Şeyh Abdürrahîm-i Merzifonî, XV. yüzyılın ilk yarısında Merzifon'da yaşamış bir mutasavvıf ve şairdir. Sühreverdiyye tarikatının Zeyniyye kolunu Anadolu'ya taşıyan ilk halifelerden biridir ve şiirlerinde "Rûmî" mahlasını kullandığı için Abdürrahîm-i Rûmî diye de tanınır. Merzifon'da doğmuş, Mısır'da ve Horasan'da Zeynüddin el-Hâfî'nin yanında yetişmiş, şeyhinin emriyle memleketine dönerek ömrünün kalanını burada irşatla geçirmiştir. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar Amasya Tarihi'nde onu Amasya sancağının yetiştirdiği büyük şeyhler arasında anar. Türkçe ilahi ve şiirlerinden bugüne yalnız bir beyit ulaşmıştır: "Tövbe yâ rabbi hatâ râhına gittiklerime / Bilip ettiklerime bilmeyip ettiklerime". Şeyhin Merzifon'daki yeri ve çevresi, sitedeki Merzifon'un ünlü şahsiyetleri ve Merzifon'da ilim ve eğitim tarihi yazılarında da anlatılmıştır.
Hüsameddin'in Kaydı
Hüsameddin, Amasya Tarihi'nin on birinci cildinde şeyhi "Abdürrahîm Çelebi-Mevlânâ Nizâmeddîn" başlığıyla verir:
Merzifon emîri "Sarı Dânîşmend" demekle meşhûr Abdülazîz Bey bin Halil Bey'in mahdûmudur. Buna "Sarı Emîr Aziz" denmişdi. Merzifon'da doğdu. Bir müddet Amasya ulemâsından tahsîl gördü. Ba'dehû Şeyh Zeynüddîn Hâfî Hazretleri'nin Arabistan'a hareket etdiğini işitip Mısır'a giderek müşârün-ileyhin sohbetiyle müşerref oldu. Şeyhiyle beraber Hicâz'a, ba'dehû Hâf'a gidip beş yıl kadar hizmetinde bulunarak iktisâb-ı füyûzât etdi. Her vecihle tekemmül ederek icâzet ve hilâfet alıp vatanına avdet etdi. Merzifon'da Devlet Hâtun zâviyesi şeyhi olup 835'de yevmî beş akçe vazîfe aldı. İkinci Sultân Murad Hân müşârün-ileyhin zühd ve kemâlini, fazl ve takvâsını işitip kendisine teveccüh ve hüsn-i i'tikâd eylediğinden vazîfe-i yevmîyesini artırmak istedi. Hazret bu fazladan ancak üç akçeyi kabûl edib 840'da vazîfesi sekiz akçeye çıkarıldı. İmâret-i sultânîyeden de senevî on müd buğday verildi. Bu mikdâr vazîfe ve galle ile kefâf-ı nefs ederek halkı irşâd ve ibâdete hasr-ı evkât edib 863 senesi muharreminin evâilinde vefât etdi. Merzifon'da Devlet Hâtun Zâviyesi bahçesinde medfûndur. Târih-i vefâtı "Şakâyık" ve "Sicil"de yoktur.
Günümüz Türkçesiyle: Şeyh, "Sarı Dânişmend" diye tanınan Merzifon emîri Abdülaziz Bey'in oğludur; babasına "Sarı Emîr Aziz" de denirdi. Merzifon'da doğdu, bir süre Amasya âlimlerinden ders aldı. Sonra Zeynüddin Hâfî'nin Arap diyarına yola çıktığını duyunca Mısır'a gidip onun sohbetine katıldı. Şeyhiyle birlikte Hicaz'a, ardından Horasan'daki Hâf'a gitti ve beş yıl kadar hizmetinde bulunarak manevî feyiz kazandı. Her bakımdan olgunlaşınca icazet ve hilafet alıp memleketine döndü. Merzifon'da Devlet Hatun zaviyesine şeyh oldu ve 835 (1431-32) yılında kendisine günlük beş akçe tahsis edildi. II. Murad onun zühdünü ve faziletini duyup kendisine yakınlık gösterdi ve gündeliğini artırmak istedi; şeyh bu artıştan yalnız üç akçeyi kabul etti ve 840'ta (1436-37) gündeliği sekiz akçeye çıkarıldı. Sultan imaretinden de yılda on müd buğday verildi. Bu gündelik ve tahılla geçinerek vaktini halkı irşada ve ibadete verdi; 863 yılı Muharreminin başlarında vefat etti. Merzifon'da Devlet Hatun Zaviyesi'nin bahçesinde gömülüdür. Ölüm tarihi Şakâyık'ta ve Sicill-i Osmânî'de yoktur.
Hüsameddin ölüm tarihini iki belgeye dayandırır. Fatih Kütüphanesi'nde 4221 numarada kayıtlı Târih-i Sultân Süleyman adlı kitabın arkasında, şeyhin 863 Muharreminin başında öldüğünü bildiren Arapça bir not görmüştür; mezar taşında da aynı ibarenin yazılı olduğunu söyler. Maddenin devamında şeyhin âlim, zahit, kerametine inanılan bir kişi olduğunu, Merzifon'daki kabrinin halkın ziyaretgâhı olduğunu ve "âşık meşrep olup Rûmî mahlas ile eş'âr ve ilâhiyât" söylediğini yazar. Hüsameddin aynı ciltte babası Abdülaziz Bey için ayrı bir madde de açmıştır. Buna göre Abdülaziz Bey Amasyalıdır, Kutlu Beyzâde Hayreddin Halil Bey'in oğludur, önce dânişmend iken Şâdgeldi Paşa'nın emirliği sırasında emîr olmuş, Taşanoğullarıyla yapılan savaşlarda sadakat göstererek Merzifon emîri olmuş ve 818 (1415-16) dolaylarında ölmüştür. Hüsameddin bu maddeyi "Mahdûmu Abdürrahîm Merzifonî'dir" cümlesiyle bitirir.
Hayatı
Abdürrahîm'in doğum tarihi bilinmez. Hüsameddin'in kaydı ile Nihat Azamat'ın TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesi yolculuğun ana çizgisinde birleşir: ilk tahsil Merzifon'da ve Amasya'da, ardından Mısır'da Zeyniyye'nin kurucusu Zeynüddin el-Hâfî'ye (ö. 838/1435) intisap, şeyhle birlikte Horasan'a gidiş ve orada birkaç yıl kalış. Hâfî'nin ona verdiği 832 (1428-29) tarihli Arapça icazetnamenin metni, Lâmiî Çelebi'nin Nefehâtü'l-üns tercümesinde yer alır. Ahmet Suphi Furat'ın aktardığına göre bu belgede şeyhin okuduğu ve okutma izni aldığı kitaplar sayılır; Hâfî'nin Vesâyâ-yı Kudsiyye'si ile Şehâbeddin es-Sühreverdî'nin İ'lâmü'l-hüdâ ve Avârifü'l-meârif'i bunlar arasındadır. Furat, Kefevî'nin Hanefî fakihleri tabakatında şeyhin "eş-Şeyh el-Ârifbillâh b. el-Emîr el-Merzifonî" diye anıldığını da belirtir.
Kaynaklarda en çok tekrarlanan söz, Hâfî'nin müridini Anadolu'ya gönderirken söylediği cümledir. Azamat bunu "Bir aşk kütüğü yaktık, diyâr-ı Rûm'a attık" diye verir; Mecdî Mehmed Efendi'nin Şakâyık tercümesinden aktaran Hüsameddin'de ise Hâfî, şeyhi Rum diyarına gönderdiğinde "o ilahî aşk ateşinin mazharıyla bu memleketlere ateş saldım" demiştir. Reşat Öngören'in Zeyniyye maddesine göre Abdürrahîm 832'de Horasan'dan Merzifon'a gelerek tekkesini kurmuş, buradaki faaliyetleri sırasında II. Murad'dan maddi destek görmüş, İstanbul ve Edirne gibi şehirleri de dolaşmıştır. Müritleri arasında Hayâlî lakaplı Şemseddin Ahmed ile Kutbüddinzâde İznikî gibi Osmanlı âlimleri vardır. Öngören, Taşköprizâde'nin bir rivayetini de aktarır: şeyh, Ali adlı bir halifesiyle fetihten önce İstanbul'a gitmiş, Ayasofya'daki rahiplerle dinî tartışmalar yapmış ve bunun sonunda gizlice Müslüman olan kırk rahipten altısı fetih sırasında hâlâ hayattaymış. Bu bir menkıbe olarak okunmalıdır.
Hüsameddin'in rakamları, II. Murad'ın şeyhe gösterdiği ilgiyi somut biçimde ortaya koyar: 835'te günlük beş akçe, 840'ta sekiz akçe ve sultan imaretinden yıllık buğday. Şeyhin teklif edilen artışın ancak bir kısmını kabul etmesi, onun hakkındaki zühd anlatısının bir parçası olarak aktarılmıştır. Merzifon'un öteki büyük dervişi Pîrî Baba ile ilişkisi de Hüsameddin'de kayıtlıdır. Buhara'dan gelen Pîrî Ahmed Baba, II. Murad devrinde Merzifon'a yerleşip "eş-Şeyh Abdürrahîm Merzifonî hizmetinde" bulunmuş, 863'te şeyh ölüp yerine halifesi Ali Çelebi geçince Amasya valisi Şehzade Bayezid, yani sonraki II. Bayezid, Pîrî Baba için ayrı bir zaviye yaptırmıştır. Bu ilişki için sitedeki Pîrî Baba Türbesi yazısına bakılabilir.
Amasya ile Bağı
Abdürrahîm Merzifon'da doğmuş, bir süre Amasya âlimlerinden okumuş ve hayatının büyük kısmını bugün Amasya iline bağlı Merzifon'da geçirmiştir. Babası Hüsameddin'e göre Amasyalı bir aileden gelen Merzifon emîridir. Hüsameddin onu Amasya sancağının âlim ve şeyhleri arasında saymakla kalmaz, soyunu da kuşak kuşak izler. Oğulları Lutfullah ve Abdullah Çelebiler de tanınmış âlim ve şeyhlerdir. Lutfullah Çelebi'nin oğlu Şeyh Cemâleddin Mehmed Çelebi ile onun oğlu Ayasofya vaizi Abdurrahman Efendi, Abdullah Çelebi'nin oğlu Kutbüddin Mahmud Efendi de ünlü âlimler arasında anılır. Nihad M. Çetin'in aile hatırasına dayanan bir yazısına göre XVII. yüzyıl saz şairi Gevherî ile oğlu Ahmed Efendi de Merzifon'da Abdürrahîm-i Rûmî Türbesi'nin hazîresinde gömülüdür; bu bilgi başka bir kaynakla doğrulanmamıştır. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'nün Berin Taşan maddesi, Merzifonlu şair ve hukukçu Taşan'ın on altıncı kuşaktan dedesinin Şeyh Abdürrahîm Rûmî olduğunu yazar. Taşan, şeyh hakkında 1975'te İzmir'de müstakil bir kitap yayımlamıştır.
Şiiri
Hüsameddin'in aktardığı Mecdî cümlelerine göre şeyh, coşkunun ve aşk ile şevkin galip geldiği zamanlarda Rûmî mahlasıyla Türkçe şiirler söyler, bu yanık şiirlerle dinleyenleri "yakar, yandırır" ve aşk ehlini "şem'-i dilsûz gibi", yani gönül yakan mum gibi canından usandırırdı. Mahlasın Hâfî'nin "diyâr-ı Rûm" sözüyle örtüşmesi dikkat çekicidir; bu iki şey arasında bir bağ olup olmadığını kaynaklar söylemez, ilgi bizim gözlemimizdir.
Azamat'ın maddesine göre şeyhe İrşâdü'l-enâm, Vesâyâ, Dîvançe-i İlâhiyyât ve Işknâme adlı eserler nispet edilir; bunlardan yalnız Işknâme günümüze ulaşmıştır ve İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde Türkçe Yazmalar 1359 numarada kayıtlıdır. İlahilerini topladığı anlaşılan Dîvançe kayıptır. Işknâme'nin bir neşrine ya da metnini aktaran bir yayına ulaşılamamıştır; Berin Taşan'ın kitabı da görülemedi. Bu yüzden şeyhin şiirinden bugün okunabilen tek örnek, Azamat'ın onunla şöhret kazandığını söylediği beyittir. Beyit bu kategoride ayrı bir sayfada özgün metni, günümüz Türkçesi ve yorumuyla verilmiştir: "Tövbe yâ rabbi hatâ râhına gittiklerime". Hüsameddin bu beyti aktarmaz.
Ölüm Tarihi ve Kaynakların Durumu
Şeyhin ölüm tarihi kaynaklarda farklı verilir. Azamat, maddesinde "muhtemelen 850 (1446)" der ve bu tarihi kesin saymaz. Hüsameddin ise 863 Muharreminin başını, yani 1458 yılının Kasım ayını verir ve bunu hem bir yazma kitabın arkasındaki notla hem de mezar taşındaki ibareyle destekler. Hüsameddin'in Pîrî Baba maddesi de şeyhin ölümünü 863'e koyar ve yerine halifesi Ali Çelebi'nin geçtiğini, bunun ardından Şehzade Bayezid'in Pîrî Baba için zaviye yaptırdığını anlatır. Bayezid'in Amasya'ya 860'ta geldiğini söyleyen bu anlatı 863 tarihiyle uyumludur. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'nün Berin Taşan maddesindeki "1350-1458" tarihleri de ölüm yılında Hüsameddin'le birleşir; ancak 1350 doğum yılı, Hâfî'ye 1420'li yıllarda intisap eden bir müridin yaşıyla bağdaşmaz ve kaynağı belirtilmemiştir. Sitedeki iki Merzifon yazısı 850 tarihini esas almıştır; bu sayfada iki tarih yan yana verilmiş, mezar taşına dayanan 863 tarihi daha güçlü görülmüştür.
Zaviyenin adı da kaynaklarda farklıdır. Hüsameddin şeyhi Devlet Hatun zaviyesinin şeyhi yapar ve onu bu zaviyenin bahçesine gömer; Öngören ise şeyhin Merzifon'a gelince kendi tekkesini kurduğunu yazar. İki bilgi aynı yapıyı anlatıyor olabilir, bunu kesinleştirecek bir belge görülmedi. Bugün Merzifon'da şeyhin adıyla anılan bir türbe bulunur.
Kronoloji
818 (1415-16) dolayı: Babası Merzifon emîri Abdülaziz Bey ölür (Hüsameddin).
832 (1428-29): Zeynüddin el-Hâfî, Abdürrahîm'e icazetname verir.
835 (1431-32): Merzifon'da Devlet Hatun zaviyesi şeyhi olarak günlük beş akçe alır (Hüsameddin).
838 (1435): Zeynüddin el-Hâfî ölür.
840 (1436-37): Gündeliği sekiz akçeye çıkarılır (Hüsameddin).
850 (1446): TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre muhtemel ölüm yılı.
Muharrem 863 (Kasım 1458): Hüsameddin'e ve mezar taşına göre ölümü.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 11, s. 489-491 (e-kitap s. 509). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page509.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 11, s. 519 (Abdülazîz Bey maddesi; e-kitap s. 518). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page518.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 7, s. 627-628 (Pîrî Ahmed Baba maddesi; e-kitap s. 453). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page453.html
Akademik çalışmalar
- Nihat Azamat, "Abdürrahîm-i Rûmî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 1, İstanbul 1988, s. 293. https://islamansiklopedisi.org.tr/abdurrahim-i-rumi
- Reşat Öngören, "Zeyniyye", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 44, İstanbul 2013, s. 367-371. https://islamansiklopedisi.org.tr/zeyniyye
- Ahmet Suphi Furat, "XV. ve XVI. Yüzyıllarda Merzifon'da Yetişmiş İlim Adamları", İslam Tetkikleri Dergisi, 10(1), 2020, s. 27-41. https://doi.org/10.26650/iuitd.2020.689969
Kitaplar
- İsa Koyuncu, "Taşan, Berin", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, 2019 (güncelleme 2020). https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/berin-tasan
- Berin Taşan, Merzifonlu Şeyh Abdürrahim Rûmî, İzmir: Hepileri Tipo Ofset, 1975.
Çevrimiçi kaynaklar

