Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Ṣanmañuz kim terk-i cān itmek baña āsān degül
Hīç anuñçün ġam yiyem mi cān durur cānān degül
Ḳatı düşvār oldı ḥālüm bilmezem kim n’eyleyem
Görmemek müşkil seni görmek daḫi āsān degül
Sūz-ı dilden ṣu olan şol ḳanlu peykānlar durur
Bu dökilenler gözümden ḳaṭre ḳaṭre ḳan degül
Zāhidā ḳorḳutma sen nār-ı cehennemle beni
Hey cehennemden ne ġam çün āteş-i hicrān degül
N’eyler aġzında meh-i nevden taḥayyür barmaġı
Ca‘ferā ḥüsnine yāruñ ger felek ḥayrān degül
Günümüz Türkçesiyle
1. Candan vazgeçmenin bana kolay olmadığını sanmayın; hiç onun için gam yer miyim? O can, canan değil.
2. Halim pek zorlaştı, ne yapacağımı bilmiyorum; seni görmemek güç, görmek de kolay değil.
3. Gözümden damla damla dökülenler kan değil; gönlün yanışından suya dönmüş o kanlı temrenlerdir.
4. Ey zahit, beni cehennem ateşiyle korkutma; cehennemden ne gam, o ayrılık ateşi değil ya.
5. Ey Ca'fer, felek sevgilinin güzelliğine hayran değilse yeni ayı ağzında şaşkınlık parmağı gibi ne diye tutuyor?
Edebî ve Tarihî Yorum
Görmemek Güç, Görmek de Kolay Değil
İkinci beyit, âşığın içinden çıkamadığı durumu iki kısa yargıyla söyler: sevgiliyi görmemek güçtür, görmek de kolay değildir. Görmemek ayrılığın acısını, görmek ise yakınlığın yakıcılığını getirir. Mısra süssüz bir konuşma cümlesidir ve iki karşıt fiil yan yana durur. Redif "degül"; kafiyeyi "-ān" taşır: āsān, cānān, āsān, ḳan, hicrān, ḥayrān. "Āsān" kelimesi matlada ve ikinci beyitte iki kez kafiye olur.
Matla "cān" ile "cānān" arasındaki ses yakınlığından bir hüküm çıkarır. Candan vazgeçmek âşığa zor gelmez; çünkü giden can, canan değildir. Âşık için asıl kayıp sevgiliyi yitirmektir; kendi canı onun yanında önemsizdir.
Ağızdaki Parmak
Mahlas beyti bir şaşkınlık hareketini göğe taşır. Şaşıran kişinin parmağını ağzına götürmesi, "parmak ısırmak", bilinen bir hayret işaretidir. Gökte görünen ince yeni ay, feleğin ağzına götürdüğü bir parmağa benzetilir; beyit, felek sevgilinin güzelliğine hayran kalmasaydı ağzında bu "taḥayyür barmaġı"nın, şaşkınlık parmağının ne aradığını sorar. Dördüncü beyit zahide karşı bir cevaptır: cehennem âşığı korkutmaz, çünkü ayrılık ateşini tatmış biri için cehennem ateşi küçüktür.
Üçüncü beyitte KTB baskısı "Sūz-ı dilden ṣu olan ḳanlu peykānlar durur" diye basmıştır; bu biçimde mısra vezinden çıkar. Erünsal'ın tezinde "ṣu olan şol ḳanlu" vardır ve metin bu okuyuşla tamamlanmıştır. Tezde bu gazel yalnız Hâlet Efendi ve Ayasofya nüshalarına dayanır. Nazmî gazeli, Ahmed Paşa'nın "Sebzede sünbül mi var bu zülfe ser-gerdân degül" matlalı gazeline bağlanan uzun bir dizinin içinde verir; Mahmûd Paşa ve Nizâmî'den sonra gelir, ardından Zâtî, Muhibbî, Celîlî, Kıvâmî, Müftî-zâde, Gedâyî ve Nazmî yer alır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 418-419, gazel no. 125. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
Akademik çalışmalar
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 125 (3. beytin ilk mısraı; nüsha bilgisi). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Resmî kaynaklar
- M. Fatih Köksal (hzl.), Edirneli Nazmî, Mecma‘u'n-Nezâ'ir, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 959-962, şiir no. 2858-2869 (Câfer Çelebi'nin naziresi no. 2861). https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195954/mecmaun-nezair-edirneli-nazmi.html
Çevrimiçi kaynaklar






