Amasyalıdır. Evlâd-ı Selçûkiyyeden “Yardım Çelebi” demekle [47] meşhûr Esed Şâh bin Hâce Mes’ûd’un mahdûm-ı güzînidir. “Hâce Sultânoğlu” denirken sonradan “Yardımzâde”likle iştihâr etdi.

Gençliğinde sûret ve sîreti pek güzel bir mahbûb-ı dil-firîb olduğundan Amasya vâlisi Şehzâde Sultân Mustafa sarayına alındı. Amasya sarayında ta’lîm ve terbiye görüp Amasya hattâtlarından hutût-ı mütenevviayı öğrendi. Hattı da pek güzel oldu.

Şehzâde Sultân’ın divân kâtiblerinden ve musâhiplerinden iken 960 senesi şevvâlinde müşârün-ileyhin şahâdeti üzerine bir buçuk yıl kadar menkûb kaldı. Ba’dehû Sultân Süleyman’ın Amasya’ya gelişinde afv ve iltifâta nâil olup zeâmetle taltîf edildi.

Hacı Hamza Mahallesi’ndeki konağında ikâmet, ceddi Hâce Sultân zâviyesi vakfına nezâret ederek sonra vakfın mütevellîsi oldu. Zeâmet ve tevliyet vezâifini ve Yörgüç Paşa Câmii civârındaki cesîm bahçesi vâridâtını hüsn-i idâre ederek kerîmâne yaşadı. 1000 târihinden sonra [48] vefât etdi.

Güzel dîvânî yazar, hattât, müeddeb hânedân bir zât idi. Bütün usûl ve harekâtı sancak beylerinin nazar-ı dikkatinden kaçmazdı. Oğulları Sefer Şâh, İskender Şâh beylerdir. İskender Şâh genç iken bilâ-veled vefât etdi. Sefer Şâh da erbâb-ı isyâna karıştığından bütün sülâlesi kesildi. Hâce Sultân zâviyesi vakfının tevliyeti ulemâ ve meşâyihe, sipâhilere verildi.