Sâmî, Şehzade Mustafa'nın 1553'te öldürülmesi üzerine yedi bentlik bir muaşşer mersiye yazmış şairdir. Bu mersiye, padişahı doğrudan hedef alan ve onu açıkça kınayan şiirlerin başında gelir. Şairin kimliği ise belirsizdir: mersiyenin şairi hakkında yapılan tek tanımlama sonradan yazılmış bir tezkireye dayanır ve tarih bakımından sorunludur; aynı ya da benzer mahlası taşıyan başka şairler de vardır. Bu sayfada şiirin kendisi ile kimlik tartışması ayrı ayrı ele alınmıştır.
Sâmî'nin Amasya ile bilinen bağı, mersiyesinin konusu olan Şehzade Mustafa üzerinden kurulur. Şehzade 1541'den 1553'e kadar Amasya sancakbeyiydi ve şehirde geniş bir şair ve âlim çevresi toplamıştı. Aşağıda anlatılacağı gibi, tezkirelerde Amasya sancakbeyliği yapmış Şâmî mahlaslı bir şair de bulunur; fakat bu kişinin mersiyenin şairi olduğuna dair bir delil yoktur.
Hayatı
Mersiyeyi ilk olarak Mehmed Çavuşoğlu 1981-1982'de yayımladığı "Şehzade Mustafa Mersiyeleri" makalesinde tanıtmıştır. Çavuşoğlu, Rüstem Paşa'yı azleden padişahın halkın duygularına tercüman olan Taşlıcalı Yahya'ya dokunmadığını, bu hoşgörüden cesaret alan şairlerin de mersiyeler yazdığını belirtir ve Sâmî ile Nisâyî'nin padişahı açıkça kınadığını vurgular. Recep Hasar, 2018 tarihli tezinde Safâyî Tezkiresi'ne dayanarak Sâmî'nin İstanbullu bir sipahi olduğunu yazar; şairin hayatına dair başka bir bilgi vermez. Mersiyenin ilk bendindeki "câh u cehüm" (makamım, mevkiim) sözü, şairin şehzadeye bağlı bir hizmeti ya da umudu olduğunu düşündürür; bu bir çıkarımdır.
Kaynakların Durumu
Hasar'ın dayandığı Safâyî Tezkiresi, Mustafa Safâyî Efendi'nin 1720'de tamamladığı Nuhbetü'l-âsâr min fevâidi'l-eş‘âr adlı eserdir. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre bu tezkire, Rızâ Tezkiresi'ne zeyil olarak hazırlanmış ve 1640-1720 yılları arasında yaşayan şairlere yer vermiştir. Bu durumda Safâyî'nin andığı İstanbullu sipahi Sâmî'nin, 1553'te mersiye yazan şairle aynı kişi olması zor görünür. Hasar'ın tanımlaması bu yüzden ihtiyatla karşılanmalıdır; bu değerlendirme bize aittir.
On altıncı yüzyıl tezkirelerinde ise Sâmî değil, Şâmî mahlaslı iki şair anılır. Arap harfli yazıda iki harf arasındaki fark yalnız üç noktadır ve yazmalarda bu noktalar kimi zaman düşebilir. Birinci Şâmî, Şamlıoğlu Mustafa Bey'dir: II. Bayezid devrinde sancakbeyiydi ve Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ne göre 1500 civarında ya da birkaç yıl sonra ölmüştür; mersiyenin şairi olamaz. İkinci Şâmî'yi Beyânî "Şâmî-i Sânî" adıyla, Kınalızâde ise aynı adın ikinci maddesinde tanıtır. Kınalızâde'ye göre bu Şâmî de Şamlıdır, adı Mustafa'dır; defterdar Çivizâde Mahmud Çelebi'nin aracılığıyla II. Selim'in hizmetine girmiş, saraydan çaşnigirbaşı olarak çıkmış ve Amasya sancakbeyi olmuştur. Beyânî de onun Amasya'ya mirliva olduğunu kaydeder. Bu Şâmî'nin Amasya ile bağı açıktır, fakat Şehzade Mustafa için mersiye yazdığına dair hiçbir kaynakta bilgi yoktur ve tezkireciler mersiyeden söz etmez. İki adın karıştırılmış olabileceği ihtimali yalnız bir ihtimaldir; mersiyenin şairi bugün için kimliği belirlenememiş bir Sâmî olarak kalır.
Şiiri
Sâmî'nin bugüne ulaşan tek şiiri Şehzade Mustafa mersiyesidir. Şiir "fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilün" vezniyle yazılmış yedi bentlik bir muaşşerdir; her bendin ilk dokuz mısraı kendi arasında kafiyelidir, onuncu mısra "Mustafâ n’oldı kanı n’eyledün â pâdişehüm" (Mustafa ne oldu, hani nerede, ne yaptın ey padişahım) nakaratıdır. Hasar, muaşşer biçimli padişah ve şehzade mersiyelerinin tamamının Şehzade Mustafa için yazıldığını belirtir.
Şair padişaha sorular sorar: oğluna kıymak reva mıdır, tacı tahtı kime kalacaktır, Allah'tan hiç çekinmez mi. Dördüncü bentte "olasın" redifiyle dua ile beddua iç içe geçer; padişahın bin yıllık ömrünün bir an olması, tacının gidip çıplak kalması ve oğluna ağlaması dilenir. Beşinci bentte Kanuni'nin şiirlerinde kullandığı Muhibbî (seven) mahlası anılarak "sendeki sevgi bu mu" diye sorulur. Şair, şehzadenin İran şahıyla anlaştığı ve babasıyla savaşmaya geldiği yolundaki iddialara da cevap verir: şehzade babasının Kızılbaş düşmanından intikam almak isterken öldürülmüştür, otağa gelirken yanında iki askeri bile yoktur. Semra Güler, Sâmî'nin mersiyesini doğrudan padişahı hedef alması bakımından Yahya'nınki kadar cüretli bulur.
Şiirin özgün metni, beyit beyit günümüz Türkçesiyle aktarımı ve yorumu bu kategoride ayrı bir yazı olarak yayımlanmıştır. Öteki mersiyeler Şehzade Mustafa Mersiyeleri yazımızda, şehzadenin hayatı Şehzade Mustafa biyografisinde anlatılmıştır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mustafa Safâyî Efendi, Tezkire-i Safâyî, haz. Pervin Çapan, Ankara: Atatürk Kültür Merkezi, 2005, s. 200 (Hasar'daki aktarımla).
- Beyânî Mustafa, Tezkiretü'ş-şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 99, "Şâmî" ve "Şâmî-i Sânî" maddeleri. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55835,beyani-tezkiresipdf.pdf
- Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 459-460, "Şâmî" maddeleri. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55834,kinalizade-hasan-celebipdf.pdf
Akademik çalışmalar
- Mehmed Çavuşoğlu, "Şehzade Mustafa Mersiyeleri", İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Enstitüsü Dergisi, 12, 1981-1982, s. 658-661 (Hasar'daki aktarımla).
- Recep Hasar, Türk Edebiyatı'nda Padişah ve Şehzade Mersiyeleri, Yüksek Lisans Tezi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018, s. 13-14, 100, 117-118, 121, 491-494. https://hdl.handle.net/11352/2746
- Semra Güler, Şehzade Mustafa'nın Hayatı (1515-1553) ve Türbesi, Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2011, s. 39-63. https://acikerisim.uludag.edu.tr/server/api/core/bitstreams/9a869e7a-300f-4995-9140-e0fdf233f8db/content
- "Safâyî Mustafa Efendi", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/safayi-mustafa-efendi
Kitaplar
- Mehmet Fatih Köksal, "Şâmî", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, 2013. https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/sami
Çevrimiçi kaynaklar

