Özgün Metin

Ölçü: 11'li hece ölçüsü

Azimet ederek bizim ellere
Devletli sultanım sen sefa geldin
Çoktan beri bakar idim yollara
Kaşları kemanım sen sefa geldin
Mesturdur veçhinde yüz on dört sure
Konduğun haneler gark olur nura
Noksanımız çoktur kalma kusura
Sahibül ihsanım sen sefa geldin
Hüsnün gördüm ruşen oldu gözlerim
Bu sinemi nar-ı aşka közlerim
Haki paye turab olsun yüzlerim
Ey aziz mihmanım sen sefa geldin
Asl-ı pakinizdir güruh-u naci
Cemalin kabesin görenler hacı
Kelamındır her yaremin ilacı
Tabibi lokmanım sen sefa geldin
SIDKI fakir kapınızın kemteri
Cemalin göreli olduk serseri
Velilerin serfirazı serveri
Şah-ı horasanım sen sefa geldin

Günümüz Türkçesiyle

1. Bizim ellere doğru yola çıkıp geldin; devletli sultanım, hoş geldin. Çoktandır yollara bakıyordum; kaşları keman olan sevgilim, hoş geldin.

2. Yüzünde yüz on dört sure gizlidir; konduğun evler nura gark olur. Eksiğimiz çoktur, kusura kalma; ihsan sahibim, hoş geldin.

3. Güzelliğini gördüm, gözlerim aydınlandı; bu sinemi aşk ateşiyle közlerim. Yüzüm ayağının toprağına toz olsun; ey aziz misafirim, hoş geldin.

4. Temiz soyunuz kurtuluşa erecek topluluktandır; cemalinin Kâbe'sini görenler hacı olur. Her yarama ilaç senin sözündür; Lokman gibi hekimim, hoş geldin.

5. Fakir Sıdkı kapınızın en aşağı kuludur; cemalini göreli başıboş dolaşır olduk. Velilerin başı ve önderi, Horasan şahım, hoş geldin.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Beş dörtlüklü bir koşmadır; ölçü on birli hecedir (hece sayımı bizimdir). Dörtlüklerin son dizeleri "sen sefa geldin" sözüyle biter, önündeki "sultanım, kemanım, ihsanım, mihmanım, lokmanım, horasanım" kelimeleri kafiyeyi kurar; ilk dörtlükte ikinci dize de bu sözle biter. Dörtlüklerin ilk üç dizesi kendi aralarında kafiyelenir ("sure, nura, kusura"; "gözlerim, közlerim, yüzlerim"; "naci, hacı, ilacı"; "kemteri, serseri, serveri"). Mahlas son dörtlükte geçer. Derleme sitesi bu deyişin Muhsin Gül'ün kitabında 91. sayfada bulunduğunu belirtir.

Anlam ve Söz Sanatları

Deyiş bir "hoş geldin" şiiridir: "bizim ellere" gelen bir sultan karşılanır, yolunun gözlendiği, konduğu evlerin nura gark olduğu söylenir. Yüzünde Kur'an'ın yüz on dört suresinin gizli olduğunu söylemek, sevgilinin ya da mürşidin yüzünü kutsal kitap gibi okuyan Bektaşî anlayışının en geniş ifadesidir. "Güruh-ı nâcî" (kurtuluşa erecek topluluk) sözü, Ehl-i Beyt soyundan gelenler için kullanılan bir övgüdür.

Son dizedeki "Şah-ı Horasan" sözü belirleyicidir: Alevî-Bektaşî geleneğinde Hacı Bektaş Velî Horasan'dan gelmiş sayılır ve "Horasan erenleri" diye anılır. Gelen kişinin bu yüzden Hacı Bektaş soyundan bir çelebi olduğu anlaşılır. "Bizim eller" sözü de deyişin, Sıdkî'nin yaşadığı yere yapılan bir ziyaret üzerine söylendiğini düşündürür. Necdet Kurt, Cemaleddin Çelebi'nin oğlu Ali Haydar Efendi'yi "yöredeki" çelebi olarak anar; deyişte karşılanan kişinin kim olduğu ise kaynakta belirtilmez.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar