ona "Yâkût-ı Sânî", yani ikinci Yâkût denmiştir. Bu dönemde yazdığı bir mushaf günümüze ulaşmamıştır. Sanat hayatı iki döneme ayrılır: Yâkût üslubunun hâkim olduğu başlangıç (evâil) yazılarını Amasya'da, kendi üslubunu koyduğu olgunluk (evâhir) eserlerini İstanbul'da vermiştir.
İstanbul'a Davet ve Saray Hattatlığı
1481'de Fâtih Sultan Mehmed'in ölümünün ardından Bayezid, kardeşi Cem Sultan'la yaşadığı taht mücadelesinden sonra II. Bayezid olarak tahta çıktı. Tahta çıkmasından kısa bir süre sonra Hamdullah'ı ailesiyle birlikte İstanbul'a davet etti. Hamdullah ilk önce Kadıasker Hamamı civarındaki bir evde kaldı, sonra saraya alındı.
Sarayda kâtip ve hizmetlilere muallim olarak görevlendirildi ve kâtib-i hâs sıfatıyla "ehl-i hiref-i hâssa" içinde yer aldı. Mushaf yazması için Harem Dairesi civarında ve Edirne Sarayı'nda birer meşkhâne, arpalık olarak da Üsküdar'da iki köy tahsis edildi; bir köyün geliri, onun kâğıtlarını mühreleyip parlatan mührezenlere verildi. En güzel eserlerini sarayda görevlendirildikten sonra vermeye başladı ve ketebesinde "kâtibü's-sultân Bâyezîd Han" unvanını kullandı.
II. Bayezid'in 909-917 (1503-1512) yıllarına ait in'âmât defterinde, âlim ve sanatkârlara verilen ihsanlar arasında en yüksek meblağlar Hamdullah'ın yazdığı mushaflar karşılığında ona verilmiştir. Kayıtlara göre padişaha yazdığı iki mushaf için 7000 akçe, bir diğeri için yine 7000 akçe, farklı iki mushaf için de onar bin akçe ödenmiştir. Bunların yanında başka ihsan ve in'âmlar da verilmiştir.
Sultanın Mecliste Söylediği Söz
Eski kaynaklarda dikkat çeken bir sahne anlatılır. Hamdullah, sarayın Harem Dairesi'nde Kur'an ile aklâm-ı sittede kıtalar yazıyor ve padişahın özel saygısını görüyordu. Bu yakınlık bazı kimselerce hoş karşılanmayınca Bayezid, devrin âlimlerini ve Hamdullah'ı bir araya getirir, Hamdullah'ın yazdığı Kur'an'ı mecliste hazır bulunan âlimlerin her birine gösterir. Sonra şeyhi kastederek şu anlama gelen sözü söyler: Bu kişinin saygıyı hak edişi çoktur, Kur'an'ın yazılışını bu kadar ihya etmiş başka biri yoktur, onu sizin tahtınıza nasıl oturtalım. Olayın tarihi bilinmez; bu yüzden anlatıyı belgeli bir olay olarak değil, rivayet olarak değerlendirmek yerindedir.
Yeni Bir Üslubun Kuruluşu
Hamdullah'ı "pîr" yapan şey yalnızca güzel yazması değil, yazının ölçüsünü yeniden kurmasıdır. Anlatıya göre II. Bayezid hazineden Yâkût el-Müsta'sımî'ye ait yedi yazıyı çıkarıp ona verdi ve şu anlama gelen bir tavsiyede bulundu: Yâkût'un özenle yazdıklarını görmemişsinizdir, bu tarzdan başka bir yol icat edilseydi iyi olurdu. Bütün kaynaklara göre Hamdullah kendi üslubunu bundan sonra ortaya koydu. Amasya'daki hat müzesinde bu olay, padişahın "bizim artık kendimize ait bir yazı tekniğimizin olması gerekiyor" demesi ve Hamdullah'ın köşesine çekilip çalışması biçiminde özetlenir.
Hamdullah 1485 civarında birkaç kez kırkar gün (erbaîn) uzlete çekildi ve Yâkût ile Abdullah Sayrafî'nin yazıları üzerinde uzun ve zahmetli bir inceleme yaptı. Altı yazının her birinde harflerin ve kelimelerin, çanak, küp, kâse ve çekilişler gibi bölümlerin şekline ve ölçüsüne saflık kazandırdı. Yaklaşık bir buçuk asır etkisini sürdüren Yâkût üslubu, bu çalışmanın ardından on altıncı yüzyılın başından itibaren İran dışında etkisini yitirdi ve hat sanatı Osmanlı coğrafyasında yeni bir sürece girdi.
Müstakimzâde'nin Tuhfe'sinde aktardığı bir rivayet bu emeğe manevi bir yorum katar. Hamdullah zihninde canlanan tavrı kâğıda dökemediği sıkıntılı bir anda Hızır aleyhisselâm göründü, ona yazıyı öğretti, kısa bir karşılıklı konuşmanın ardından kendisinde bir teselli doğdu ve aradığı tavır az bir gayretle ona bir armağan olarak ulaştı. Bu anlatı belge olmayıp geleneğin kendi üstadına yakıştırdığı bir menkıbedir ve yazıya yaslanan bir tarihçi onu rivayet diye işaretler.
Yazıdaki Değişiklikler
Şeyh Hamdullah tavrında harflerin oranı, aralıkları ve kelimelerin satıra oturuşu yeniden düzenlendi. Hafif sola meyilli, düzenli dik hatlar ve çekilişlerle yazıya akıcılık, kıvraklık ve canlılık geldi; Yâkût tarzı yazılardaki durgunluk giderildi. Yâkût'un satıra oturan, donuk harf ve kelimelerine karşılık Hamdullah ekolünde harfler belli bir açıyla satıra doğru akar. Kamış kalem ağzının yazı çeşidine göre yeniden ayarlanan eğimi aklâm-ı sitteye ihtişam, nesih yazıya ise ayrı bir letafet kazandırdı. Yâkût üslubunda kelimeler birbirini iter gibiyken Şeyh üslubunda harfler kaynaşır, kelimeler satır düzeninde tek bir gövde gibi durur.
Sülüste de benzer bir düzeltme yapıldı. Yâkût mektebinde nesihte olduğu gibi sülüste de harflerin gövde yapıları, biçimleri ve oranları ortaya konmuştu, ancak oranlarda bir tereddüt görülüyordu. Hamdullah mektebiyle bu tereddüt ortadan kalktı, harfler klasik nisbetlerini buldu ve satır ile sayfa düzeninde birliğini bulamamış sülüs dağınıklıktan kurtuldu. Bu üsluba övgü olarak söylenmiş şu beyit anılır: "Şeyh oğlu Hamdi hattı, tâ kim zuhûr buldu / Âlemde bu muhakkak, nesh oldu hatt-ı Yâkût."
Mushaf Yazısına Etkisi
Mushaf yazısında en kalıcı değişiklik şudur: Önceden muhakkak, reyhânî ve aklâm-ı sittenin öteki yazılarının karışık kullanıldığı Yâkût tertibi mushaflar yazılırken, onun elinde mushaf metni yalnızca nesihle yazılır oldu. Okumak kolaylaştı, metne süreklilik geldi. Sayfa düzeni ve satır araları en güzel ölçülerini onda buldu; mushaf yazısına zarafet, sadelik, devamlılık ve sevimlilik geldi. Onun geliştirdiği nesih hatla mushaf yazma geleneği zamanla İslam dünyasında hâkim oldu.
Murakkalarda koltuklu sülüs-nesih kıtanın Türk zevkine uygun şeklini ve ölçüsünü verdi; sonraki hattatlar bu kıtaların ebadını, şeklini ve metin özelliklerini kâğıt rengine varıncaya kadar taklit etti. Ekolde zamanla reyhânî ve tevkî terk edildi. Muhakkak yazı besmele kitabetinde, rikâ ise "hatt-ı icâze" adıyla hattat ketebelerinde, ilmiye icâzetnâmelerinde ve kitapların ferâğ kayıtlarında kullanıldı. Yâkût üslubu, Kanûnî devrinde "hattın güneşi" sayılan Ahmed Şemseddin Karahisârî dışında, bu mektebin yaygınlaşmasıyla devrini tamamladı. Hamdullah aklâm-ı sitteyi Osmanlı beğenisine göre yeniden yorumlamış, özellikle sülüs ve nesih yazıda harflerin şekil ve ölçülerini kusursuz bir güzelliğe kavuşturmuştur.
Eserleri
Müstakimzâde'nin kaydına dayanarak kırk yedi mushaf, bine yakın En'âm, Kehf ve Nebe' sûresi, evrâd-ezkâr ve dua mecmuaları, bir Meşârik-ı Şerif, tomar, kıta ve murakka yazdığı nakledilir. Ancak bu eserler arasında meşk için ya da ticari amaçla onu taklit edenlerin işleri de vardır ve onlardan ayırmak güçtür. Bugün müzelerde ve kütüphanelerde ona ait olduğu belirtilen otuz mushaf, elli En'âm ve cüz, 121 murakka ve kıta ile tıp ve hadise dair sekiz kitap ve altı dua mecmuası sayılmıştır; bunların bir kısmı Fâtih için istinsah edilmiştir (ayrıntılı katalog için Muhittin Serin, Hattat Şeyh Hamdullah, 2007). Başka bir sayımda kesin tespit edilen mushaf sayısı otuz üçtür; bu küçük fark, sayımın hangi eserleri kesin saydığına bağlıdır.
Mushaflar ve Teknik İnceleme
II. Bayezid için nesih, rikâ ve nesta'lik hatla yazdığı Kur'ân-ı Kerîm Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde (III. Ahmed, nr. 5) bulunur. Olgunluk dönemine ait nesih mushaf ise İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'ndedir (AY, nr. 6662). Türk-İslam Eserleri Müzesi'nde de nesih hatla yazılmış bir mushaf onun adıyla anılır.
Hasan Yücel'in 2025'te Amasya İlahiyat Dergisi'nde yayımlanan makalesi, Topkapı'daki bu mushafı Ankara Etnografya Müzesi'ndeki mushafla karşılaştırarak Hamdullah'ın mushaf yazım tekniğini inceler. Yücel, değerlendirmesini mushaf tarihindeki dönüşümler üzerine kurar: Ebu'l-Esved ed-Düelî'nin hareke noktalarını eklemesi, Nasr b. Âsım'ın harfleri ayırt eden noktaları getirmesi, Halil b. Ahmed'in bugünkü hareke ve noktaları belirleyip hemze işaretini eklemesi, Muhammed b. Tayfûr es-Secâvendî'nin durak işaretlerini koyması, hat ve tezhipteki yenilikler ve son olarak âyet numaralarının eklenmesi. Ona göre Hamdullah, yaşadığı döneme kadar gerçekleşen bu dönüşümleri dikkate alarak yazmış ve özellikle yazı biçimi alanında mevcudu bir kademe ileri götüren bir teknik geliştirmiştir. İncelenen iki mushafta aynı yerlerde zaman zaman farklı secâvendlerin kullanıldığı, yeni durak işaretlerinin eklendiği ya da daha az durak işareti tercih edildiği görülür. Yücel bunu Hamdullah'ın kendi tekniğini geliştirmeye çalıştığının işareti sayar, çünkü hangi mushafın daha önce yazıldığı bilinmemektedir.
Murakkalar ve Kıtalar
Hamdullah eserlerinin çoğunu murakka ve kıta olarak verdi. Murakka metinleri Arapça dua, salât ve münacatlardan, çoğunlukla da âyet, hadis, hükemâ sözleri ve Hz. Ali'nin sözlerinden seçilmiştir. Özellikle kıtaların üstünde ya da yanında yazı çeşidinin adını belirttiği aklâm-ı sitte albümleri, öğretici ve tanıtıcı olmaları bakımından çok önemli görülür. Topkapı Sarayı'ndaki aklâm-ı sitte murakkaları (Emanet Hazinesi, nr. 2083, 2084, 2086) altı yazıdaki gelişimi gösteren en güzel örnekler arasındadır. Muhakkak hattıyla yazdığı Şehâbeddin Sühreverdî münâcâtı da Kubbealtı koleksiyonunda bilinen örneklerindendir.
Celî sülüsle pek az ilgilendi. İstanbul ve Edirne II. Bayezid camilerinin inşa kitabeleri ile İstanbul'daki Fîruz Ağa ve Dâvud Paşa camilerinin kitabelerinin onun eseri olduğu söylenir. Bu bilgiyi yalnızca sınırlı sayıda kaynakta gördük; her kitabenin atfı ayrıca doğrulanamamıştır. Eski bir anlatım onun sülüsünün celî levhaların ihtişamına ulaştığını söyler; bu, yukarıdaki tespitle bağdaşmaz ve belgeli bilgiden çok genel bir övgü olarak okunmalıdır. Aynı anlatım hilye de yazdığını ekler, ancak elimizdeki kaynaklarda bu türden bir eser belirtilmemiştir.
Yurt Dışındaki Koleksiyonlar ve Taklitler
Avrupa ve Amerika'daki koleksiyonlarda da eserleri bulunur. British Library'deki (Or. 11925) on dört kıtalık, 29,2 x 22,5 cm boyutundaki yazı albümü, yazısı, cildi ve tezhibiyle onun en güzel eserlerinden biri sayılır; albüm on sekizinci yüzyılda tezhip edilip ciltlenmiştir. Bu albümde muhakkak besmele ile Bakara sûresinin 162. âyetinin yer aldığı birinci kıta Şeyh üslubunda değildir ve sonraki dönem hattatlarına ait olmalıdır; hadislerin yazılı olduğu öteki sülüs-nesih koltuklu kıtalar ise Hamdullah'ındır ve ketebelidir. Aynı kütüphanedeki Şeyh Hamdullah ketebeli Kur'ân-ı Kerîm'in ikinci cüzü (Or. 15570) ilk bakışta onun kaleminden çıkmış görünmez. Dublin'deki Chester Beatty Library'de ise sülüs-nesih ve muhakkak-nesih hatlarla yazılmış güzel bir En'âm-ı şerif (M.S. 1512) ile on kıtalık koltuklu sülüs-nesih bir murakka (T. 426) bulunur. Ketebesi ona ait gösterilen her eserin onun eli olmadığı bu örneklerde açıkça görülür.
Okçu, Yüzücü ve Terzi Şeyh
Hamdullah yalnızca hattat değildi. Zamanının ünlü okçularındandı ve "şeyhürrâmiyân", yani okçuların şeyhi unvanını bu yüzden taşırdı. İstanbul'da da bu merakı sürdürdü; pehlivanlar arasında atış rekoru kırarak menzil sahibi üstat oldu. II. Bayezid onu, Mahmud ve Hamza dedelerden sonra Okmeydanı Atıcılar Tekkesi şeyhliğine tayin etti.
Okçuluk risalelerinin kaydına göre Şîr-i Merd adlı bir pehlivanın menzilini ağaç okla 1105,5 gez (yaklaşık 729,63 metre) atarak kırdı ve hatırasına Okmeydanı Dergâhı yakınına bir nişan taşı dikti. Okmeydanı'nda 1454 numaralı adadaki nişan taşlarının en eskisi bu taştır; boyu 1,53 metredir ve üzerinde "Sâhibü'l-menzil Hamdullah ibnü'ş-şeyh reîsü'l-hattâtîn şeyhü'r-râmiyân, sene 911" (1505-06) yazar.
Kaynaklar ayrıca onun Üsküdar'dan Sarayburnu'na yüzecek kadar iyi bir yüzücü olduğunu ve II. Bayezid için ek yerleri belli olmayacak biçimde bir kaftan diktiğini anlatır. Bunlar risalelerde ve tezkirelerde aktarılan nakillerdir; çağdaş bir belgeyle desteklenmedikleri için "nakledilir" kipiyle okunmalıdır. Kimi anlatımlar onun şahin avcılığını da anar.
Sekiz Yıllık İnziva
II. Bayezid 1512'de tahttan çekildi, yerine oğlu I. Selim geçti. Hamdullah bundan sonra sekiz yıl boyunca inzivaya çekildi; bu süreyi evinde ibadet ederek, talebe yetiştirerek ve müritlerini irşat ederek geçirdi. İnzivanın yeri konusunda kaynaklar farklı şeyler söyler: Kimi kaynaklar Üsküdar'da, kimi anlatımlar Alemdağı'ndaki Sarıkadı köyünde der; bir başka kayıt ise onun zaman zaman Akbaba ve Alemdağı'ndaki ikametgâhında uzlete çekilip günlerini zikir ve ibadetle geçirdiğini yazar.
Nedene gelince, ansiklopedi maddesi bir gerekçe vermez. Bir anlatım, Yavuz'un babasını tahttan indirmesinin unutulmamasını sebep gösterir; bu bir yorumdur ve belgeli bir bilgi olarak okunmamalıdır.
Kanûnî'nin Samur Kürkü ve Vefatı
1520'de tahta çıkan Kanûnî Sultan Süleyman, Hamdullah'ı saraya davet etti ve hürmet gösterdi. Kanûnî onu "dede dostu" olarak anıyor ve sarayda sevgi ve saygıyla karşılıyordu. Sohbet sırasında ondan bir mushaf yazmasını istedi. Hamdullah yaşlandığını ileri sürerek özür diledi ve yerine dayısının oğlu Celâlzâde Muhyiddin Amâsî'yi tavsiye etti. Kanûnî bunun üzerine ona bir samur kürk giydirip hayır duasını aldı. Bir anlatım bu yaşlılığa baş titremesini de ekler. Bu davet, Bayezid'in ölümünden sonra kaybedilen itibarın iadesi olarak da yorumlanır.
Hamdullah bu olaydan birkaç ay sonra, Müstakimzâde'ye göre iki üç ay içinde vefat etti. Müstakimzâde ölümüne şu beyti tarih düşürmüştür: "Şeyh Hamdullâh olup küttâba kıble pîr-i hat / Rihletinde dil dedi târîhini dayf-i ilâh" (926).
Ölüm Yılı ve Yaşı
Ölüm yılı için ana kaynak 926 (1520) tarihidir. Bazı eserlerde Yavuz Selim zamanında öldüğü yazılsa da Müstakimzâde'nin tespitinin daha doğru olduğu kabul edilir. Bazı derlemelerde geçen 1526 tarihi ise kaynaklarla çelişir ve hatalı görünür.
Yaşı konusunda tek bir sayı yoktur. İstanbul Üniversitesi'ndeki bir murakkanın ketebesinden onun bu eseri yazdığında seksen üçü aşkın olduğu anlaşılır. Müstakimzâde'nin doğum tarihi doğruysa seksen dört yaşında ölmüştür; bazı araştırmacılar doksanı aştığını söyler. Nefeszâde İbrâhim ile Suyolcuzâde Mehmed Necib 110 yıl yaşadığını yazar, ancak bu rivayet mübalağalı görünür. Bir mushaf ketebesinde ise "seksen dokuz yaşında, saçları ağarmış, elleri titremiş ihtiyarlık günlerinde" yazdığı kaydı geçer. Bu çelişkiyi kaynaklar kendi içinde çözmemiştir.
Karacaahmet'teki Mezarı
Cenaze namazı Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi tarafından Ayasofya Camii'nde kıldırıldı. Vasiyeti üzerine Üsküdar'daki Karacaahmet Mezarlığı'nda, dönemin hattatlarından Ali b. Yahyâ es-Sûfî'nin yakınına defnedildi. Sonradan birçok ünlü hattat onun yakınına gömüldü; burası "Şeyh Sofası" ya da "Hattatlar Sofası" adıyla anılır.
Kabir taşındaki kitabe, II. Mustafa'nın saray hattatı Şâhin Ağa (ö. 1701) tarafından yazılmıştır: "Reîsülhattâtîn Hamdullah el-ma'rûf bi'bni'ş-şeyh rahmetullâhi aleyh." Hamdullah'ın dünyevi sıfatlara önem vermediği ve mezar taşına adının yazılmasını istemediği de aktarılır. Taştaki 927 tarihi, yüz yıl kadar önce çekilmiş fotoğrafta yoktur; sonradan işlenmiştir ve hatalıdır. Mezar, Üsküdar'da Tunusbağı Caddesi üzerinde, Karacaahmet Sultan Türbesi'ne yakın bir yerdedir. Okmeydanı'ndaki menzil taşı ise Beyoğlu sınırlarındaki Okçular Tekkesi alanındadır.
Talebeleri ve Ekolün Devamı
Hamdullah'ın tezkirelerde adı geçen kırk üç talebesi vardır; bu sayı Muhittin Serin'in tespitine dayanır. Aralarında sultan, şehzade, devlet adamı, âlim, şeyh ve şair bulunur. En önemlileri oğlu Mustafa Dede ile damadı Şükrullah Halife'dir. İcâzet verdiği öğrenciler arasında II. Bayezid, Şehzade Korkut, Mehmed Handan, Ali b. Mustafa, Behrâm b. Abdullah, Hüseyin Şah (1557'de sağ), Câfer Çelebi, Mehmed b. Ramazan, Receb b. Mustafa, Mehmed b. Sâdî, Mahmud Defterî ve Mustafa b. Nasûh anılır.
Mektebin zinciri Mustafa Dede ve Şükrullah Halife'den sonra Derviş Mehmed (ö. 1593), Hasan Üsküdârî (ö. 1614-15), Hâlid Erzurûmî (ö. 1630-31), Derviş Ali (ö. 1673-74), Ramazan b. İsmâil (ö. 1680), Mustafa Suyolcuzâde (ö. 1685-86), Şeyh-i Sânî Hâfız Osman (ö. 1698-99), Seyyid Abdullah (ö. 1731), Şekerzâde Seyyid Mehmed (ö. 1753), Hoca Mehmed Râsim (ö. 1755-56), Kazasker Mustafa İzzet Efendi (ö. 1876), Mehmed Şevkî (ö. 1887), Kayışzâde Hâfız Osman (ö. 1894) ve Hasan Rızâ Efendi (ö. 1920) gibi adlarla Osmanlı'nın sonuna uzanır. İslam dünyasındaki pek çok hat mektebi arasında Şeyh Hamdullah ekolü en uzun yaşayanıdır; klasikleşen formları sonraki üstatlar tarafından harflerin oranı, duruşu ve terkibi güzelleştirilerek birçok kol ve tarza ayrılmış, ekol bugüne kadar sürmüştür.
Amasya'daki İzleri
Şeyh Hamdullah Amasya'dan İstanbul'a gitti; sonradan şehre dönüp dönmediğine dair elimizdeki kaynaklarda bir kayıt yok. Amasya'daki izi bu yüzden yazıdan çok hafızadır. Şehirdeki en açık iz, onun adını taşıyan Şeyh Hamdullah Yazı Tarihi ve Hüsn-ü Hat Müzesi'dir. Müze, Hatuniye Mahallesi'nde Bülbül Hatun Sokağı'ndadır.
Müzenin zemin katında Amasya'da şehzadelik yapmış padişahların adları ve tuğraları bulunur; merdivenin karşısındaki âyet Kalem sûresinin ilk âyetidir ("Nûn. Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına"), nûn harfi hokka ve kalemi temsil eder. İkinci katta Şeyh Hamdullah dönemi hattatlarından, bir kısmı onun yetiştirdiği talebeler olan 27 ismin listesi, yazının ortaya çıkışına dair teorileri, medeniyetlerin kullandığı yazıları, Arap alfabesinin gelişimini ve hat malzemelerini gösteren fanuslar yer alır. Aynı katta, hat sanatında taklidin kusur değil üstünlük göstergesi sayıldığı, bir hattat öğrencisinin icâzetname alabilmesi için son dersinin bir üstadın eserini taklit etmek olduğu anlatılır. Üçüncü katta Hamdullah'ın hayatını anlatan pano ve onun eserlerinin günümüz hattatlarınca yazılmış taklitleri bulunur. Müzedeki Şeyh Hamdullah eserleri özgün değildir; orijinaller Topkapı Sarayı, Sakıp Sabancı Müzesi ve cami kitabeleri gibi yerlerde görülür.
Doğduğu mahalle, yani Eslem Hatun'un bugünkü adıyla Dere Mahallesi de Amasya'dadır. Dayısının ve akrabalarının adındaki "Amâsî" nisbesi ise o çevrenin şehre bağlılığını eserlerin ketebelerinde hâlâ taşır. Müzenin ziyaret saati ve giriş ücreti zamana göre değiştiği için güncel bilgi Amasya Belediyesi ve İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden alınmalıdır.
Kronoloji
1426-1436: Amasya, Eslem Hatun Mahallesi'nde doğum; kesin yıl bilinmiyor (Müstakimzâde 1436, Olcay ve Ayverdi 1426-1430).
1481: II. Bayezid tahta çıkar, hocası Hamdullah'ı İstanbul'a çağırır.
1485 civarı: Yeni üslubu kurma yolunda kırkar günlük uzletler.
1503-1512: II. Bayezid'in in'âmât defterinde en yüksek meblağlar Hamdullah'ın mushafları karşılığında kayıtlıdır.
1505-06 (H. 911): Okmeydanı'ndaki menzil taşının tarihi.
1512: II. Bayezid'in tahttan çekilmesi; Hamdullah sekiz yıllık inzivaya çekilir.
1520 (H. 926): Kanûnî'nin daveti, samur kürk; birkaç ay sonra vefat. Ayasofya'da cenaze namazı, Karacaahmet'e defin.
1538: Oğlu Mustafa Dede'nin ölümü.
2020-2021: Sakıp Sabancı Müzesi'nde ölümünün 500. yılı sergisi.
2025: Amasya İlahiyat Dergisi'nde mushaf yazım tekniği üzerine makale (Hasan Yücel).
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Muhittin Serin, "Hamdullah Efendi, Şeyh", TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 15, İstanbul 1997, s. 449-452 (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
- Hasan Yücel, "On Sheikh Hamdullah's Mushaf Writing Technique", Amasya İlahiyat Dergisi, S. 26, 2025, s. 79-108 (DergiPark, doi.org/10.18498/amailad.1712210). dergipark.org.tr
Resmî kaynaklar
- Şeyh Hamdullah Yazı Tarihi ve Hüsn-ü Hat Müzesi, Kültür Portalı (kulturportali.gov.tr) ve T.C. Amasya Belediyesi (amasya.bel.tr). amasya.bel.tr
Kitaplar
- Muhittin Serin, Hattat Şeyh Hamdullah, İstanbul 2007.
Diğer kaynaklar
- Muhittin Serin, "Şeyh Hamdullah", Türk Maarif Ansiklopedisi, 2022 (turkmaarifansiklopedisi.org.tr). turkmaarifansiklopedisi.org.tr
- "Şeyh Hamdullah", Ketebe.org (Muhittin Serin ve İsmail Orman'ın maddeleri, ketebe.org). ketebe.org
- "Şeyh Hamdullah" ve "Ölümünün 500. Yılında Şeyh Hamdullah", Sakıp Sabancı Müzesi (sakipsabancimuzesi.org). sakipsabancimuzesi.org
- "Hattat Şeyh Hamdullah Efendi Kabri" ve "Şeyh Hamdullah Menzil Taşı", Kültür Envanteri (kulturenvanteri.com).
- Samet Tınas, "Hat sanatında Türk üslubunun öncüsü: Şeyh Hamdullah", Gerçek Hayat, 28 Ekim 2019.
- Mustafa Üzel, "Hattat Şeyh Hamdullah bin Mustafa, Amasi", Hattatlar Ansiklopedisi (hattatlarimiz.blogspot.com, 2015).
- "Şeyh Hamdullah", Vikipedi (yalnızca yardımcı kaynak; ölüm tarihi hatalıdır).









