Özgün Metin
Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
Ebr-veş eylemeyince beni giryān-şekil
Açılup gül gibi yār olmadı ḫandān-şekil
Ol büt-i ġonca-dehānuñ lebini dişlemege
Jāleler kendüzini eyledi dendān-şekil
Bāġ-ı ḥüsn içre ṭutar zülfi ‘aṣā ḳıldı meger
Yine ṭāvūsı Ḫüdā cennete derbān-şekil
Müşk-i terle yazuben ḥüsni berātını ḫaṭı
Düşmiş üstinde ḳaşı ṣūreti ‘ünvān-şekil
Şimdi yanmış degülem āteş-i derd ü ġam ile
Dāġdār-ı ezelem lāle-i nu‘mān-şekil
Kāse-i dīdede ṣaçları ḫayāli görinür
Ṣuya ḳonmış ṣanemā deste-i reyḥān-şekil
Zülfi altındaġı reyḥān ḫaṭı dil bāġıdur
Ki idüp Ca‘feri lāl eyledi ḥayrān-şekil
Günümüz Türkçesiyle
1. Sevgili beni bulut gibi ağlar hale getirmedikçe gül gibi açılıp gülen biçime girmedi.
2. O gonca ağızlı putun dudağını ısırmak için çiy taneleri kendilerini diş biçimine soktu.
3. Meğer Allah güzellik bahçesinde zülfünü bir değnek gibi tutan tavusu yine cennete kapıcı biçiminde koymuş.
4. Ayva tüyü güzelliğin beratını taze miskle yazmış; kaşı da onun üstüne başlık biçiminde düşmüş.
5. Ben şimdi dert ve gam ateşiyle yanmış değilim; ezelden dağlıyım, gelincik lâlesi gibi.
6. Ey put güzeli, göz tasında saçlarının hayali, suya konmuş bir demet reyhan gibi görünür.
7. Zülfünün altındaki reyhan gibi ayva tüyü gönül bağıdır; Ca'fer'i hayran biçiminde dilsiz etti.
Edebî ve Tarihî Yorum
"Şekil" Redifi
Redifteki "şekil" ("biçiminde, gibi") gazelin yaptığı işi de adlandırır. Her beyit bir şeyi başka bir şeyin biçimine sokar: âşık ağlayan bulut biçimine, sevgili gülen gül biçimine, çiy tanesi diş biçimine, tavus kapıcı biçimine, kaş başlık biçimine girer. Kafiyede "-ān" döner: giryān, ḫandān, dendān, derbān, ‘ünvān, nu‘mān, reyḥān, ḥayrān. Matla bahar yağmuru ile gülün açılması arasındaki bağı kullanır: bulut ağlamadan gül gülmez; sevgili de âşığı ağlatmadan açılıp gülmemiştir.
İkinci beyit 77. gazelin matlaındaki imgeyi yeniden kullanır: çiy taneleri goncanın dişleri olmuş, sevgilinin dudağını ısırmak isterler. Dördüncü beyit ise 100. gazeldeki divan diline döner: ayva tüyü taze miskle güzelliğin beratını yazmıştır, kaş da bu beratın üstüne "‘ünvān", yani başlık biçiminde düşmüştür. Ferman ve beratların başına konan başlık ve tuğra, kemerli kaşın biçimine uyar.
Kapıcı Tavus
Üçüncü beyit bir peygamber kıssasına dayanıyor görünür. Kıssalarda tavus, şeytanın cennete girmesine yardım ettiği için Âdem ile birlikte cennetten çıkarılanlar arasında anılır. Beyitte Allah, tavusu "yine", yani yeniden, cennete kapıcı yapmıştır: sevgilinin güzellik bahçesinde parlak renkli zülüf, elinde değnek tutan bir kapıcı gibi durur. Kapıdan kovulmuş kuşun yeniden kapıya konulması beytin nüktesidir.
Beşinci beyitte âşık, yarasının yeni olmadığını söyler. "Lāle-i nu‘mān", ortası kara lekeli kırmızı gelinciktir; o leke bir dağa benzer ve gelincik bu dağla doğar. Âşık da dağını şimdi almamıştır, ezelden dağlıdır. Altıncı beyitte âşığın yaşla dolu göz tası bir su kabıdır; sevgilinin saçlarının hayali, suya konmuş bir demet reyhana benzer. Nüshalardan Hâlet Efendi ikinci beyitte "Jāleler" yerine "Lāleler", dördüncü beyitte "ḥüsni" yerine "zülfi", Paris nüshası "Müşk-i terle" yerine "Misk-i terden" okur. Gazelin Nazmî'nin mecmuasında bir karşılığı yoktur.
Kaynakça
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 417-418, gazel no. 122. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 122 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar






