Özgün Metin

Vezin: Fâʻilâtün Fâʻilâtün Fâʻilâtün Fâʻilün

Yine yüz döndürdi nâgeh rûzigâr-ı bî-vefâ
Her kişiye güci yitdükce ider cevr ü cefâ
Ẕevḳ ü şâdîden ferâġat eylesün ehl-i ṣafâ
Riḥlet itdi ʻâlem-i ʻuḳbâya Sulṭân Muṣṭafâ
ʻAksine döndi dirîġâ yine çarḫ-ı âsumân
Ṭañ mıdur olsa sipihrüñ dâmeni ṭopṭolu ḳan
Nevḥa vü zârî ḳılup ins ü melek itsün fiġân
Riḥlet itdi ʻâlem-i ʻuḳbâya Sulṭân Muṣṭafâ
Ṭaña ḳaldı dîde-i encüm felek ḳan aġladı
Yedi deryâ acıyup ebr ile bârân aġladı
İşidüp bu mâtemi kâfir Müselmân aġladı
Riḥlet itdi ʻâlem-i ʻuḳbâya Sulṭân Muṣṭafâ
Bu muṣîbetden göge aġsa ʻaceb mi dûd-i âh
Nâle itdi iḫtiyârı ḳalmayup mîr ü sipâh
Uydı aʻdâ sözlerine ġaflet ile pâdişâh
Riḥlet itdi ʻâlem-i ʻuḳbâya Sulṭân Muṣṭafâ
Ol gül içün ḥaşr olunca aġlasun ebr-i bahâr
Nâle ḳılsun gülşen-i ʻâlemde bülbüller hezâr
Çâre ne çün böyle imiş muḳteżâ-yı rûzigâr
Riḥlet itdi ʻâlem-i ʻuḳbâya Sulṭân Muṣṭafâ
Ḥasretâ ḥayfâ dirîġâ gitdi ol ḫan oġlı ḫan
Emr-i Ḥaḳḳ’a imtisâl idüp yolına virdi cân
Ḫalḳ dilinde tâ ḳıyâmet söylene bu dâsitân
Riḥlet itdi ʻâlem-i ʻuḳbâya Sulṭân Muṣṭafâ
İy Sirâcî yanayum hicrân odına ṣubḥ u şâm
Yandı yaḳıldı bu mâtem âteşine ḫâṣ u ʻâm
Bu muṣîbet söyleniser tâ ilâ yevmi’l-ḳıyâm
Riḥlet itdi ʻâlem-i ʻuḳbâya Sulṭân Muṣṭafâ

Günümüz Türkçesiyle

1. Vefasız zaman yine ansızın yüz çevirdi; herkese gücü yettikçe zulüm ve cefa eder. Safa ehli zevkten ve sevinçten el çeksin; Sultan Mustafa ahiret âlemine göçtü.

2. Yazık, gök çarkı yine tersine döndü; göğün eteği baştan başa kan olsa şaşılır mı. İnsan da melek de ağıt yakıp inleyerek figan etsin; Sultan Mustafa ahiret âlemine göçtü.

3. Yıldızların gözü şaşkın kaldı, felek kan ağladı; yedi deniz acıyıp bulutla birlikte yağmur ağladı. Bu matemi işitip kâfir de Müslüman da ağladı; Sultan Mustafa ahiret âlemine göçtü.

4. Bu musibetten ahın dumanı göğe yükselse şaşılır mı; beyler ve askerler elde olmadan inlediler. Padişah gaflet içinde düşmanların sözüne uydu; Sultan Mustafa ahiret âlemine göçtü.

5. O gül için ilkbahar bulutu mahşer olana dek ağlasın; dünya gül bahçesinde binlerce bülbül inlesin. Ne çare, zamanın gereği böyleymiş; Sultan Mustafa ahiret âlemine göçtü.

6. Ne hasret, ne yazık, eyvah, o han oğlu han gitti; Hakk'ın emrine uyup onun yolunda canını verdi. Kıyamete dek halkın dilinde bu destan söylensin; Sultan Mustafa ahiret âlemine göçtü.

7. Ey Sirâcî, sabah akşam ayrılık ateşine yanayım; has da avam da bu matem ateşine yandı yakıldı. Bu musibet kıyamet gününe dek söylenecektir; Sultan Mustafa ahiret âlemine göçtü.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir "fâʻilâtün fâʻilâtün fâʻilâtün fâʻilün" vezniyle yazılmış yedi bentlik bir murabbadır. Her bent dört mısradan oluşur; ilk üç mısra kendi arasında kafiyelidir ve dördüncü mısra "Riḥlet itdi ʻâlem-i ʻuḳbâya Sulṭân Muṣṭafâ" (Sultan Mustafa ahiret âlemine göçtü) nakaratı olarak tekrarlanır. Birinci bentte kafiye nakaratla aynı sesten kurulur ("bî-vefâ, cefâ, ṣafâ, Muṣṭafâ"). Mahlas son bentte "İy Sirâcî" seslenişiyle geçer. Metin Sirâcî'nin divanının 29a-29b varaklarındadır ve Maruf Çakır'ın makalesinin ekinde verilmiştir. Recep Hasar, murabba biçimli padişah ve şehzade mersiyelerinin tamamının Şehzade Mustafa için yazıldığını belirtir; Sirâcî'nin şiiri, Hasar'ın tezinden sonra yayımlandığı için onun sayımına girmemiştir.

Anlam ve Söz Sanatları

Mersiye, Sirâcî'nin üç mersiyesi içinde en sade ve en kısa olanıdır; her bent kısa bir yas tablosu çizer ve nakaratla kapanır. Felek tersine döner, göğün eteği kanla dolar, yıldızların gözü şaşkın kalır, yedi deniz bulutla birlikte ağlar. Üçüncü bentteki "kâfir Müselmân aġladı" söyleyişi, Şehzade Mustafa mersiyelerinin ortak bir sözüdür; Hasbî, Müdâmî ve Selîmî'nin mersiyelerinde de geçer.

Şiirin en dikkat çekici yeri dördüncü bentteki "Uydı aʻdâ sözlerine ġaflet ile pâdişâh" (padişah gaflet içinde düşmanların sözüne uydu) mısraıdır. Maruf Çakır, Sirâcî'nin bir yandan şehzadeye iftira atıldığını belirtirken bir yandan da gaflete düşenin genç şehzade değil bizzat Kanuni olduğunu söylemekten çekinmediğini vurgular ve Ahmet Atilla Şentürk'ün Taşlıcalı Yahya'nın mersiyesinde de benzer bir "gaflet" suçlaması bulduğunu hatırlatır. Altıncı bentte şehzadenin Hakk'ın emrine uyup canını verdiği söylenir ve olayın kıyamete dek halkın dilinde bir destan olarak söyleneceği dilenir; son bent bu dileği tekrarlar.

Tarihî Bağlam

Çakır'a göre Sirâcî'nin mersiyeleri edebî manzumeler olmanın dışında, Osmanlı tarihindeki bu olay karşısında halkın bakış açısını yansıtan tarihî belgelerdir; şairler padişahı ve olayın sorumlusu gördükleri kişileri eleştirmekten çekinmemişlerdir. Şairin kim olduğu ve öteki şiirleri bu kategorideki biyografi yazısında, öteki mersiyeler Şehzade Mustafa Mersiyeleri yazımızda anlatılmıştır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Sirâcî, Dîvân, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, NCTY09503, vr. 29a-29b (istinsahı 1055/1645-46; Çakır'ın neşriyle).

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar