Özgün Metin
Tövbe yâ rabbi hatâ râhına gittiklerime
Bilip ettiklerime bilmeyip ettiklerime
Günümüz Türkçesiyle
1. Ya Rabbi, hata yolunda yürüdüğüm adımlardan, bilerek yaptıklarımdan da bilmeden yaptıklarımdan da tövbe ediyorum.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beyit, Merzifonlu Zeyniyye şeyhi Abdürrahîm-i Rûmî'den bugüne ulaşan tek parçadır. Nihat Azamat'ın TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesi, şeyhin bu beyitle şöhret kazandığını söyleyerek onu aktarır; beytin hangi eserden ya da mecmuadan alındığını belirtmez. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'ndeki maddede beyit yer almaz. Bu yüzden bir gazelin matlaı mı, bir ilahinin ilk beyti mi, yoksa başlı başına söylenmiş bir beyit mi olduğu bilinmiyor. İki mısra da aynı sesle bittiği için matla biçimindedir. Redif "-tiklerime" ekidir; kafiye "gittiklerime" ile "ettiklerime" kelimelerindeki "-t" sesine dayanır. Kaynak vezni göstermez. Bizim okumamıza göre beyit, remel bahrinin "Fâ'ilâtün (Fe'ilâtün) fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün" kalıbına uyar. İkinci mısrada "bilip ettik" ve "bilmeyip ettik" sözlerinde ünsüzle biten kelimenin ünlüyle başlayan kelimeye bağlanması (vasl), "-lerime"deki son hecelerde de imale gerekir. Bu tespit bizimdir.
Anlam ve Söz Sanatları
Beytin konusu tövbedir ve söz bütünüyle Allah'a yöneltilmiştir. İlk mısra, hatayı bir yol olarak düşünür: insanın yanılgıları, üzerinde yürüdüğü bir "hatâ râhı"dır ve tövbe, bu yolda atılmış adımların tek tek geri alınması dileğidir. Yol imgesi tasavvuf dilinde sülûk, yani manevî yolculuk düşüncesine de yakındır. İkinci mısra beytin asıl yükünü taşır ve iki zıt kelimeyi, "bilip" ile "bilmeyip" sözlerini yan yana getirerek tezat sanatını kurar. Aynı "ettiklerime" kelimesinin iki kez tekrarlanması bu karşıtlığı daha da belirginleştirir. Şair, bilerek işlenen günahı da farkına varmadan işleneni de aynı tövbenin içine alır. Bilerek ya da bilmeyerek işlenen günahlardan af dilemek, Türkçe tövbe dualarında sık geçen bir anlatımdır; beytin yaygınlık kazanmasında bu tanıdık söyleyişin payı olabilir. Bu son değerlendirme bizim gözlemimizdir.
Beyitte divan şiirinin süslü mazmunları yoktur. Dil sade, kelimeler gündelik konuşmaya yakındır; Arapça ve Farsça unsur olarak yalnız "tövbe", "hatâ" ve "râh" kelimeleri vardır. Bu sadelik, Mecdî Mehmed Efendi'nin şeyh için söylediği sözlerle uyuşur: Hüsameddin'in aktardığına göre şeyh, coşkunun galip geldiği zamanlarda Rûmî mahlasıyla Türkçe şiirler söyler, bu yanık şiirlerle dinleyenleri "yakar, yandırır" idi.
Tarihî Bağlam
Şeyh Abdürrahîm, Sühreverdiyye'nin Zeyniyye kolunun kurucusu Zeynüddin el-Hâfî'den 832 (1428-29) yılında icazet almış ve şeyhinin emriyle Merzifon'a dönerek burada irşatla meşgul olmuştur. Kaynaklarda Dîvançe-i İlâhiyyât adlı bir ilahiler derlemesi ile Işknâme adlı bir eseri anılır; ilahiler kayıptır, Işknâme'nin ise yayımlanmış bir metnine ulaşılamamıştır. Beytin ne zaman ve hangi vesileyle söylendiği bilinmiyor. Şeyhin hayatı, Hâfî'nin yanındaki yılları ve ölüm tarihi tartışması için Rûmî (Şeyh Abdürrahîm-i Merzifonî) yazısına bakılabilir.
Kaynakça
- Nihat Azamat, "Abdürrahîm-i Rûmî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 1, İstanbul 1988, s. 293. https://islamansiklopedisi.org.tr/abdurrahim-i-rumi
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 11, s. 489-491 (e-kitap s. 509). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page509.html
Çevrimiçi kaynaklar

