Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Dest-būse nice kim sa‘y idirem irmez elüm
Dōstum bari icāzet vir ayaġuñ öpelüm
Oldı ‘ālemde ḥarīfüm ġam u endūh u belā
Ḳafes ü bülbül ü zāġ oldı hemānā mes̱elüm
Ḫaṭ getürmiş beni öldürmege ḫaddüñ ṣanemā
Āh kim saña elüm irmedin irdi ecelüm
‘Işḳuñ ey ḥūr beni eyledi kūyuñda muḳīm
‘Āḳıbet cennete iletdi bu gökçek ‘amelüm
Zülfi ḳaṭ‘ olalı dil ḳaddi hevāsında yiler
İrdi ‘ömr āḫire eksilmedi ṭūl-ı emelüm
Mest olupdur niçe ḳan itse gerek ḫūnī gözüñ
Aña merdümlik idüp hey dimez iseñ güzelüm
Ca‘ferem şem‘ gibi sözlerümüñ sūzından
Dili odlara yanar her kim oḳursa ġazelüm

Günümüz Türkçesiyle

1. El öpmeye ne kadar çabalasam elim yetişmiyor; dostum, bari izin ver de ayağını öpelim.

2. Dünyada arkadaşım gam, keder ve bela oldu; sanki kafes, bülbül ve karga meselim oldu.

3. Ey put güzeli, yanağın beni öldürmek için ayva tüyünden bir hüküm getirmiş; ah ki elim sana yetişmeden ecelim yetişti.

4. Ey huri, aşkın beni mahallende yerleşik kıldı; bu güzel amelim sonunda beni cennete ulaştırdı.

5. Zülfü kesileli gönül onun boyunun hevesiyle koşuyor; ömür sona erdi, uzun emelim eksilmedi.

6. Kanlı gözün sarhoş olmuş, nice kan dökse gerek; güzelim, ona insanlık edip "hey" demezsen.

7. Ben Ca'fer'im; mum gibiyim, sözlerimin yanışından gazelimi kim okursa dili ateşlere yanar.

Edebî ve Tarihî Yorum

El Öpmek, Ayak Öpmek

Matla bir saray töreninin diliyle açılır. "Dest-būse", el öpme, bir büyüğün huzuruna kabul edilip elini öpmektir. Âşık bu şerefe erişemez; elini uzatsa da sevgilinin eline yetişemez. Bu yüzden daha alçakgönüllü bir izin ister: bari ayağını öpsün. El öpmekten ayak öpmeye inmek, âşığın sevgilinin önündeki derecesini gösterir. "Dostum" hitabı ve "öpelüm" fiilinin samimi tonu ise töreni gündelik bir konuşmaya yaklaştırır. Kafiyede "-el" sesi tekrar eder: elüm, öpelüm, meselüm, ecelüm, ‘amelüm, emelüm, güzelüm, ġazelüm.

Üçüncü beyitte "ḫaṭ getürmek" iki anlamlıdır: yanakta ayva tüyü çıkması ve bir yazılı hüküm getirmek. Yanak, âşığı öldürmek için yazılı bir emir getirmiş gibidir; âşığın eli sevgiliye yetişmeden eceli ona yetişmiştir. "El yetişmek" ile "ecel yetişmek" aynı fiille karşı karşıya konur.

Kafes, Bülbül ve Karga

İkinci beyit bir mesele, yani örnek hikâyeye dayanır: bülbül ile karganın aynı kafese konması. Güzel sesli bülbülün kaba bir kargayla aynı kafeste yaşamak zorunda kalması, ince bir kişinin uygunsuz bir arkadaşlığa mahkûm olmasının örneğidir. Âşığın dünyadaki arkadaşları da gam, keder ve beladır; o, kargayla kafese kapatılmış bir bülbüldür. Beşinci beyit kısalık ile uzunluğu karşılaştırır: sevgilinin zülfü kesilmiştir, ama âşığın "ṭūl-ı emel"i, uzun emeli, ömrü bitse de kısalmamıştır.

Altıncı beyitte "merdümlik" kelimesi hem insanlık hem de göz bebeği (merdüm) ile ilgisi içinde okunur; sevgili kanlı gözüne insanlık edip "hey" demeli, onu durdurmalıdır. Mahlas beyti şairin sözünün gücünü över: Ca'fer mum gibidir, sözleri öyle yakar ki gazelini okuyanın dili ateşe tutulur. Nazmî'nin mecmuasında gazel, Necâtî'nin "Fikr-i sevdâ-yı ser-i zülfüñ ucından güzelüm / Kıssa-i Leyli vü Mecnûn'a dönüpdür meselüm" matlalı gazeline yazılmış ilk nazire olarak yer alır; ardından Muhibbî, Atâ, Revânî, Zâtî, Hevesî, Sabûhî, Niyâzî, Sürûrî-i Müderris, Hilâlî-i Kazzâz ve Nazmî gelir. Necâtî'nin matlaındaki "meselüm" kafiyesi Câfer Çelebi'nin ikinci beytinde de vardır. Nazmî ve Erünsal'ın tezi matlada "idirem" yerine "iderem" okur.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 128. https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182

Resmî kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar