Özgün Metin
Vezin: Mefâʻîlün Mefâʻîlün Mefâʻîlün Mefâʻîlün
İşidüp bu muṣîbet ḥâlini ins ile cân yansun
Peşîmân olup itdügi işe şâh-ı cihân yansun
Bu âteşden ʻalevlensün göyünsün cism [ü] cân yansun
Yine göynüklü bir âh ideyin kevn ü mekân yansun
Şerâr-ı nâr-ı âhumdan zemîn ü âsumân yansun
Bu mâtemden fiġân u nâle ḳılsun begler aġalar
Perîşân-ḥâl olup yolsun ṣaçın zülfin semen-sâlar
Yine cûş u ḫurûş idüp acısun baña deryâlar
Bu cevri itdügi yoḳdur cihânda ʻâlem-ârâlar
İşidüp bu muṣîbet ḥâlini ins ile cân yansun
Gözüm bu mâcerâ içün dem-â-dem ḳanlar aġlasun
Ṭaşuban seyl-i eşküm ġarḳ idüp dünyâyı çaġlasun
Çıġırup raʻd [u] berḳ ṭûfân olup yolları baġlasun
Firâḳ u nâr-ı ḥasretle işiden sîne ṭaġlasun
Bu âteşden ʻalevlensün zemîn ü âsumân yansun
Çü gitdi dâr-ı ʻuḳbâya yiri ḫuld-ı berîn olsun
O maẓlûmuñ enîsi Ḥażret-i Rûḥu’l-emîn olsun
Semâvât ehl-i raḥm idüp aña yâr u ḳarîn olsun
Eḥibbâsınuñ işi rûz [u] şeb zâr u enîn olsun
Peşîmân olup itdügi işe şâh-ı cihân yansun
Şafaḳ bu mâtem içün ṭañ mı boyanursa ger ḳana
Ki hergiz bu muṣîbet olmamışdur âl-i ʻOsmân’a
Yaşum bu mâcerâ içün dönüpdür laʻl ü mercâna
Sirâcî yanalum tâ ḥaşr olunca nâr-ı hicrâna
Firâḳ u ḥasret odından ṭutuşsun cism ü cân yansun
Günümüz Türkçesiyle
1. Bu musibetin hâlini işitip insan da cin de yansın; yaptığı işe pişman olup cihan şahı yansın. Bu ateşten alevlensin, tutuşsun, beden ve can yansın; yine yürek yakan bir ah edeyim de bütün kâinat yansın; ahımın ateşinin kıvılcımından yer ve gök yansın.
2. Bu yastan beyler ve ağalar figan edip inlesin; yasemin tenli güzeller perişan olup saçlarını, zülüflerini yolsun. Denizler yine coşup kükreyip bana acısın; dünyayı süsleyen hükümdarların cihanda böyle bir zulüm ettiği görülmemiştir. Bu musibetin hâlini işitip insan da cin de yansın.
3. Gözüm bu macera için her an kan ağlasın; gözyaşımın seli taşıp dünyayı boğsun, çağlasın. Gök gürültüsü ve şimşek bağırıp tufan olsun, yolları kapasın; işiten her sine ayrılık ve hasret ateşiyle dağlansın. Bu ateşten yer ve gök alevlenip yansın.
4. Madem ahiret yurduna gitti, yeri yüce cennet olsun; o mazlumun dostu Hazret-i Cebrail (Rûhu'l-emîn) olsun. Gök ehli ona merhamet edip dost ve yoldaş olsun; sevdiklerinin işi gece gündüz inleyip ağlamak olsun. Yaptığı işe pişman olup cihan şahı yansın.
5. Şafak bu matem için kana boyansa şaşılır mı; çünkü Osmanoğullarının başına hiç böyle bir musibet gelmemiştir. Gözyaşım bu macera için lal ve mercana (kana) döndü; ey Sirâcî, mahşer olana dek ayrılık ateşiyle yanalım. Ayrılık ve hasret ateşinden beden ve can tutuşup yansın.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir "mefâʻîlün mefâʻîlün mefâʻîlün mefâʻîlün" vezniyle yazılmış beş bentlik bir muhammestir; her bent beş mısradan oluşur ve bütün mısralar "yansun" ya da onunla kafiyeli bir sesle biter. Bendin son mısraı, ilk bentteki mısralardan birinin tekrarıdır ve bentten bente değişir: ikinci bent "İşidüp bu muṣîbet ḥâlini ins ile cân yansun", üçüncü bent "Bu âteşden ʻalevlensün zemîn ü âsumân yansun", dördüncü bent "Peşîmân olup itdügi işe şâh-ı cihân yansun" mısraıyla kapanır. Bu yapı, nakaratın değişerek tekrarlandığı mütekerrir muhammes türüne örnektir. Mahlas son bentte geçer. Metin, Sirâcî'nin İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'ndeki tek divan nüshasının 14a-14b varaklarındadır ve Maruf Çakır'ın 2021'de yayımladığı makalenin ekinde verilmiştir; köşeli ayraçlar Çakır'ın eklemeleridir.
Anlam ve Söz Sanatları
Şiirin bütünü "yanmak" fiili üzerine kurulmuştur. İnsan, cin, kâinat, yer ve gök ahın ateşiyle tutuşur; ayrılık ve hasret bir ateştir. Bu tek imgenin beş bent boyunca tekrarlanması şiire ağıtlara özgü bir yoğunluk verir. İlk bendin ikinci mısraı, "Peşîmân olup itdügi işe şâh-ı cihân yansun" (yaptığı işe pişman olup cihan şahı yansın), şiirin en cesur söyleyişidir ve dördüncü bendin sonunda nakarat olarak yeniden gelir. Maruf Çakır, bu mısraı Sirâcî'nin padişahın yaptığına mutlaka pişman olacağı inancının ifadesi olarak aktarır. İkinci bentteki "Bu cevri itdügi yoḳdur cihânda ʻâlem-ârâlar" mısraı da aynı sitemi, dünyayı süsleyen hükümdarların böyle bir zulüm etmediği söyleyişiyle tekrar eder.
Beşinci bendin ilk beyti, şehzadenin ölümünün Osmanlı hanedanında benzeri olmayan bir musibet olduğunu söyler. Çakır bu beyti şöyle yorumlar: Osmanlı tarihinde kendi oğluna ölüm fermanı veren padişahlar arasında Kanuni'den önce yalnız I. Murad vardır ve onun oğlu Savcı Bey babasına açıkça isyan etmiştir; Şehzade Mustafa ise isyan etmemiş, bir zan sonucu öldürülmüştür. Gözyaşının lal ve mercana dönmesi kanlı gözyaşı mazmununun bir çeşitlemesidir; kızıl taşlar gözyaşına karışan kanın rengini anlatır.
Tarihî Bağlam
Sirâcî'nin divanında Şehzade Mustafa için yazılmış üç mersiye ve bir methiye bulunur; Çakır'ın 2021'de tanıttığı bu mersiyelerle Şehzade Mustafa için bilinen mersiye sayısı on dokuza çıkmıştır. Şairin kimliği ve divanı hakkında bilinenler bu kategorideki biyografi yazısında, öteki mersiyeler Şehzade Mustafa Mersiyeleri yazımızda anlatılmıştır.
Kaynakça
- Maruf Çakır, "Sirâcî'nin Şehzade Mustafa Mersiyeleri", Kocatepe İslami İlimler Dergisi, 4(1), 2021, s. 9-22, özellikle 12, 16-17, 18-19. https://dergipark.org.tr/tr/pub/kiid/article/892994
- Sirâcî, Dîvân, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, NCTY09503, vr. 14a-14b (istinsahı 1055/1645-46; Çakır'ın neşriyle).
Çevrimiçi kaynaklar




