Amasyalıdır. Mehmed Çelebi mahdûmu ve şuarâdan Şermî Osmân Çelebi birâderidir. İki birâder Hatîb Kasım Efendi’nin halka-ı tedrîsinde tahsîl-i maârif ve hattât-ı meşhûr Hamdullah Efendi’den hutût-ı mütenavviayı ahz ü temeşşuk ederek ketebeden oldu.

Amasya’da Şehzâde Âlemşâh’ın dâiresine intisâb edib 896’da müşârün-ileyh Saruhan vâlîsi oldukda kâtib-i divânî olarak beraber gitdi. 908’de Şehzâde-i müşârün-ileyhin irtihâli üzerine mahdûmu Osmân Bey’e divân kâtibi oldu.

918’de Sultân Selîm Hân’ın cülûsunda Şehzâde Osmân Bey’in şehîden vefâtı üzerine Amasya’ya gelip kûşe-i inzivâya çekildi. 920’de Sultân Selîm Amasya’ya geldikde kendisine tekâüd vazîfesi tahsîs eylediğinden ihtiyâçdan kurtuldu. 925 hudûdunda vefât etdi. [565]

Sûretde güzel, zihn ü zekâda bî-bedel, ilm ü inşâ ve edebi mükemmel idi. “Sûr-ı Mekâtib” adlı münşeâtı ve divân-ı şiiri vardır. Latîfî Çelebi Tezkîre-i şuarâ’sında ve Münirî Efendi de Münşe’ât’ında medh ü senâ etmekdedirler. Lâtifî diyor ki bu matla onundur:

Neylerim ol bezmi k’ânun sâki-i meh-rûsı yok
Ya şu meclisden n’olur ki mutrib-i hoş-gûsı yok

Sûr-i Mekâtîb’in dibâce-i manzûmesi de şudur:

Selâmı çün nesîm-i sünbül ü gül
Peyâmı çün nevâ-yı sâz-ı bülbül
Kad-i hûbân gibi mevzûn duâlar
Had-i cânân-sıfat rengîn senâlar
Dahî mihrî gibi envâ’-ı eşvâk
Dil ü candan nitekim aşk-ı uşşâk