Karesi (Balıkesir)lidir. Evâ‘il-i hâlinde bir müddet Balıkesir ulemâsından tahsîl-i ulûm edib sonra İstanbul’a gitdi. Burada ikmâl-i tahsîl ederek tedrîse icâzet alıp ders-i âm ve ba’zı ulemâdan mülâzım olduğu münâsebetle ba’zı medârise müderris oldu.
1003 muharreminde Trabzon Hâtunîye müderrisi ve müftüsü olup dört yıldan sonra 1007 rebîülâhirinde azle düçâr oldu. Senesi zilka’desinde Manisa ve yedi ay sonra 1008 cumâdelâhiresinde sânîyen Trabzon mütfüsü olduysa da kabûl etmediğinden yerinde kaldı.
1009 rebîülevvelinde vazîfesi yevmî altmış akçeye terfi’edilerek tekrar Trabzon Müftüsü oldukda kabûl edib gitdi. Tam beş yıl iftâdan sonra 1014 rebîülevvelinde emîr Sahîb-i Tâc Efendi yerine terfîan Amasya müftüsü olduğu halde Amasya’ya geldi. Fakat bir ay sonra vefât etdi.
Çünkü Trabzon’da vâlî olan Murad Hânlı Mustafa Paşa’nın [78] zâlim, fermân tanımaz bir âsî olduğunu Sultân Ahmed Hân’a istifsâra cevâben bildirmişdi. Paşa bu ma’rûzatına vâkıf oldukda i’dâmını tasmîm eylediğinden gece Trabzon’dan kaçıp Amasya’ya ilticâ ve ahvâlini dergâh-ı sultânîye arz etmişdi.
Bu esnâda Amasya müftüsünün vefâtı üzerine Amasya müftülüğüne ta’yin edildiyse de can korkusundan hasta olup bir ay sonra dâr-ı naîme rihlet etdi. Âlim, gâyet sâlih, afîf, nezîh bir zât idi. Trabzon’dan gönderdiği mâruzâtında “Şücâeddîn bin Mustafa” diye imzâsı görüldü.¹²³