Özgün Metin

Vezin: Fe’ilâtün Fe’ilâtün Fe’ilâtün Fe’ilün

I. Bent

Ol mehün şevkıne eflâke atardum külehüm
Şimdi görinmez olupdur kanı iy çarh mehüm
Şeb-i zulmetde yine kaldı benüm âh rehüm
Hasretinden boyadı gökleri dûd-ı siyehüm
Bî-murâd olsam ‘aceb mi yitürüp câh u cehüm
Bâg-ı ‘âlemde bitüp tâze solupdur giyehüm
Çeşmüme nesne görinmez ol idi çün nigehüm
Kanda yüz tutam İlâhî göremem kıblegehüm
Ben kime kul olayım bilimezem n’oldı şehüm
Mustafâ n’oldı kanı n’eyledün â pâdişehüm

II. Bent

Intikâmın alayım dimiş iken surh-serün
Kasd idüp cânına kıydun ne revâdur püserün
Bu degül idi garaz kalsa cihânda eserün
Tâc u tahtun kime kalur kime bu mülk ü yirün
Buna kim oldı sebeb yok mı şehâ hîç haberün
Kara toprağa ki düşdi yine şol verd-i terün
Bu firâk odına döyer nice yanmaz cigerün
Bu eger erlik ise ancak ola bu hünerün
Pâdişehsin tutalum yok mı Hudâdan hazerün
Mustafâ n’oldı kanı n’eyledün â pâdişehüm

III. Bent

Şol güneş yüz ki dolındı ne içün oldı nihân
Yas tutup geyse karalar yiridür uşbu cihân
Dirilüp bir yire ağlaşsa n’ola pîr ü cuvân
Lâlenün hecr ile bağrı demidür pür ola kan
Açılup gül gibi ol şâh-ı cihân soldı hemân
iy gönül bülbüli gel eyleyelüm âh u fiğân
Yaprağın döksün ağaçlar bu cihân oldı hazân
Ata oğlına kıyar oldı ‘aceb oldı zamân
Öldürün anı didün virmen ana bir dem emân
Mustafâ n’oldı kanı n’eyledün â pâdişehüm

IV. Bent

Sen Selîm oğlı olup asl ile ‘Osmân olasın
Yidi iklîme bu gün ‘ilmün ile hân olasın
Hâtem-i emrün ile halka Süleymân olasın
Her işi fehm idici ‘âkil ü ‘irfân olasın
Nûh-veş bin yıl olursan dahı bir ân olasın
Dest-i hasretle çeküp çâk-i girîbân olasın
Gide bu tâc u kabâ bir ten-i ‘uryân olasın
Hây hây itdügüne sonra peşîmân olasın
Acıyup oğluna çok derd ile giryân olasın
Mustafâ n’oldı kanı n’eyledün â pâdişehüm

V. Bent

İy şeh-i kân-ı kerem sende ‘adâlet bu mıdur
Şah-ı ‘âlem olasın sende ‘inâyet bu mdur
Pâdişehler ki ezel itdügi ‘âdet bu mıdur
Ehl-i tedbîr olana fehm ü kiyâset bu mıdur
Sen Muhibbî olasın sende mahabbet bu mıdur
Mustafâ gibi ciğer-gûşene şefkat bu mıdur
Al ile kıydun ana kanı hakîkat bu mıdur
Kavl-i düşman sana kâr itdi meveddet bu mıdur
Yok yire kan idesin ya‘nî hilâfet bu mıdur
Mustafâ n’oldı kanı n’eyledün â pâdişehüm

VI. Bent

Yine ol servi anup ağladı bu çim ü çemen
Yine bu fürkat ile açmadı ol gonca dehen
Gülşenün bağrını deldi yine hasretle diken
Lâlenün içi kızıl kan ile pür oldı hemen
Bağrını urmağ içün hançerini çekdi sûsen
Kara geydi başına tutdı benefşe şîven
Yoldı sünbül şaçını boynına geçdükçe resen
Kara toprağ ile yeksân nic'olur sîm beden
Rûz-ı mahşerde bula kim ise bu kanı iden
Mustafâ n’oldı kanı n’eyledün â pâdişehüm

VII. Bent

Gün gibi zâhir idi zerre günâhı yoğ idi
İşigünden dahı bir özge penâhı yoğ idi
Sana ol toğrı idi egri nigâhı yoğ idi
Hak ana şâhid idi gayrı güvâhı yoğ idi
Bende idi sana ol bir dahı şâhı yoğ idi
Hak bilür gayrı yire varmaga râhı yoğ idi
Ceng ider geldi disen iki sipâhı yoğ idi
Hançer ursan da anun cismine âhı yoğ idi
Yoğ idi cürmi bu Sâmi dir İlâhî yoğ idi
Mustafâ n’oldı kanı n’eyledün â pâdişehüm

Günümüz Türkçesiyle

I. Bent

1. O ayın (şehzadenin) sevinciyle külahımı göklere atardım; ey felek, şimdi ayım görünmez oldu, hani nerede?

2. Ah, yolum yine zifiri karanlık bir gecede kaldı; onun hasretinden ahımın kara dumanı gökleri boyadı.

3. Makamımı, mevkiimi yitirip muradıma eremesem şaşılır mı; dünya bahçesinde bitip taze iken otum soldu.

4. Bakışımın ışığı o olduğu için gözüme hiçbir şey görünmüyor; Allah'ım, nereye yüz tutayım, kıblemi göremiyorum.

5. Ben kime kul olayım bilemiyorum; şahım ne oldu? Mustafa ne oldu, hani nerede, ne yaptın ey padişahım?

II. Bent

6. O, senin Kızılbaş düşmanından intikamını alayım demişken, kastedip onun canına kıydın; oğluna bu reva mıdır?

7. Amaç, dünyada senden bir iz, bir soy kalması değil miydi; tacın tahtın kime kalacak, bu mülk ve toprak kime kalacak?

8. Ey şah, buna kimin sebep olduğundan hiç haberin yok mu; o taze gülün kara toprağa düştü.

9. Bu ayrılık ateşine nasıl dayanıyor, ciğerin nasıl yanmıyor; eğer bu yiğitlikse, senin hünerin de ancak bu olsun.

10. Tutalım padişahsın; Allah'tan hiç çekinmen yok mu? Mustafa ne oldu, hani nerede, ne yaptın ey padişahım?

III. Bent

11. O güneş yüzlü tutuldu; niçin gizlendi? Bu dünya yas tutup karalar giyse yeridir.

12. Yaşlı genç toplanıp bir yerde ağlaşsa yeridir; lalenin bağrının ayrılıkla kan dolması tam zamanıdır.

13. O cihan şahı gül gibi açıldı ve hemen soldu; ey gönül bülbülü, gel ah ve figan edelim.

14. Ağaçlar yapraklarını döksün, bu dünya güz oldu; baba oğluna kıyar oldu, ne tuhaf bir zaman oldu.

15. "Onu öldürün, ona bir an bile aman vermeyin" dedin. Mustafa ne oldu, hani nerede, ne yaptın ey padişahım?

IV. Bent

16. Sen Selim'in oğlu, soyca Osmanlı olasın; bugün ilminle yedi iklime han olasın,

17. buyruğunun mührüyle halka Süleyman olasın; her işi kavrayan, akıllı ve irfan sahibi olasın,

18. Nuh gibi bin yıl yaşasan da (bu ömür) bir an olsun; hasret eliyle yakanı yırtasın,

19. bu taç ve kaftan gitsin, çıplak bir beden olasın; yaptığına sonra "eyvah eyvah" diye pişman olasın,

20. oğluna acıyıp büyük bir dertle ağlayasın. Mustafa ne oldu, hani nerede, ne yaptın ey padişahım?

V. Bent

21. Ey kerem madeni şah, sendeki adalet bu mu; dünya şahı olasın da sendeki lütuf bu mu?

22. Padişahların ezelden beri edindiği âdet bu mu; tedbir sahibi olanın anlayışı ve zekâsı bu mu?

23. Sen Muhibbî (seven; Kanuni'nin mahlası) olasın da sendeki sevgi bu mu; Mustafa gibi ciğerpârene şefkat bu mu?

24. Hileyle ona kıydın; hani hakikat, bu mu? Düşmanın sözü sana işledi; sevgi bu mu?

25. Yok yere kan dökesin; halifelik dedikleri bu mu? Mustafa ne oldu, hani nerede, ne yaptın ey padişahım?

VI. Bent

26. Bu çimen ve çayır yine o serviyi anıp ağladı; o gonca ağız bu ayrılıkla yine açılmadı.

27. Diken yine hasretle gül bahçesinin bağrını deldi; lalenin içi hemen kızıl kanla doldu.

28. Süsen bağrına vurmak için hançerini çekti; menekşe başına kara giydi, ağıt yaktı.

29. Boynuna ip geçtikçe sümbül saçını yoldu; o gümüş beden kara toprakla nasıl bir olur?

30. Bu kanı kim döktüyse mahşer gününde karşılığını bulsun. Mustafa ne oldu, hani nerede, ne yaptın ey padişahım?

VII. Bent

31. Gün gibi açıktı, zerre kadar günahı yoktu; senin eşiğinden başka bir sığınağı da yoktu.

32. O sana karşı dosdoğruydu, eğri bir bakışı yoktu; Hak ona şahitti, başka şahidi yoktu.

33. O senin kulundu, başka bir şahı yoktu; Hak bilir, başka bir yere gitmeye yolu yoktu.

34. Savaşmaya geldi desen, yanında iki askeri yoktu; vücuduna hançer vursan âh demezdi.

35. Bu Sâmî der ki: Allah bilir, onun suçu yoktu, yoktu. Mustafa ne oldu, hani nerede, ne yaptın ey padişahım?

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir, aruzun "fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilün" kalıbıyla yazılmış yedi bentlik bir muaşşerdir. Muaşşer, her bendi on mısradan oluşan bentli bir nazım şeklidir. Sâmî'nin şiirinde her bendin ilk dokuz mısraı kendi arasında kafiyelidir ve onuncu mısra bütün bentlerde "Mustafâ n’oldı kanı n’eyledün â pâdişehüm" (Mustafa ne oldu, hani nerede, ne yaptın ey padişahım) nakaratı olarak tekrarlanır. Birinci bentte kafiye bu nakaratla aynı sesten ("külehüm, mehüm, rehüm, pâdişehüm") kurulur; böylece şiirin ilk bendi sonraki bentlerin her birinin sonunda yankılanır. Recep Hasar, muaşşer biçimli padişah ve şehzade mersiyelerinin tamamının Şehzade Mustafa için yazıldığını tespit eder. Mahlas son bentte "bu Sâmî dir" söyleyişiyle geçer.

Metin Mehmed Çavuşoğlu'nun 1981-1982 tarihli "Şehzade Mustafa Mersiyeleri" makalesinde yayımlanmıştır; burada Hasar'ın tezindeki aktarımıyla verilmiştir. Çavuşoğlu'nun makalesine doğrudan ulaşamadık.

Anlam ve Söz Sanatları

Birinci bent şairin kendi kaybını anlatır: şehzade onun ayı, bakışının ışığı ve kıblesidir; o gidince yol karanlıkta kalmış, otu taze iken solmuştur. "Câh u cehüm" (makamım, mevkiim) sözü, şairin şehzadeye bağlı bir hizmeti ya da umudu olduğunu düşündürür. İkinci bentten itibaren sitem doğrudan padişaha döner. İkinci bendin ilk beytinde şehzadenin, babasının Kızılbaş ("surh-ser", kızıl başlı) düşmanından intikam almak isterken öldürüldüğü söylenir; bu, şehzadenin Şah Tahmasb ile anlaştığı yolundaki dedikoduya verilmiş açık bir cevaptır. Aynı bentte padişaha soyunun ve tahtının kime kalacağı sorulur. Üçüncü bentte "ata oğlına kıyar oldı" mısraı, Taşlıcalı Yahya'nın "oglına kıya bir server-i Ömer-meşreb" sözüyle aynı yarayı gösterir. Bendin son beyti, padişahın "öldürün onu, bir an bile aman vermeyin" dediğini aktarır.

Dördüncü bent, "olasın" redifiyle kurulmuş acı bir dua ile bedduanın karışımıdır. İlk beyitlerde padişaha Selim'in oğlu, yedi iklimin hanı, mühürlü buyruğuyla bir Süleyman olması dilenir; ardından bu dilekler tersine döner: bin yıllık ömür bir an olsun, taç ve kaftan gitsin, padişah çıplak bir beden olsun ve yaptığına pişman olup oğluna ağlasın. Beşinci bent "bu mıdur" redifli sorularla ilerler. Burada "Sen Muhibbî olasın" söyleyişi dikkat çekicidir: Muhibbî, Kanuni Sultan Süleyman'ın şiirlerinde kullandığı mahlastır ve "seven" anlamına gelir; şair padişahın mahlasıyla oğluna gösterdiği sevgisizlik arasındaki çelişkiyi yüzüne vurur. Hasar, dördüncü ve beşinci bentleri padişaha yöneltilen sitemin örnekleri olarak aktarır.

Altıncı bent bahçenin yasıdır ve çiçek adları üzerine kurulmuş bir teşhis (kişileştirme) dizisidir: çimen ağlar, diken gül bahçesinin bağrını deler, süsen hançerini çeker, menekşe karalar giyer, sümbül saçını yolar. Sümbülün saçını yolmasının "boynına geçdükçe resen" (boynuna ip geçtikçe) sözüyle bağlanması, şehzadenin boğularak öldürülmesine gönderme yapar. Son bent "yoğ idi" redifiyle şehzadenin suçsuzluğunu ilan eder. "Savaşmaya geldi desen, yanında iki askeri yoktu" beyti, şehzadenin babasının otağına silahsız ve az adamla girdiğini vurgular; Semra Güler, Sâmî'nin mersiyesini doğrudan padişahı hedef alması bakımından Yahya'nınki kadar cüretli bulur.

Tarihî Bağlam

Mehmed Çavuşoğlu, Rüstem Paşa'yı azleden padişahın, halkın duygularına tercüman olan Taşlıcalı Yahya'ya dokunmadığını, bu hoşgörüden cesaret alan şairlerin de mersiyeler yazdığını, Sâmî ile Nisâyî'nin ise padişahı açıkça kınadığını belirtir. Sâmî'nin şiiri ikinci bentte şehzadenin İran şahıyla iş birliği yaptığı iddiasını, son bentte de isyan etmek için geldiği iddiasını doğrudan cevaplar; bu bakımdan olayın ardından ordu içinde dolaşan söylentilerin izini taşır. Şairin kim olduğu kesin değildir; kimlik tartışması bu kategorideki biyografi yazısında, öteki mersiyeler Şehzade Mustafa Mersiyeleri yazımızda anlatılmıştır.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar