Amasya mütesellimlerinden Bayburtlu oğlu Hasan Ağa bin Ahmed Ağa’nın oğlu ve sadr-ı esbak Bayburtluoğlu Kara İbrâhim Paşa bin Ahmed Ağa’nın birâderzâdesidir. Bundan dolayı “Yeğen Osmân Paşa” denmiştir. Bunun birâderi Yeğen Mehmed Ağa’dır.
Babası Hasan Ağa, sipâhî iken Amasya’da Boyacıoğlu İbrâhim Bey’in kızıyla evlenmiş, Osmân Paşa Üçler Mahallesi’nde bu kızdan doğmuştur. Dayıları Mahmûd Beyle Velî Paşa’dır. Hasan Ağa, babasının sağlığında ölmüş, Osmân Paşa dayılarının vesâyeti altında büyümüştür.
Babasının sipâhîlik tımârı kendisine tevcîh edilmiş olduğundan sipâhî ve amcasının vezâretinde bölükbaşı ve sadâretinde Harem kethüdâsı oldu. 1096 târîhli matbah-ı âmire ta’yînât defterinde “Osmân Ağa yeğen, sâhib-i devlet fî 12 cumâdelâhire minhü” ve diğer yerinde “Yeğen sâhib-i devlet Mehmed Ağa” ve diğer yerinde “Yeğen-i sadr-ı âlî Osmân Bey” ve “birâderzâde-i sadr-ı âlî Osmân Bey” diye yazılıdır.
1097 senesi muharreminde amcası Kara İbrâhim Paşa’nın sadâretten azlinde yerine sadr-ı a’zam olan Hersekli Sarı [154] Süleyman Paşa bin Mürüvvet Ağa tarafından Konya civârında Ilgın voyvadası nasb edilerek gönderdi. Burada amcasını tekrar sadr-ı a’zam yaptırmak için Kürt eşkıyâsından Yâdigâr oğlu Ahmed Ağa ile birleşti.
Bu teşebbüsâtı haber alan Süleyman Paşa Üsküdar’da sâhilhânesinde ikâmetine müsâ’ade edilen ve Hicâz’a gitmek üzere istizân eden amcası Kara İbrâhim Paşa’yı Rodos’a gönderdi. Bunu duyunca fevkalâde kızdı. Teşebbüsâtını başa çıkarmak için azıttı. Başına bir takım sipâhî ma’zûllerini ve kerem-dîdelerini toplayıp isyâna kalkıştı. Amasya alaybeyi olan Boyacızâde Velî Bey ve müte’allikâtı da bu da’vâya karıştı. İş ehemmiyet kazandı.
Bundan Süleyman Paşa fevkalâde ürktü. 1097 şa’bânında Kara İbrâhim Paşa’yı Rodos’ta i’dâm ettirdi. İşte bu i’dâm cezâsını duyan sâhib-i terceme ifritâne harekâta kalkıştı. Sadr-ı a’zam Süleyman Paşa bu esnâda serdâr olarak Rûmeli’ne gitmiş Receb Paşa gibi pek toy ve acemî bir adam da sadâret kâ’im-makâmı olmuştu.
Ordunun Rûmeli’nde bulunması Receb Paşa’nın aczi Anadolu’da kendisinin serbestâne hareketlerini ta’cîl [155] ettirdi. Her tarafı vurup ğâret ederek İstanbul’a doğru yürüdü. Bundan akdem Yadigâroğlu Kemânkeş Ahmed Ağa’ya serçeşmelik tevcîh edilerek sâhib-i tercemeden ayırmak ve ayartmak istendi. Fakat ayıramadı.
Rûmeli’nde düşmanlarımız kalelerimizi, vilâyetlerimizi istilâ ettikleri esnâda büyük kuvvetlere ihtiyaç vardı. Bu ihtiyaçtan dolayı sâhib-i tercemenin başında toplanan kuvvetlerden istifâde etmek lüzûmu âşikârdı.
1098 senesi rebîülevvelinde Serçeşme Kemânkeş Ahmed Bey’e Konya Beylerbeyliği ve kendisine serçeşmelikle Karahisâr-ı şarkî beylerbeyiliği tevcîh edilerek sür’âtle gelip Rûmeli’de ordû-yı hümâyûna iltihâk etmesi emr ve da’vet edildi. Dört bin levendiyle şa’bânda Üsküdar’a gelip taltîf edilerek Rûmeli’ne geçti. Ramazânın yirmi beşinci günü orduya iltihâk etdi.
Osmân Paşa’nın birinci emeli amcasının kâtili olan Sarı Süleyman Paşa’yı sadâretten azl ü i’dâm ettirmekti. Süleyman Paşa’nın yanlış harekâtı orduyu kendisine düşmân ettiğinden zilhicce gurresinde azl ve yedinci günü i’dâm edildi. [156]
İş bu kadarla kalmadı. Ordu Dördüncü Sultân Mehmed’i hal’e kıyâm ederek İstanbul’a gelip İkinci Sultân Süleyman, taht-ı Osmânî’ye 1099 senesi muharreminin üçüncü günü cülûs ettiğinden az sonra Osmân Paşa Rûmeli Beylerbeyi oldu.
1099 rebîülevvelinin on altıncı günü vezâretle Haleb vâlîsi ve serasker olup Macaristan üzerine gönderildi. Dayısı Boyacızâde Veliyyüddîn Bey’e de Rûmeli Beylerbeyiliği verildi. Sadr-ı a’zam olan Siyavuş Paşa’nın takdîrini kazanmıştı.
1099 senesi cumâdelûlâsının evâ’ilinde Sadr-ı a’zam Siyavuş Paşa eşkıyâ-yı sipâh tarafından öldürülmüş ve bütün hân-mânı söndürülmüş ve yerine Nişancı Ayaşlı İsmâîl Paşa’nın sadr-ı a’zam olduğunu duymuş fevkalâde müte’essir olmuştu.
Bundan dolayı etrafında toplanan ordu erkânı kendisini sadârete teşvîk ve eşkıyâyı te’dîb etmeye sevkederek İstanbul üzerine hareket etmesini tensîb etmişlerdi. Bunu haber alan Sadr-ı a’zam İsmâîl Paşa telâşa düştü. [157]
Bunu muvâfık görmeyen Osmân Paşa, Rûmeli’nde düşman fırkalarının her tarafa tasallut ettiklerini görüp mukâbele ve müdâfa’a etmeğe ma’iyyetindeki kuvvetin azlığını arz ve istimdâd etmek üzere kethüdâsı Kara Mustafa Ağa’yı İstanbul’a gönderdi. Levent tedârik ve irsâl etmek üzere kethüdâsına Karaman eyâletinin verilmesini sancâk-ı şerîf ile mühr-i hümâyûnu istedi.
Çünkü serasker ta’yîn edilen zât, mümkün mertebe asker, cephâne, zahîre ve hazîne verip takviye edilmek lâzım gelirken bunlar esirgenmiş o da bunları tedârik etmek üzere her tarafa saldırmış, halkı iz’âc etmişdi.
Sadr-ı a’zam İsmâîl Paşa tedârikât-ı askeriyyeyi ikmâl ve imdâd edecek yerde Osmân Paşa’yı seraskerlikden 1099 cumâdelâhirinin yirmisinde azl ederek Bosna vâliliğine ve Anadolu vâlîsi Vezîr Hasan Paşa’yı da Haleb vilâyetiyle seraskerliğe ta’yîn etmekle beraber i’dâm edilmesini Rûmeli’ndeki vüzerâya fermân gönderdi. Mevki’ini muhâfazaya çalıştı.
Bunun çıkar bir yol olmadığı erkân-ı devletce [158] takdîr edildiğinden 1099 recebinin gurresinde İsmâîl Paşa sadâretten azledilip yerine sadr-ı a’zam olan Tekirdağlı Bekri Mustafa Paşa tarafından Osmân Paşa seraskerlikte ve Haleb vilâyetinde ibkâ edildi.
Bununla beraber Karaman eyâleti verilmiş olduğu hâlde habs ve tevkîf edilen kethüdâsı Kara Mustafa Paşa ıtlâk ve Silistre eyâleti ve Osmân Paşa’nın akrabâ ve etbâ’ına vilâyetler ve sancâklar bezl edilerek i’dâm emri iptâl edildi.
Bunun üzerine on iki binden ziyâde mâ’iyyetiyle kalkıp Belgrad’a doğru hareket etdi. Ancak serasker ta’yîn edilen Hasan Paşa kendisine vârid i’dâm fermanı üzerine kapanmış olduğundan iki serasker arasında bir kör dövüşü başladı.
Bunu fırsat bilen düşman Belgrad üzerine yürümüştü. İstanbul’dan Hasan Paşa’ya gelen emîr üzerine seraskerlikten ferâgat edib Osmân Paşa da Belgrad’a kapandı. Büyük bir kuvvet ve toplar ile Belgrad’ı muhâsara eden düşmana karşı iki aydan ziyâde dayandı. [159]
Düşmanın otuz binden ziyâde kuvveti ve büyük topların kesretine karşı ma’iyyetindeki kuvvetin ve topların azlığı ve şühedânın kesreti sebebiyle 1099 şevvâlinin yirmi beşinci günü Belgrad Kalesi düştü. İşte bu düşüş seraskerin hıyânetine haml edilerek etrâf-ı hudûdun muhâfazasına me’mûr oldu.
1100 muharreminde Belgrad ve Semendire taraflarından gelip Çaçka ve Diragacova nâhiyelerinden toplanan on iki bin kadar Nemçe ve askerini ma’iyyetindeki dört bin kadar guzât ile basıp yedi bini kılıçtan geçirmiş ve bekâsı kaçarken Morava ırmağında boğulmuş olarak bir muvaffakiyet gösterdi.
Ancak Belgrad’ın düşmesi erkân-ı devletçe pek fenâ bir te’sirle karşılandı. Edirne’ye celb ü da’vet edilen Kırım Hânı Selîm Girây Hân’ın huzûruyla akd edilen meclis-i müşâverede Selîm Girây sâhib-i terceme aleyhinde söylendi. Bu adam i’dâm edilmedikçe iş düzelmez diye dayattı.
1100 senesi rebîülâhirinin onyedinci salı günü Osmân Paşa ile bütün etbâ’ ve a’vânının i’dâmına verilen [160] kararın infâzını Haleb vilâyetiyle serasker ta’yîn edilen Selîm Girây’ın konakçısı Arab Receb Paşa me’mûr ve işi sezdirmemek için de Osmân Paşa’ya Komanice eyâleti tevcîh edildi.
Diğer taraftan “başı bizim malı sizin” şeklinde nefîr-i âmm fermânları Rûmeli’nin her taraflarına gönderilerek Receb Paşa’ya yardım etmeleri istendi. Bunu duyan sâhib-i terceme sıkışıp İpek Kasabası’nda sâkin ve mukaddemen dostu olan Mahmûd Beyzâde Mahmûd Paşa’nın konağına ilticâ etmişdi.
Mahmûd Paşa daha evvel aldığı i’dâm fermânı mûcibince 1100 cumâdelûlâsının on ikinci günü Osmân Paşa’nın başını kesip Receb Paşa’ya verdi. Receb Paşa bütün a’vân ve etbâ’ının başlarını kestirip İstanbul’a gönderdi. Heybeler dolusu altınlara erdi.
Vezîr müşârun ileyh pek cesûr, atılgan, âkil, nâtıkası düzgün, müdebbir, âlî-himmet bir adamdı. Lütf u ihsânıyla erkân-ı mâbeyni, a’yân-ı ulemâ ve meşâyihi, sihirkâr söz ve keremkâr elleriyle bütün kapıkullarını elde etmiş, onlara “Yeğen Osmân Paşa, [161] yürekde cânımız” dedirtti. Muhâliflerini titretti.
Bu muhâliflerden biri Kırım Hânı Selîm Girây’dı. Bununla beraber zâlim, gaddâr, hayr u şerre yarar bir adamdı. Belgrad Vak’ası’nda muvaffakiyetsizliği kuvvetinin azlığından ve imdâdın esirgenmesinden ileri gelmişti. Selîm Girây’ın vezâretle serasker yaptırdığı Şâmlı Receb Paşa da düşmanla ilk çarpışmada bozulup kaçmıştı.
Oğulları Hasan, Hüseyin Paşalarla yeğeni Ahmed Paşa ve dayıları Veliyyüddîn, Hasan Paşalar, kethüdâsı Lâdikli Kara Mustafa Paşa ile Uzun Mehmed Paşa, Nişâncı Mehmed Efendi, re’isü’l-küttâbı İstîbli Aklî Mehmed Efendi idiler. Bunların hepsi de i’dâm edildiler.