Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Āteş-i ġam ger beni yaḳup ser-ā-ser ide kül
Ḫāk-i pāyuñdan senüñ ayrılmayam ey şāḫ-ı gül
Muntaẓırdur göz ḳulaġ urup saña ṣaḥrāda bāġ
Bāġ içinde açılan yir yir gül-i nesrīn degül
Gel bahār-ı ḥüsnüñ eyyāmında dilden dīdeye
Yazın olmalı degüldür ġāyet alçaḳdur göñül
Ṣaḳlaram sīnemde mihrüñ āteşin söndürmezem
Āteş-i sūzān-ı ḳahruñdan yanup olsam da kül
Ca‘ferüñ baḫtı güli gülsün açılsun dir iseñ
Ṣubḥ-veş bir mihr yüzin gösterüp yüzine gül
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey gül dalı, gam ateşi beni yakıp baştan başa kül etse de senin ayağının toprağından ayrılmam.
2. Kırdaki bahçe göz kulak kesilip seni bekliyor; bahçenin içinde yer yer açanlar yaban gülü değil, onun gözleri ve kulaklarıdır.
3. Güzelliğinin bahar günlerinde gel, gönülden göze çık; yazın gönülde kalmak olmaz, gönül pek alçak bir yerdir.
4. Kahrının yakıcı ateşiyle yanıp kül olsam da sevginin ateşini göğsümde saklarım, söndürmem.
5. Ca'fer'in baht gülü gülsün, açılsın dersen sabah gibi bir güneş yüzü göster ve ona gül.
Edebî ve Tarihî Yorum
Gönülden Göze Göç
Üçüncü beyit Anadolu'da yaygın olan yaylaya göç âdetine dayanır. Sıcak mevsimde halk, alçak ve bunaltıcı ovalardan serin yaylalara çıkardı. Âşık sevgiliye, güzelliğinin baharında gönülden göze göçmesini söyler: gönül "ġāyet alçaḳ", yani pek alçak bir yerdir ve yaz orada geçirilmez; göz ise daha yüksektedir. Sevgilinin hayali bütün yıl âşığın gönlünde oturur, ama bahar ve yaz gelince âşığın gözüne, yani görüşüne yerleşmesi istenir. Gündelik bir göç düzeni, hayal ile görüş arasındaki bir geçişe dönüşür.
Kafiyedeki "-ül" sesi iki Türkçe kelimeyi de içine alır: kül, gül, degül, göñül, kül, gül. "Kül" kelimesi matlada ve dördüncü beyitte tekrarlanır: âşık gam ateşinde kül olsa bile sevgilinin ayağının toprağından ayrılmaz, kahır ateşinde kül olsa bile sevgi ateşini söndürmez.
Göz Kulak Kesilen Bahçe
İkinci beyit "göz kulak olmak" deyimini somut bir görüntüye çevirir. Kırdaki bahçe sevgiliyi beklemektedir; içinde açan çiçekler yaban gülü değil, bahçenin bekleyen gözleri ve kulaklarıdır. Açık çiçeklerin biçimi göze ve kulağa benzetilir. Mahlas beyti "gül" kelimesinin iki anlamıyla kapanır: âşık baht gülünün "gülmesini", yani açılmasını ister; bunun için sevgili sabah gibi güneş yüzünü gösterip ona "gülmeli"dir. Matlada "şāḫ-ı gül" diye seslenilen sevgili, son kelimede bir gülümseme olarak geri gelir.
İkinci beyitte nüshalar birkaç yerde ayrılır: Ayasofya nüshası "urup" yerine "açup", Paris nüshası "gül-i nesrīn" yerine "gül ü nergis", Hâlet Efendi ve Ayasofya nüshaları "gül ü nesrīn" okur. Paris, Hâlet Efendi ve Ayasofya nüshaları üçüncü beyitte "degüldür ġāyet" yerine "degül ġāyetde", dördüncü beyitte "mihrüñ" yerine "‘ışḳuñ" okur. Nazmî'de bu gazel yoktur.
Kaynakça
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 416, gazel no. 120. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 120 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar






