Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün

Bahār irişdi bir ḳaç gün çemenden yaña gel ey gül
Belādan şehr emīn olsun fiġāna başlasun bülbül
Yüzüñ görmişken ölmekdür murādum düşmedin hecre
Ḳıya baḳsun güzel gözler kemendin ṣalsun ol kākül
Niçe miskīni ḫāk itmiş hevā-yı zülf-i müşkīnüñ
Ṣaçın çözmüş ḳara geymiş ṭutar mātemlerin sünbül
Lebüñden ḳızmayup bezme ne yüz ile gelürlerdi
Delüḳanlu degülmişse ḳadeḥ ḫām olmasaydı mül
Pür olsa lāle-ruḫlardan cihān başdan başa Ca‘fer
Anuñ ġayrına baḳmazam yiter çün ‘ārife bir gül

Günümüz Türkçesiyle

1. Bahar geldi; birkaç gün çimene doğru gel ey gül. Şehir beladan emin olsun, bülbül feryada başlasın.

2. Ayrılığa düşmeden, yüzünü görmüşken ölmektir muradım; güzel gözler kıya baksın, o kâkül kemendini salsın.

3. Misk kokulu zülfünün sevdası nice zavallıyı toprak etmiş; sümbül saçını çözmüş, kara giymiş, onların yasını tutar.

4. Şarap delikanlı olmasaydı, kadeh de ham olmasaydı, dudağından utanıp kızarmadan meclise ne yüzle gelirlerdi?

5. Ey Ca'fer, cihan baştan başa lâle yanaklılarla dolsa, ondan başkasına bakmam; çünkü arife bir gül yeter.

Edebî ve Tarihî Yorum

Arife Bir Gül Yeter

Mahlas beyti bilinen bir sözü değiştirerek kullanır. "Arife bir işaret yeter", anlayan kişiye uzun açıklama gerekmediğini söyleyen bir atasözüdür. Câfer Çelebi işaretin yerine gülü koyar: "yiter çün ‘ārife bir gül". Dünya baştan başa lâle yanaklı güzellerle dolsa bile âşık başkasına bakmaz, çünkü anlayan kişiye bir gül, yani tek bir sevgili yeter. Lâle ile gül arasındaki seçim, çokluk ile teklik arasındaki bir seçime dönüşür.

Gazelin dili konuşma Türkçesine çok yakındır. İkinci beyitteki "ḳıya baḳsun güzel gözler" söyleyişinde "ḳıya baḳmak", yan gözle, süzerek bakmak demektir. Dördüncü beyitteki "delüḳanlu" kelimesi de bugünkü "delikanlı"dır: Câfer Çelebi bu kelimeyi şaraba yakıştırır. Kafiye "-ül" üstüne kurulmuştur: gül, bülbül, kākül, sünbül, mül, gül.

Delikanlı Şarap ve Yaslı Sümbül

Dördüncü beyit şarap ile kadehi iki genç gibi düşünür. Şarap "delüḳanlu"dur, yani hem kanı kaynayan bir genç hem de kırmızı renkli bir içkidir; kadeh ise "ḫām", yani hem toy, görgüsüz hem de pişmemiş kil gibi işlenmemiştir. Bu ikisi toy ve delişmen olmasalardı sevgilinin dudağından utanıp kızarırlar, meclise gelmeye yüz bulamazlardı. Şarabın kırmızısı burada utanmazlığın değil, utanmanın rengi gibi okunur.

Üçüncü beyit yas geleneğinden bir görüntüdür. Ölünün ardından saç çözmek ve kara giymek eski yas âdetlerindendir; sümbül de kıvrık ve koyu renkli yapraklarıyla saçını çözmüş, kara giymiş bir yaslıya benzer. Sevgilinin zülfünün sevdası nice âşığı toprak etmiştir, sümbül de onların yasını tutar. KTB baskısında son beytin ilk mısraında "cihān" kelimesi "cihşn" diye dizilmiştir; metinde Erünsal'ın tezindeki okuyuşla düzeltilmiştir. Nüsha farklarına gelince, Paris nüshası ikinci beyitte "hecre" yerine "firḳat", son beyitte "‘ārife" yerine "‘āşıḳa" okur; Hâlet Efendi ve Ayasofya nüshalarında "baḳmazam" yerine "baḳmazuz" vardır. Nazmî'nin mecmuasında bu bahar gazeli yoktur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar