Özgün Metin
Ölçü: 11'li hece ölçüsü
Ey erenler bu meydanda müşkülüm
Seçilmedi gitti bilmem ne haldir
Dosta gidem dedim bağlandı yolum
Açılmadı gitti bilmem ne haldir
Can ah çeker arzu kılar cananı
Dem be dem artmakta zar ü efganı
Hazırlandı amma gönül kervanı
Göçülmedi gitti bilmem ne haldir
Beller duman kış çevirdi yolumu
Balım Sultan sen bilirsin halimi
Dost aşkına doldurdular dolumu
İçilmedi gitti bilmem ne haldir
Bir ziya bulmuşum aşk çerağından
Can bülbülü çıkmaz dostun bağından
Secer bellerinden Yıldız Dağından
Geçilmedi gitti bilmem ne haldir
Sefil SIDKI abdal oldu yürüdü
Açılmadı dağlar duman bürüdü
Aşk derdinden çeşmim yaşı kurudu
Saçılmadı gitti bilmem ne haldir
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey erenler, bu meydanda müşkülüm çözülmedi gitti; bilmem bu ne hâldir. Dosta gideyim dedim, yolum bağlandı; açılmadı gitti, bilmem bu ne hâldir.
2. Can ah çeker, sevgiliyi arzular; inleyişi, feryadı her an artmakta. Gönül kervanı hazırlandı ama göç edilemedi gitti; bilmem bu ne hâldir.
3. Belleri duman sardı, kış yolumu çevirdi; Balım Sultan, hâlimi sen bilirsin. Dost aşkına dolumu doldurdular ama içilemedi gitti; bilmem bu ne hâldir.
4. Aşk çerağından bir ışık bulmuşum; can bülbülü dostun bağından çıkmaz. Yıldız Dağı'nın Secer bellerinden geçilemedi gitti; bilmem bu ne hâldir.
5. Sefil Sıdkı abdal olup yürüdü; dağlar açılmadı, duman bürüdü. Aşk derdinden gözümün yaşı kurudu; saçılmadı gitti, bilmem bu ne hâldir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş dörtlüklü bir koşmadır; ölçü on birli hecedir (hece sayımı bizimdir). Dörtlüklerin son dizeleri "gitti bilmem ne haldir" sözüyle biter, önündeki "açılmadı, göçülmedi, içilmedi, geçilmedi, saçılmadı" kelimeleri kafiyeyi kurar; ilk dörtlükte ikinci dize de "Seçilmedi gitti bilmem ne haldir" diye aynı kalıba bağlanır. Dörtlüklerin ilk üç dizesi kendi aralarında kafiyelenir ("cananı, efganı, kervanı"; "yolumu, halimi, dolumu"; "çerağından, bağından, Dağından"; "yürüdü, bürüdü, kurudu"). Mahlas son dörtlükte geçer.
Anlam ve Söz Sanatları
Deyiş, dosta gitmek isteyip yolu kışla ve dumanla kapanan bir dervişin sıkıntısını anlatır. Gönül kervanı hazırlanmış ama göç edilememiş, dolu doldurulmuş ama içilememiştir; her dörtlükteki "gitti bilmem ne haldir" sözü, olmayan şeyin çaresizliğini tekrar tekrar söyler. Balım Sultan'a seslenilmesi, gidilmek istenen yerin Hacıbektaş Dergâhı olabileceğini düşündürür.
Dördüncü dörtlükte somut bir yer adı geçer: Yıldız Dağı'nın Secer belleri. Yıldız Dağı Sivas'ın kuzeyindedir; Harız'dan Hacıbektaş'a giden bir yolcunun bu dağın çevresinden geçmesi coğrafi bakımdan mümkündür, ancak yolun bu güzergâhı izlediği bizim tahminimizdir. Dumanlı dağlar ve kapanan bellerin halk şiirinde kavuşmaya engel olan doğa imgesi olarak sık kullanıldığı da unutulmamalıdır. Son dörtlükte gözyaşının kuruması, acının ağlamayı bile aşan bir hâle vardığını anlatır.
Kaynakça
- Muhsin Gül, Sıdkı Baba Hayatı ve Divanından Örnekler, 1984; metin: "Sıdkı Baba (Pervane)", Alevi Deyişleri Nefesler Hakk Âşıkları, 21 Ağustos 2019, şiir no. 20. https://www.deyisler-nefesler.com/sidki-baba-pervane/
- Necdet Kurt, "Zakirlik Geleneğinin Kökenleri ve Amasya Yöresinin İz Bırakan Zakirleri", Geçmişten Günümüze Uluslararası Dinî Mûsikî Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Amasya: Amasya Üniversitesi, 2017, s. 116-117. https://isamveri.org/pdfdrg/G00310/2017/2017_KURTN.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






