Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ḳavline aldanmañuz bir ‘ahd ü peymānsuzdur ol
İtdügi iḳrāra ṭurmaz hey ne īmānsuzdur ol
Yoḳ durur mihr ü vefādan ẕerrece anda eser
Şīve vü nāz u cefā isterseñ oransuzdur ol
Derd-i dilden bir devā ṣordum ṭabībe didi kim
Cān u dil derdine dermān umma dermānsuzdur ol
Her ne dil kim menzil-i ‘ışḳ olmaya olur ḫarāb
‘Āḳıbet vīrān olur şol yir ki sulṭānsuzdur ol
Hecr ile eyler güẕer ‘ömri ḳapuñda Ca‘ferüñ
Bülbül-i ḳudsī iken hayfā gülistānsuzdur ol

Günümüz Türkçesiyle

1. Onun sözüne aldanmayın, o ahdi, sözleşmesi olmayan biridir; verdiği söze durmaz, ne imansızdır o.

2. Onda sevgiden ve vefadan zerre kadar eser yoktur; cilve, naz ve cefa istersen, ölçüsüzdür o.

3. Hekime gönül derdine bir deva sordum; dedi ki: "Can ve gönül derdine derman umma, o dermansızdır."

4. Aşkın konağı olmayan her gönül harap olur; sultanı olmayan yer sonunda viran olur.

5. Ca'fer'in ömrü senin kapında ayrılıkla geçiyor; yazık, kutsal bir bülbül iken gül bahçesizdir o.

Edebî ve Tarihî Yorum

"-suz" Ekiyle Kurulan Redif

Her beyit bir yokluğu sayar ve bunu redif söyler: "-suzdur ol", yani "o ...sızdır". Türkçe yokluk eki her beyitte bir başka kelimeye eklenir: peymānsuz (sözleşmesiz), īmānsuz (imansız), oransuz (ölçüsüz), dermānsuz (dermansız), sulṭānsuz (sultansız), gülistānsuz (gül bahçesiz). Kelimelerin çoğu Farsça ya da Arapçadır; ikinci beyitteki "oran" ise Türkçedir ve ölçü, miktar demektir. Kafiyedeki "-ān" sesi bu eksiklikleri birbirine bağlar.

Matla bir uyarıdır. Sevgilinin sözüne aldanılmamalıdır; o verdiği sözü tutmaz. "Īmānsuz" kelimesi burada hem imansız, hem de güvenilmez, sözüne inanılmaz anlamında kullanılır; aynı mısradaki "iḳrār" (ikrar) ile birlikte bir dinî söyleyişi, bir sevgilinin vefasızlığına uygular. İkinci beyitte sevgilide vefadan eser yoktur, ama naz ve cefa istenirse onlar ölçüsüzdür.

Sultansız Yer

Dördüncü beyit siyaset dilinden bir hükümle kurulur: sultanı olmayan yer sonunda viran olur. Bir ülkenin başsız kalınca harap olacağı fikri, Osmanlı devlet adamları arasında bilinen bir düşünceydi; devlet hizmetinde bulunan Câfer Çelebi bu hükmü gönle uygular. Aşkın konağı olmayan gönül, sultanı olmayan bir şehir gibi harap olur; gönlün sultanı aşktır.

Üçüncü beyit bir hekim sahnesidir. Âşık hekime gönül derdine çare sorar; hekimin cevabı, derdin "dermānsuz", yani çaresiz olduğudur. Kelime aynı zamanda "dermansız, güçsüz" anlamına da gelir. Mahlas beyti âşığı kutsal âlemin bülbülüne benzetir; ama bu bülbül gül bahçesinden yoksundur, ömrü sevgilinin kapısında ayrılıkla geçer. Tez bu gazelin nüshaları arasında bir fark kaydetmez; Nazmî'nin mecmuasında da gazel görülmez.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar