Merzifonlu Kara Mustafa Paşa üç ayrı adla anılır ve her ad onun hayatının bir yüzünü taşır. Batı kaynaklarında "Kara" diye geçer; Viyana surlarının önünde yüz binlerce kişilik bir ordunun başında duran sadrazamı bu ad çağrıştırır. Türkiye'de ona "Merzifonlu" denir ve bu ad, Amasya'nın bugünkü Merzifon ilçesinde, Marınca köyünde başlayan yaşamı hatırlatır. Ölümünden sonra devlet kayıtlarına bir sıfat daha girdi: Belgrad'da fermanla öldürüldüğü için "Maktul". Dört yaşında babasız kalan bir çocuğun Köprülü hanesinde yetişip yedi yıl boyunca imparatorluğu yönetmesi, yaptırdığı cami, han, bedesten ve su yollarıyla memleketini dönüştürmesi ve sonunda bir yenilginin bedelini canıyla ödemesi, bu üç adın arasında kalan hikâyenin iskeletini oluşturur. Aşağıdaki anlatıda bilinenle rivayet ayrı tutulmuş, kaynakların birbirinden ayrıldığı yerler açıkça belirtilmiştir.
Marınca'dan Köprülü Hanesine
Kara Mustafa Paşa, hicrî 1044 (1634-35) yılında Merzifon'a bağlı Marınca köyünde doğdu. Köyün adı kaynaklarda Marınca, Narince ve Mirince biçimlerinde geçer; bugün köy onun adını taşır ve Karamustafapaşa diye anılır. Kesin doğum tarihi bilinmez, kaynaklar yıl olarak 1634 ya da 1635'i verir. Merzifon, XVI. yüzyıl başında Marınca'nın da içinde bulunduğu Urumcuk, Muşruf, Samadola, Yassıviran ve Hırka gibi köylerden oluşan bir kazaydı. Tahrir defterleri Marınca'yı kazanın en kalabalık köyü olarak kaydeder. Mustafa Paşa'nın büyüyeceği ortam, bu yüzden küçük bir yoksul köyden çok, canlı bir taşra merkezinin kenarındaki büyük bir köydü.
Babası Oruç Bey, timar sahibi bir sipahiydi. Annesi için bazı kaynaklar Âbide Hatun adını verir. Merzifon'un tarihini anlatan maddeye göre Âbide Hatun da hayır işlerine yönelmiş bir kadındı ve XVII. yüzyılda Bahçekent köyünde bir cami yaptırdı; cami bugün de onun adıyla anılır. Oruç Bey, IV. Murad'ın Bağdat kuşatması sırasında şehit düştü (1638). Küçük Mustafa dört yaşında yetim kalmıştı. Babasının dostlarından Köprülü Mehmed Bey o sırada Amasya sancak beyiydi ve çocuğu himayesine aldı. Mustafa, Köprülü'nün oğullarıyla birlikte, aynı hanede ve aynı hocaların elinde medrese tahsili gördü. Köprülü Mehmed'in oğlu Fâzıl Ahmed, ileride sadrazamlıkta ondan önce gelecek ve ona yol açacak kişiydi. Mustafa'nın yetişmesinde Amasya sancağının bu payı, onun hayat hikâyesini Amasya'ya bağlayan en önemli bağlardan biridir.
Menşe konusunda kaynaklar tek ses değildir. Diğer bir rivayete göre Mustafa, Derviş adında bir sipahinin oğlu olup 1626-27'de doğmuştur, on sekiz yaşına geldiğinde Köprülü'nün himayesine girmiş ve Köprülü'nün Şam mütesellimliği sırasında Trablusşam mütesellimi olmuştur; bu bilgi Kantemir ile Galland'a dayanır. Köprülü Mehmed Paşa'nın damadı olduğu yazılır, fakat evliliğin tarihi ve eşin adı konusunda ayrıntılar belirsizdir. Avrupa kaynaklarına yansıyan bir anlatım, Köprülü kızıyla evliliğinden çocuklarının küçükken öldüğünü, eşinin de kısa süre sonra vefat ettiğini bildirir. Mustafa Paşa'nın erkek çocukları arasında Yusuf, Mehmed ve Ali anılır; mirasını ise Osmanlı kayıtlarına göre Vezir Ali Paşa ile Fatma Hanım devraldı.
Köprülü ocağı, XVII. yüzyılın ikinci yarısında devleti ayakta tutan idare mektebiydi. Mustafa bu ocakta yalnızca okuma yazma öğrenmedi; divanın işleyişini, yazışmaların inceliğini ve bir sadrazamın günlük ağırlığını yakından gördü. Köprülü ailesi Arnavut kökenliydi ve Mustafa onların arasında Anadolu'dan gelen saf bir Anadolulu olarak tanındı. Çağdaşı olan Avrupalı gözlemciler onu kaba görünüşlü, bedenen güçlü, soğukkanlı ve mağrur biri olarak tarif eder. İçki içmediği, ipek giymediği, altın ve gümüş kullanmadığı da yazılır; Müslümanlık âdeti gereği olan bu yasaklar o dönemde pek de uygulanmıyordu.
Köprülü Ocağından Kaptan-ı Deryalığa
Köprülü Mehmed Paşa 1656'da sadrazam olunca Mustafa de onun maiyetine girdi. Kayınpederinin sadrazamlığı sırasında önce silahdarlık, sonra telhisçilik yaptı ve onunla birlikte Erdel seferine katıldı. Yanova'nın fethi müjdesini getirmesi üzerine IV. Mehmed tarafından ikinci mirahurluğa (mîrâhûr-ı sânî) tayin edildi; bu tayin 3 Zilhicce 1068 tarihlidir ve 1 Eylül 1658'e denk gelir. İki yıl kadar sonra Silistre beylerbeyi oldu. Edirne'den dönen Vâlide Turhan Sultan'a konakçılık hizmeti vererek İstanbul'a geldi, ardından vezirlik rütbesiyle Diyarbekir beylerbeyliğine gönderildi. Bazı kaynaklara göre vezir olduğunda yaklaşık yirmi beş yaşındaydı.
Köprülü Mehmed Paşa'nın ölümünden sonra sadrazamlığa oğlu Fâzıl Ahmed geçti. Çocukluk arkadaşı olan Mustafa Paşa onun döneminde kaptan-ı derya oldu ve 1661'den 1666'ya kadar dört yıldan fazla bu görevi sürdürdü. Sadrazam Uyvar seferine çıktığında kaptanıderyalıkla birlikte sadaret kaymakamlığını da yürüttü. Kaplan Mustafa Paşa'nın kaptan-ı derya olmasıyla elinde yalnızca vezirlik kaldı. Fâzıl Ahmed Girit seferine çıkınca, 9 Mayıs 1666'da yeniden kaymakamlığa getirildi ve bu görevi üç yıla yakın sürdürdü. Sadrazamın Girit'ten dönmesinden sonra onun yanında Kamaniçe seferine katıldı; kuşatma sırasında gösterdiği yararlıklar kayıtlara geçti. 18 Ekim 1672'de Lehistan'la imzalanan Bucaş Antlaşması'nın görüşmelerini yürüttü. Babadağı'nda bir süre sadrazamın yanında kaldı, sonra yine kaymakam tayin edildi ve Ağustos 1674'te kendisine gönderildiği Lehistan kalelerinden Human'ı (Uman) teslim aldı. 1675'te Edirne şenlikleri sırasında IV. Mehmed'in kızlarından Ümmü Sultan'a namzet oldu. Fâzıl Ahmed Paşa'nın hastalığı süresince ona vekâlet etti ve ölümü üzerine 28 Şaban 1087'de (5 Kasım 1676) sadrazam oldu. Bazı anlatımlarda tarih 3 Kasım olarak geçer.
IV. Mehmed'in ona mührü verirken kendisini mutlak vekil kıldığını ve Allah'ın kullarını ona emanet ettiğini söylediği aktarılır. Söz Osmanlı kroniklerinden derlenen biyografilerde yer alır ve birebir metni yerine anlamıyla önemlidir. Yaklaşık yedi yıl bir ay sürecek sadrazamlığın başında Mustafa Paşa, Köprülülerden iç ve dış meseleleri büyük ölçüde halledilmiş bir ülke devralmıştı. Sadarette kalabilmesini selefleri ayarında büyük başarılar elde etmesine bağladığı anlaşılır.
Sadrazamlık Dönemi
Ukrayna ve Çehrin Seferi
Dönemin ilk büyük meselesi Ukrayna Kazaklarının statüsüydü. Osmanlılar XVII. yüzyıl başından beri kuzeyde büyüyen Rus tehlikesine karşı Kazak hatmanlarını kullanmak istemiş, Doroşenko'yu Özü (Dinyeper) nehrinin iki yakasındaki Kazak topraklarının hatmanı yapmış ve merkezi Çehrin olan bir tampon beylik kurmuştu (1668). Doroşenko'nun Rusya'ya yönelip Çehrin'i Ruslara teslim etmesi (1675) bu düzeni bozdu. Osmanlı hükümeti, Kırım Hanı Selim Giray'ın desteğiyle önce Melek (Şeytan) İbrâhim Paşa'yı gönderdi; bu ilk sefer üç hafta sürdü, 6000 kadar Rus, Kazak ve Alman askerinin savunduğu sarp Çehrin Kalesi alınamadı ve çok sayıda top düşman eline geçti. Kara Mustafa Paşa, Leh elçisiyle görüşerek meseleyi barışla çözmeye çalışırken sefer hazırlıklarını da sürdürdü. Ordu 30 Nisan 1678'de yola çıktı; IV. Mehmed Hacıoğlupazarcığı'nda kaldı ve serdâr-ı ekrem olarak harekâtı Mustafa Paşa yürüttü.
Çehrin kuşatması 21 Temmuz 1678'de başladı. Üç yanı bataklıkla çevrili kaleye ancak bir taraftan yaklaşılabiliyordu. Kale yaklaşık 150 topla savunuluyor, Rus generali Romodanovski de yardıma gelip Tasma suyunun karşısında ordugâh kuruyordu. Bir gece Ruslar yirmi bin kadar askeri kaleye sokmayı bile başardı. Vezîriâzam otağındaki istişarede bazı komutanların muhalefetine rağmen kuşatmaya devam kararı alındı. Serdâr-ı ekremin soğukkanlılığı ve top savaşını başarıyla yürütmesi komutanların ve askerin moralini güçlendirdi. Sonunda kale duvarlarının altında açılan iki lağım patlatıldı, ardından genel bir hücum yapıldı ve Çehrin kuşatmanın 33. gününde, 21 Ağustos 1678'de alındı. Muhafazası zor olduğu için kale yıktırıldı, Özü kıyısında iki yeni kale yaptırıldı. Romodanovski ile yapılan büyük çarpışmada iki taraf da ağır kayıp verdi ve hiçbiri kesin üstünlük kuramadı; bozkırın lojistik güçlükleri Osmanlı ordusunu geri dönmeye zorladı. Ordu Kaniv'i kuşatmayla aldı. Kış yaklaşırken serdarlığı Kara Mehmed Paşa'ya devreden Mustafa Paşa Edirne'ye döndü ve padişah tarafından büyük iltifatla karşılandı. Çehrin'in Osmanlı hâkimiyetinde kalma süresi sekiz yıl kadar sürdü; bu yüzden sefer, zaferle sonuçlanmakla birlikte biraz gereksiz ve pahalıya mal olmuş sayılır.
Ruslar Özü'yü geçip yeniden saldırınca ikinci bir sefer kararlaştırıldı, fakat Osmanlı ordusunun hareketini haber alan Rus çarı Kırım hanı aracılığıyla barış istedi. Bahçesaray'da 1679'da başlayan görüşmeler 11 Şubat 1681'de IV. Mehmed'in onayıyla sonuçlandı. İlk Türk-Rus antlaşması sayılan bu metinle yirmi yıllık bir mütareke yapıldı, Özü nehri sınır kabul edildi, Kırım hanlarına verilen yıllık verginin aksatılmadan ödenmesi şart koşuldu. Özü ile Aksu arasında kale yapılmayacak, Kiev Ruslarda kalacaktı. Sonraki Kırım-Rus ilişkileri uzun süre bu antlaşmaya göre düzenlendi.
Macaristan ve Tököli
Mustafa Paşa'nın sadrazamlığının asıl belirleyici olayı, Osmanlı tarihi için dönüm noktası sayılan Viyana Kuşatması'dır. Bu kuşatmaya giden yol Macaristan'dan geçiyordu. Habsburg İmparatoru'nun Protestan Macarları ezmesi üzerine Macarların lideri İmre Tököli isyan etmiş ve Osmanlı himayesini istemişti. Fâzıl Ahmed Paşa, 1664'te imzalanan Vasvár Antlaşması'nı bozmak istemediği için bu talebe sıcak bakmamıştı. Kara Mustafa Paşa sadarete geçtikten kısa süre sonra Tököli'yi Orta Macar kralı ilan etti. Bundan cesaret alan Macar prensi Avusturya sınırlarında harekete geçti; orta Macaristan'da Kaşa, Eperyeş, Fülek, Eğri gibi yerler Osmanlı denetimine girdi. Bir rivayete göre Tököli, gönderdiği Macar altınlarıyla sadrazamın tam desteğini almıştı. Avusturya'nın bu konudaki şikâyetlerini vezîriâzamın padişahtan gizlediği de söylenir.
İmparator I. Leopold, Fransa ile savaş tehdidi altında olduğu için Osmanlılarla çatışmak istemiyordu ve Edirne'ye elçi göndererek henüz süresi dolmamış Vasvár Antlaşması'nın yenilenmesini istedi. IV. Mehmed de barıştan yanaydı. Buna karşılık otuz yıldır Avusturya ile savaş halinde olan Fransa, Osmanlıların barış yapmasını engelleyecek çalışmalar yürütüyordu. Kapıkulunun desteğine de dayanan Mustafa Paşa, Sen Gotar yenilgisini telafi etmek istediğini söyleyerek barışın yenilenmesine yanaşmadı. Hatta serhad boylarından Avusturya saldırılarına dair şikâyetnameler gönderttiği, Vanî Mehmed Efendi başta olmak üzere cami vaizlerini harekete geçirip kamuoyunu arkasına aldığı ve padişahı böylece ikna ettiği kaydedilir. Avusturya elçisi şeyhülislamdan "aman dileyene savaş açılmaz" yolunda bir fetva aldıysa da bunun sonuca etkisi olmadı. Şeyhülislamın bu görüşü, Osmanlı yönetiminin savaş konusunda ne kadar bölünmüş olduğunu gösterir.
Sadrazamın Kişiliği ve Rakipleri
Mustafa Paşa hakkında kaynaklar çelişkili tablolar çizer. Osmanlı kaynakları onu zeki, vakur, cesur, yetenekli bir asker ve iyi ahlaklı biri olarak tarif eder; aynı kaynaklar çok mağrur, inatçı, ikbale ve şöhrete düşkün olduğunu da yazar. Avrupalı elçiler daha sert yargılarda bulunur. Venedik balyosu onu "tamamen rüşvete açık, zalim ve haksız" diye niteler; İngiliz elçi John Finch hristiyan dünyasının "ağır bir baskıcısı" olduğunu yazar. Hollanda temsilcisi Justinus Colyer ise başlangıçta onu "pek hoş ve nazik bir yaratık" olarak tanıtır. Araştırmacı Merlijn Olnon bu farkı, sadrazamın Hollandalılara siyasi sebeplerle farklı davranmasına bağlar; Fransız savaşları bitip Hollandalılara özel muamelenin anlamı kalmayınca ilişki bozulmuştur. Aynı araştırmacıya göre onun Avrupa'daki kötü ünü, Osmanlı üstünlüğünü koruma çabasından ve hırslı yabancı bakanlarla çatışmasından kaynaklanıyordu.
İnadı, sertliği, kin tutuculuğu ve kalp kırıcılığı yüzünden yalnızca ordugâhta değil sarayda da güçlü düşmanları vardı. Başta gelenleri kızlar ağası Yûsuf ile mirahur Sarı Süleyman Ağa idi. Ömer Faruk Akün, Türkiyat Mecmuası'nda yayımladığı makalesinde, Mustafa Paşa ile Sarı Süleyman Ağa arasındaki mücadeleyi bir konuşma zaptına dayanarak incelemiştir. Kantemir'in, sadrazamın Alman imparatoru olmak ya da Sultan Mehmed'i devirip yerine geçmek istediğine dair verdiği bilgiler ise TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre mesnetsizdir.
Viyana Yolu
Savaş kararı alındıktan sonra ordu 21 Ocak 1682'de hareket hazırlığına geçti ve savaş 6 Ağustos 1682'de ilan edildi. IV. Mehmed, sadrazama Yanık (Győr) ve Komorn kalelerine kadar harekât yapma ve bunları kuşatma yetkisi verdi. Padişahın seferden beklentisi bu sınırlıydı. Mustafa Paşa ise Vasvár Antlaşması'nın süresi dolmadan çıkacağı seferle Osmanlı gücünü Avrupa'nın ortalarına kadar taşımayı ve Habsburg İmparatorluğu'nu ortadan kaldırmayı düşünüyordu. Seferberlik ile asıl yürüyüş arasında on beş aya yakın bir süre geçti; bu boşluk Viyana'nın savunmasını hazırlamasına, Leopold'un İmparatorluk içinde asker toplamasına ve Lehistan, Venedik ile Papa'dan oluşan bir ittifak kurmasına yetecek zamanı verdi. Leopold ile Lehistan arasındaki savunma ittifakı 1683 Varşova Antlaşması'yla bağlandı. Ordu 1683 baharında Edirne'den hareket etti.
Mayıs başında Belgrad'a ulaşıldı; IV. Mehmed de Belgrad'a kadar geldi. Erdel prensi Apafi ile Tököli'nin Macar kuvveti ordunun yanına katıldı, Kırım Hanı Murad Giray 27 Haziran 1683'te İstolni Belgrad'da orduya ulaştı. Burada toplanan meşveret meclisinde seferin hedefi tartışıldı. Herkes, hatta padişah bile, hedefin Yanık olduğunu sanıyordu. Reîsülküttâb Mustafa Efendi'nin de tahrikiyle sadrazam, bu kadar kalabalık orduyla önemsiz bir yer olan Yanıkkale'yi fethetmek yerine Viyana'nın kuşatılmasını önerdi. Anlatıldığına göre meclisi bir sessizlik kaplayınca en kıdemli vezir Sarı Hüseyin Paşa'ya "Ağzın bağlı mı, niye söylemezsin?" diye çıkıştı. Kırım Hanı Murad Giray ile Budin Valisi Uzun İbrâhim Paşa, önce Yanık ve Komorn'un alınıp ondan sonra Viyana'ya gidilmesini söyledi. Sadrazam bu ikisine düşman kesildi ve sefer aleyhinde söz söylenmesini yasakladı. Başka bir anlatıya göre kalenin teslimini reddeden Yanık komutanı karşısında ikinci bir meşveret toplayıp zaman kaybetmeden Viyana'ya gitmeyi savundu. Bu aşamada kaynaklar birbirinden ayrılır. Türkçe kaynakların çoğu hedef değişikliğinin Belgrad meşverette ve padişahın bilgisi dahilinde alındığını yazar. Bazı yabancı kaynaklar ise seferin IV. Mehmed'in haberi olmadan, sadrazamın kendi inisiyatifiyle yürütüldüğünü ileri sürer. Padişahın Viyana'ya gidildiğini öğrenince şaşkınlığını belirttiği aktarılır: kastımız Yanık ve Komorn idi, Beç Kalesi dilde yoktu, paşa bu sevdaya düşmüş, Allah kolaylık versin, ama önceden bildirseydi izin vermezdim.
Ordunun büyüklüğü tartışmalıdır. Bir hesap, yardımcı kuvvetlerle birlikte 350.000'i muharip, 150.000'i geri hizmet erbabı olmak üzere 500.000 kişiden söz eder; TDV bunun abartılı olduğunu belirtir. Silahdar Fındıklılı Mehmed Ağa, bu kalabalık içinde ganimet ümidiyle gelmiş çok sayıda manav ve bakkal gibi esnafın bulunduğunu yazar. Başka bir hesap 100.000-120.000'i anar; sadrazamın çadırında ele geçen savaş düzeni belgelerinden seferin başında 170.000 kişilik bir güç çıkar. Atatürk'ün 1933'te bir konferansta İstanbul'dan Viyana'ya 173.000 kişilik bir ordu yürütmenin tek başına devasa bir iş olduğunu söyleyerek Kara Mustafa Paşa'yı savunduğu aktarılır.
Vezîriâzam 19 Receb 1094'te (14 Temmuz 1683) Viyana önlerine geldi. İmparator Leopold şehrin savunmasını Kont Ernst Rüdiger von Starhemberg'e bırakıp Avusturya içlerine çekildi; Avusturya ordularının başkumandanı ise eniştesi Lorraine Dükü Charles idi. Karşılaştığı ilk muharebelerde Avusturya ordusu Kırım süvarisinin arkasına dolanması yüzünden bozguna uğrayıp Viyana'ya kadar çekilmişti. Şehirde garnizon sayısı kaynaklara göre 10.000 ile 20.000 arasında verilir. Saksonyalı mühendis Georg Rimpler savunmanın tahkimat çalışmalarını yönetti. Teslim teklifi reddedilince kuşatma başladı.
Kuşatma ve Kahlenberg
Kuşatma önceden planlanmadığı için büyük kuşatma topları götürülmemişti. Orduda büyük çapta gülle atabilen on dokuz kolunburna, bir miktar humbara havanı ve 120 kadar şâhî darbzen vardı; Avusturyalıların top gücü daha yüksekti. Serdâr-ı ekrem Viyana'nın hücumla değil, teslim yoluyla alınmasını istiyordu. Bu yetersizlik lağım ve siper savaşını iki ay sürüncemede bıraktı. Kuşatmanın iki ayı geçmesi askerde bıkkınlık yarattı; Avusturya'ya yardım ulaşırken Osmanlı ordugâhında yiyecek sıkıntısı başladı. Savunmanın mevcudu, gelen yardımlarla birlikte 100.000'i aşmıştı. Mustafa Paşa Yanıkkale civarında bıraktığı Uzun İbrâhim Paşa'nın hemen Viyana önlerine gelmesini emretti. 26 Ağustos'ta yaptığı büyük hücumla bazı tabyaları aldı, ancak şehir teslim olmadı.
Tam o sırada Lehistan Kralı III. Jan Sobieski'nin kalabalık bir ordu ve irili ufaklı 200 kadar topla yaklaştığı öğrenildi. Mustafa Paşa bu orduyu durdurma görevini Murad Giray'a verdi, ancak Kırım hanı vezîriâzamla arasındaki kırgınlık yüzünden ciddi bir harekâtta bulunmadı. Bir önceki günlerde yapılan toplantıda hanın, askerin ve topların Viyana önlerindeki siperlerden çıkarılıp yardım ordusuna karşı hazırlanmasını önerdiği, sadrazamın ise "varsun beygirlerini gütsün, ben gelen kâfiri çadır oğlanlarıma dahi tepeledirim" diyerek bu öneriyi reddettiği anlatılır. Meşverette bütün paşaların düşmanla savaşması, fakat siperlerdeki askerlerin kuşatmayı sürdürmesi kararlaştırıldı. Sobieski komutasındaki yaklaşık 100.000 kişilik kuvvet Kahlenberg dağını işgal ederek Osmanlı ordusunun arkasına geçti. Mustafa Paşa buna karşılık Kara Mehmed Paşa komutasında 6000 kadar çarhacı gönderdi; Uzun İbrâhim Paşa'ya 23.000 kişilik bir kuvvetle ordunun sağında Kahlenberg üzerinden geçen yolu tutma görevi verdi.
12 Eylül 1683
Savaş 12 Eylül sabahı başladı. Osmanlı ordusunun merkezinde serdâr-ı ekrem, sağında Uzun İbrâhim Paşa, solunda Murad Giray ile Sarı Hüseyin Paşa bulunuyordu. İlk olarak İbrâhim Paşa'nın kolu bozuldu. Hüseyin Paşa'nın kuvvetleri bir süre dayandı, ancak Kırım hanının beklenen yardımı gelmeyince bu kolda da panik başladı. Bunun üzerine Sobieski doğrudan merkeze yüklendi. Kara Mustafa Paşa beş altı saat dayandı, sağ ve sol cenahlar çöktükten sonra çekilmek zorunda kaldı. Ardından Viyana önündeki siperlerde bekleyen 30.000 kişilik kuvvetin çıkmasını emretti, fakat bunun faydası olmadı. Ölünceye kadar savaşmaya kalkıştığı, yakınlarının ikazıyla sancak-ı şerifi alarak Yanıkkale'ye çekildiği yazılır. Sancak-ı şerifin kurtarılmasında Kırım hanzadelerinden Hacı Giray'ın rolü anılır. Geride 300 kadar top, 15.000'e yakın çadır, sayısız savaş levazımı ve ordu hazinesi kaldı. Osmanlı kayıpları kuşatma boyunca en az 20.000 ölü ve en az 5.000 esir olarak tahmin edilir. Silahdar Mehmed Ağa bu bozgunu Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan beri yaşanan en büyük yenilgi olarak niteler.
Yenilginin sebepleri arasında Osmanlı ordusunun ateşli silahlardaki gelişmeleri izleyememesi, sefer organizasyonunun eski gücünde olmaması, ağır topun getirilmemesi, mevsimin geç oluşu, komutanlar arasındaki kırgınlıklar ve Kırım hanıyla sadrazamın kopan ilişkisi sayılır. Sorumluluğun ne kadarının sadrazama, ne kadarının onun etrafındakilere ait olduğu tarihçiler arasında hâlâ tartışılır.
Geri çekilen Mustafa Paşa Yanıkkale'ye gelince, ordugâhı herkesten önce terk eden Uzun İbrâhim Paşa'yı idam ettirdi; savaşta kusurlu gördüklerini de cezalandırdı. Murad Giray'ı hanlıktan azletti ve yerine II. Hacı Giray'ı getirdi. Ardından Budin'e geldi, durumu düzeltmeye çalıştı, sınır boylarındaki kalelere takviye kuvvetleri gönderdi. Komorn ve Estergon'a yönelik saldırılar üzerine Kara Mehmed Paşa komutasında 30.000 kişilik bir kuvvet yolladı (5 Ekim 1683). Aynı güz yaşanan Párkány muharebesi gidişatı değiştirmedi; pek çok değerli komutanın şehit düşmesi orduyu daha da zayıflattı. Budin'de üç hafta kaldıktan sonra kışı geçirmek üzere Belgrad'a döndü. Kanije ve Sigetvar kalelerine takviye gönderdi, ancak müstahkem Ciğerdelen ve Estergon kalelerinin Avusturyalıların eline geçtiği haberi geldi. Bundan sonra Osmanlı Avrupa'sında bir geri çekiliş süreci başladı; Kutsal İttifak savaşları 1699 Karlofça Antlaşması'na kadar sürdü, Macaristan'ın büyük bölümü, Mora ve Azak elden çıktı. Safevî İranı'nda Viyana yenilgisinin büyük kutlamalara yol açtığı, Şah Süleyman'ın Bağdat'a yürümeyi düşündüğü, fakat Safevî askerî gücünün zayıflığı yüzünden bundan vazgeçtiği de kaydedilir.
Belgrad ve İdam
Mustafa Paşa'nın niyeti kışı Belgrad'da geçirip orduyu toparlamak ve ilkbaharda Avusturya üzerine yeni bir sefere çıkarak bozguna karşılık vermekti. Sarayda ise rakipleri hazırdı. Bozgun haberi geldiğinde Yûsuf Ağa ile Sarı Süleyman Ağa'nın ellerine makramalar alıp döne döne oynadıkları nakledilir. Sadrazamın yetiştirmesi olan ve kaymakam olarak yerine bıraktığı Kara İbrâhim Paşa da sadrazamlık vaadiyle onlara katılmıştı. Hammer, öldürülen Uzun İbrâhim Paşa'nın eşi olan padişah kız kardeşini de bu cepheye ekler. Önce sadrazamına hilat ve kılıç gönderen IV. Mehmed, bunların entrikalarıyla onun aleyhine döndü ve katli için ferman çıkardı. Vakanüvis Râşid, bir süre önce idam edilen Uzun İbrâhim Paşa'nın bozgun suçlamasıyla böyle kudretli bir vezirin öldürülmemesi gerektiğini, ondan başka bir vezirin bu işi çözemeyeceğini söylediğini rivayet eder. Kimi anlatımlarda padişahın ikinci bir emirle idam kararını geri çektiği, ama emir ulaşmadan hükmün yerine getirildiği de söylenir.
Padişahın gönderdiği kapıcıbaşı ve cellatlar Belgrad'a vardı. 6 Muharrem 1095'te (25 Aralık 1683) Kara Mustafa Paşa Belgrad'da öldürüldü. Kaynaklara göre yüksek rütbeli devlet adamlarına uygulanan yöntemle, her iki ucundan birkaç kişinin çektiği ipek bir kementle boğuldu. Son anına dair anlatılar farklıdır. Bir anlatımda mührü isteyenlere "Emir padişahındır, buyurun" dediği, "Ölüm bize mi yazılmış?" diye sorduğu, ardından "Öyle ise Allah imandan ayırmasın" dediği, öğle namazını kıldığı, çevresindekilere dua etmelerini söylediği ve altındaki hasırın devlete ait olduğunu belirterek kanı bulaşmasın diye kaldırılmasını istediği aktarılır. Başka bir kayda göre son sözleri "Ölecek miyim?" ve "Allah'ın dilediği gibi" olmuştur. Bu sözlerden hangisinin birebir doğru olduğu belgelenemez; hepsi tanıklıkla aktarılmış anlatımlar olarak kalır.
Cesedinin nereye gömüldüğü konusunda da kaynaklar ayrılır. TDV, vücudunun Belgrad'daki sarayın karşısındaki caminin avlusuna, bir başka rivayete göre sur dışına defnedildiğini; başının ya da yüzülen kafa derisinin Edirne'ye getirilip Saruca Paşa Camii hazîresine gömüldüğünü yazar. Silahdar Mehmed Ağa ile Kantemir ise başının padişahın emriyle İstanbul'daki külliyesinde defnedildiğini belirtir. Viyana müzesinde Mustafa Paşa'ya ait olduğu iddia edilen bir kafatası da gösterilir. Bu üç anlatım tek bir hükümde birleştirilemez.
Kalan Mal ve Soyu
Ölümünün ardından 2.500 kese nakit ile 2.000 keselik mücevherata el konuldu. Belgrad'daki 491 keselik serveti, asker maaşı ve sefer giderleri için yeni serdar Bekrî Mustafa Paşa'ya verildi. İstanbul'da Süleymaniye'deki sarayı, Eyüp'teki yalısı ve bahçesi, Edirne'deki sarayı ve Timurtaş'taki çiftliği dışında Anadolu ve Rumeli'deki mülkleri çocukları Vezir Ali Paşa ile Fatma Hanım'a kaldı. "Maktulzâde" sıfatıyla anılan Ali Paşa çeşitli devlet görevlerinde bulundu. Fatma Hanım, Nevşehirli Damad İbrâhim Paşa'nın damadı Kaymak Mustafa Paşa'nın annesidir. Vakıfları Osmanlı'nın ve Cumhuriyet'in en büyük vakıflarından biri oldu ve torunları tarafından yirminci yüzyıla kadar yönetildi; Ahmed Asım Bey, oğlu Mehmed Nebil Bey ve onun oğlu, ressam Yılmaz Merzifonlu (1928-2010) bu zincirin son halkalarıdır. Adına aynı zamanda Kamaniçe, Çorum, Tokat, İzmir ve Halep'te vakıflar kuran Mustafa Paşa için, himayesinde bulunan Abdülbâki Ârif Efendi kasideler yazmıştır.
Merzifon'daki Eserleri
Kara Mustafa Paşa'nın hayır eserleri Merzifon'la sınırlı değildir. İstanbul'da Çarşıkapı'da başlattığı külliyenin yanı sıra Hocapaşa'da mescit ve han, Galata'da (Karaköy) cami, Kazlıçeşme civarında mescit ve çeşme, Süleymaniye'de çeşme, Topkapı surları dışında köşk ve bahçe, Eyüp sahilinde yalı ve bahçe, Kuruçeşme'de sayfiye yaptırdı. Cidde'de han, hamam ve cami, Kayseri İncesu'da cami, medrese, kütüphane, hamam ve kervansaray, Edirne'de saray ve çeşmeler de onun adıyla anılır. Vakfiye metinleri, bu yapıların İstanbul, İzmir, Halep, Mudanya, Cidde, Kayseri ve Merzifon'a yayıldığını gösterir. Merzifon'daki eserleri üzerine yazan Sultan Murat Topçu, Mustafa Paşa'nın Viyana yenilgisinin ardından idam edilmesi yüzünden bu imar faaliyetlerinin durduğunu, aksi hâlde Osmanlı döneminin en çok yapı yaptıran banilerinden biri olabileceğini yazar.
Merzifon Külliyesi
Merzifon'un tarihî dokusu Paşa'dan önce de zengindi. Dânişmendlilerden itibaren tipik bir Türk-İslâm şehri görünümü kazanan kasabada Muînüddin Pervâne Süleyman Camii (1265), Çelebi Sultan Mehmed Medresesi (1414), Çelebi Mehmed'in annesi Devlet Hatun'un 1419'da cami ve zaviyeyle birlikte yaptırdığı imaret ve Medreseönü Camii gibi yapılar vardı. Dolayısıyla Merzifon'a bir sadrazamın külliyesini eklemek, Amasya sancağının eski bir yerleşimine yeni bir ticaret merkezi katmak anlamına geliyordu. Paşa'nın 1666-1679 arasında yaptırdığı cami, han (Taşhan), bedesten, kütüphane, iki hamam ve dükkânlar kasabanın fizikî yapısında kalıcı bir iz bıraktı; bu eserlerin ve vakıfların su yollarının Merzifon'un sosyal ve ekonomik hayatında önemli değişiklikler doğurduğu belirtilir. Külliye Gazi Mahbub Mahallesi'ndedir.
Camiin ana kapısı üzerindeki kitabe yapım yılını hicrî 1077 (1666-67) olarak verir. Paşa Hamamı hicrî 1090'da (1679) tamamlanmıştır. Kitabesi bulunmayan öteki yapılar bu iki tarih arasında inşa edilmiştir. Hamamlardan biri külliyeden bir hayli uzakta, Hacı Bâlî Mahallesi'ndedir. Cami dikdörtgen planlıdır ve dış duvarları düzgün kesme taştan örülmüştür. Sivri kemerlerle birbirine bağlanan dört sütunun oluşturduğu son cemaat yeri üç gözlüdür ve ahşap tavanlıdır. İbadet mekânı büyük bir kubbeyle örtülüdür. Kubbenin sekizgen kasnağının köşe boşlukları, aynı şekilde sekizgen ağırlık kuleleriyle desteklenmiştir; kasnağın her yüzünde ikişer küçük pencere, beden duvarlarında üçü altta üçü üstte altışar pencere bulunur. İç mekânın kalem işleri XIX. yüzyıl özelliği taşır. Tek minareli yapının avlusuna açılan, Taşhan tarafındaki giriş kapısı derin bir kemerle çerçevelenir; kemer renkli taşlardan örülmüştür ve üzerinde küçük bir oda vardır. Avluda çapları yaklaşık üç metre olan iki yaşlı çınar durur.
Avlunun şadırvanı büyük ölçüde ahşaptır ve XIX. yüzyılda yapıldığı düşünülür. Sivri bakır külahı sekiz ahşap sütun taşır. Şadırvanın asıl dikkat çeken yanı, tavanındaki kalem işi süslemelerdir; aradaki tarih ve isimden bu süslemelerin 1875'te Zileli Emin tarafından yapıldığı anlaşılır. Üç sahne resmedilmiştir. Birincisi İstanbul'dur ve bakıldığında Galata ile Bayezid kuleleri, Haliç, Galata Köprüsü, Sultanahmet, Ayasofya ve Süleymaniye camileri ile Çemberlitaş seçilir. İkinci sahne Amasya'ya benzetilir; kale, nehirdeki su değirmenleri ve Bayezid Camii'ne benzeyen yapılar görülür. Üçüncü sahnenin Viyana önlerindeki Osmanlı ordusunu gösterdiği düşünülür; dönemin anlayışına uygun olarak insan figürü yoktur, yalnız patlayan toplar, silahlar ve çadırlar vardır. Resimleri çevreleyen altı kartuşta, sülüs hatla yazılmış bir hadis dolaşır: ölüm gelmeden önce namaza, ölüm gelmeden önce tövbeye acele edilmesini öğütler. Zileli Emin'in bu dünyasını ve Mustafa Paşa'nın şahsiyetiyle ilişkisini Bedrettin Tanman ayrıca incelemiştir. Taşhan ile bedesten caminin hemen yanında, şehir merkezindedir ve uzun süre ticaret ve konaklama için kullanılmıştır.
Vakıf kayıtlarına göre külliyede bunlardan başka mahkeme binası, bezirhane (yağhane), tabakhane, boyahane, beş çeşme, çok sayıda konut, ambar ve çevre duvarları da bulunuyordu; bugüne ulaşmamışlardır. Merzifon'da bir sıbyan mektebi ve kütüphane de vardı. İstanbul Çarşıkapı kütüphanesi için 1681 tarihli vakfiye şartları belirlenmiş, kitaplar önce Hocapaşa'daki bir binada tutulmuştur. Merzifon ve İncesu'daki cami kütüphaneleri de Paşa'nın adıyla anılır.
Su Yolları
Topçu'nun makalesi, Paşa'nın şehrin su sorununu çözmek için dağdan şehre su getirttiğini ve yol boyunca çok sayıda çeşme yaptırdığını bildirir. Makalede dağın adı Taşan Dağı olarak geçer, başka bir metinde Tavşan Dağı yazılır; adı kesin saymak mümkün değildir. Çeşmelerin büyük bölümü günümüze ulaşmamıştır, ana yapılar ise ayaktadır. Merzifon maddesi, kentin sosyal ve ekonomik değişiminde bu su tesislerinin payını açıkça vurgular.
İncesu Menzil Külliyesi
Kayseri'nin İncesu ilçesindeki külliye, 1670'te yaptırılan ve "menzil külliyesi" olarak anılan bir yol üstü kompleksidir. Kervansaray, 32 dükkânlı arasta, başlangıçta 15 öğrenci odalı medrese, sıbyan mektebi, hamam ve camiden oluşur. Vakıflar Genel Müdürlüğü 1972-1975 arasında restorasyon yapmış, külliye 1977'den beri tescillidir. Faruk Nafiz Çamlıbel'in "Han Duvarları" şiiriyle ilişkilendirilir. Bu eser, Mustafa Paşa'nın Merzifon'daki yatırımının tek başına kalmadığını, Anadolu'da bir yol ve ticaret ağı kurmaya çalıştığını gösterir.
İstanbul Çarşıkapı Külliyesi
İstanbul'daki külliye Divanyolu üzerindedir. Paşa Viyana seferinden önce (hicrî 1094 / 1683'ten önce) yapımına başlamış, oğlu Ali Bey hicrî 1102 (1690-91) yılında, mimar Hamdi eliyle tamamlamıştır. Medrese, derslik-mescit, sıbyan mektebi, çeşme, su haznesi, dükkânlar ve türbe ile hazireden oluşur. Kütüphanede yaklaşık 500 dinî ilim eseri vardı; bugün Beyazıt Devlet Kütüphanesi'ndeki koleksiyon 467 yazma eserden oluşur (8 Türkçe, 14 Farsça, 445 Arapça). Külliye 1837 ve 1894 depremlerinde zarar görmüş, 1953-54 yol genişletmesinde dükkânları yıkılmış ve çeşmesi doğuya taşınmış, Vakıflar Genel Müdürlüğü 1960-1964 arasında onarım yapmıştır. Bugün bölümleri İstanbul Fetih Cemiyeti ve Kubbealtı Akademisi gibi kurumlara tahsis edilmiştir.
Amasya Hafızasında Kara Mustafa Paşa
Merzifon Amasya'ya bağlı bir ilçedir; oradan çıkan sadrazam, Amasya topraklarının devletin en yüksek makamına ulaşmış evlatları arasında anılır. Köprülü Mehmed Bey'in Amasya sancak beyliği sırasında yetim bir çocuğu himayesine alması, bu şehrin onun hikâyesinde oynadığı rolü de açıklar. Doğduğu köy bugün onun adını taşır, camisi hâlâ ibadete açıktır ve Merzifon'un simge yapılarından biridir. Taşhan ile bedesten şehrin merkezinde durmaya devam eder.
Modern Türk tarihçiliğinde Kara Mustafa Paşa'ya bakış dengelidir. Kimi araştırmacılar onu yetenekli bir komutan, kimileri atılgan ve ihtiyatsız bir serdar olarak değerlendirir. Roman, piyes ve operaya konu olmuş, hakkında çok sayıda yerli ve yabancı çalışma yapılmıştır. Avrupa'daki olumsuz imajının bir bölümünün Osmanlı üstünlüğünü korumaya çalışan bir bakanın yabancı diplomatlarla çatışmasından doğduğu da ileri sürülmüştür. Kendi memleketinde ona yine "Merzifonlu" denmeye devam eder.
Kronoloji
1634-35 (H.1044): Marınca (bugünkü Karamustafapaşa) köyünde doğar. Babası sipahi Oruç Bey'dir.
1638: Babası Bağdat kuşatmasında şehit düşer; Köprülü Mehmed Bey'in himayesine girer.
1658 (1 Eylül): İkinci mirahurluğa getirilir.
1659-60 civarı: Silistre beylerbeyi olur, ardından Diyarbekir beylerbeyi (vezir).
1661-1666: Kaptan-ı derya olarak görev yapar.
1666 (9 Mayıs): Sadaret kaymakamlığına getirilir.
1666-67 (H.1077): Merzifon Camii'nin kitabe tarihi.
1670: İncesu menzil külliyesi.
1672 (18 Ekim): Lehistan'la Bucaş Antlaşması görüşmelerini yürütür.
1674 (Ağustos): Human (Uman) kalesini teslim alır.
1676 (5 Kasım; bazı anlatımlarda 3 Kasım): Sadrazam olur.
1678 (21 Temmuz-21 Ağustos): Çehrin kuşatması ve kalenin alınışı.
1679 (H.1090): Paşa Hamamı tamamlanır.
1681 (11 Şubat): Bahçesaray Antlaşması onaylanır.
1681: İstanbul Çarşıkapı kütüphanesi vakfiyesi.
1682 (6 Ağustos): Habsburglara savaş ilan edilir.
1683 (14 Temmuz): Viyana kuşatması başlar.
1683 (12 Eylül): Kahlenberg'de yenilgi.
1683 (25 Aralık): Belgrad'da idam edilir.
1690-91 (H.1102): Çarşıkapı külliyesi oğlu Ali Bey tarafından tamamlanır.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Abdülkadir Özcan, "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, 2004, s. 246-249 (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
- "Çehrin Seferi", "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Külliyesi" (İstanbul, İncesu, Merzifon) ve "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Kütüphanesi", TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
- "Merzifon" maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
- Sultan Murat Topçu, "Kara Mustafa Paşa'nın Merzifon'daki İmar Faaliyetleri", TÜRKAV Kamu Yönetimi Enstitüsü Sosyal Bilimler Dergisi, c. 2, sy. 2, 2022, s. 87-122 (DergiPark). dergipark.org.tr
Resmî kaynaklar
- Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii, Kültür Portalı (kulturportali.gov.tr), Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü kaynağı. kulturportali.gov.tr
- Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Osmanlı Tarihi Ansiklopedisi ve ADEMDER biyografi sayfası; "Batı'da Kara, Türkiye'de Merzifonlu, öldürülmesinden sonra ise Maktul", Dünya Bizim Kültür Portalı.
Diğer kaynaklar
- Ömer Faruk Akün, "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ve Mîrâhur Sarı Süleyman Ağa Mücâdelesi ile İlgili Bir Konuşma Zabtı", Türkiyat Mecmuası, c. 19, 1980, s. 3 vd.
- Kara Mustafa Paşa Külliyesi (İncesu) ve Kara Mustafa Paşa Camii ve Külliyesi, Türkiye Turizm Ansiklopedisi.
- "II. Viyana Kuşatması" ve "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa", Türkçe Vikipedi; "Kara Mustafa Pasha", English Wikipedia (yalnızca yardımcı kaynak). tr.wikipedia.org
- Merlijn Olnon, "'A Most Agreeable and Pleasant Creature'? Merzifonlu Kara Mustafa Paşa in the Correspondence of Justinus Colyer (1668-1682)", Oriente Moderno, 83/3, 2003, s. 649-669.









