Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

İstedi na‘leynüñe yüz süre Pervīn ü hilāl
Bir niçe mismār-ı sīm oldı bu ol zerrīn düvāl
Ḫırḳa-pūş-ı zülfüñe bir la‘l tesbīḥ eyledi
Rişte-i ḳadd-i dü-tāmı ḳaṭre ḳaṭre eşk-i āl
Baġladı iller ṭutup bu ḳıpḳızıl Mecnūn diyü
Ḫaddüñe öykündi çün güldeste ey Leylī-cemāl
Bāddan cānā ser-i zülfüñ dünīm olmış degül
Aġzın açup ḥüsnüñe ḥayrāndur ol şūrīde-ḥāl
Gözleri ‘aksini gör çeşmümde yāruñ Ca‘ferā
Ṣanki gelmiş ṣu içer bir çeşmede iki ġazāl

Günümüz Türkçesiyle

1. Ülker ile hilal senin nalınlarına yüz sürmek istedi; bunlar birkaç gümüş çivi ile o altın kayış oldu.

2. Kızıl gözyaşım damla damla iki büklüm boyumun ipine dizilip hırka giymiş zülfüne yakuttan bir tespih oldu.

3. Ey Leylâ güzelliğindeki, gül demeti senin yanağına öykündüğü için halk onu "bu kıpkızıl Mecnun" deyip tutup bağladı.

4. Ey can, zülfünün ucu rüzgârdan ikiye ayrılmış değildir; o perişan hal, güzelliğine hayran olup ağzını açmıştır.

5. Ey Ca'fer, sevgilinin gözlerinin gözümdeki aksini gör; sanki bir pınara iki ceylan gelmiş, su içiyor.

Edebî ve Tarihî Yorum

Pınarda İki Ceylan

Mahlas beyti "çeşm" kelimesinin iki anlamı üzerine kurulmuştur: göz ve pınar. Âşığın gözü yaşla dolu bir pınardır; sevgilinin iki gözü bu pınara yansır. Yansıyan iki göz, pınarın başına gelip su içen iki ceylana benzer. Divan şiirinde sevgilinin gözü sık sık ceylan gözüne benzetilir; burada benzetme bir manzaraya dönüşür. Âşığın gözyaşı sevgilinin gözlerine su vermektedir.

Matla gökten iki parlak cismi sevgilinin ayağına indirir. Ülker yıldızları ve hilal, sevgilinin nalınlarına yüz sürmek istemiş ve onların süsü olmuştur: Ülker'in küçük yıldızları birkaç gümüş çivi, hilal de altın kayış olmuştur. Eski nalın ve çarıklar gümüş çivi ve deri ya da süslü kayışlarla yapılırdı. Gökteki cisimler bile sevgilinin ayağının altında yer almaya razıdır. Kafiyeyi "-āl" ile biten kelimeler oluşturur: hilāl, düvāl, āl, cemāl, ḥāl, ġazāl.

Bağlanan Gül Demeti

Üçüncü beyit Leylâ ile Mecnun hikâyesinden bir nükte çıkarır. Mecnun, aklını yitirdiği için halk tarafından zincire vurulmuş, bağlanmıştı. Gül demeti de bağlanmış çiçeklerdir. Âşık bunun sebebini bulur: gül demeti Leylâ güzelliğindeki sevgilinin yanağına öykünmüş, kıpkızıl bir Mecnun olmuştur; halk da onu tutup bağlamıştır. İkinci beyitte âşığın kanlı gözyaşları, iki büklüm bedeninin ipine dizilip zülfe yakut bir tespih olmuştur. Zülüf "ḫırḳa-pūş", yani derviş hırkası giymiştir; tespih de bu dervişe yaraşan bir hediyedir.

Dördüncü beyitte zülfün ucunun ikiye ayrılmış olması rüzgârla açıklanmaz; zülüf sevgilinin güzelliğine hayran kalıp ağzını açmıştır. Nazmî'nin mecmuasında gazel, Ahmed Paşa'nın "Hey ala gözlüm bizümle nice bir bu mekr ü al" matlalı gazeliyle açılan halkadadır; bu halkada Kemâl, Kemalpaşazâde (iki gazelle) ve Mehdî'den sonra gelir, ardından Mehemmed Beg-i Defterî yer alır. İkinci beyitte Hâlet Efendi nüshası "zülfüñe" yerine "ḥüsnüñe", Paris nüshası "dü-tāmı" yerine "dü-tāyı" okur.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 121 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182

Resmî kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar