Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Sırr-ı ‘ışḳı ṭuymaḳ isterseñ göñül üstāda gel
Ḫüsrev ü Şīrīn oḳursañ ḫidmet-i Ferhāda gel
Mevsim-i gül irdi ey dil cūşa gel bülbül gibi
Ḫvāb-ı ġafletden uyanup nāle vü feryāda gel
Dest-i ‘āşıḳdan şarāb-ı ‘ışḳı nūş it zāhidā
Var riyā vü zerḳi terk it mürşid-i irşāda gel
‘Asker-i ġam ḳılmasun cān mülkini şāhum ḫarāb
Ḳıl ḳadem rence göñül taḫtını ‘adl ü dāda gel
Ca‘ferā sen yār işigine düşüp yaṣdanıgör
Raḥm idüp şāyed diye kim derdmend üftāda gel

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gönül, aşkın sırrını duymak istersen ustaya gel; Hüsrev ile Şirin'i okursan Ferhat'ın hizmetine gel.

2. Ey gönül, gül mevsimi geldi, bülbül gibi coş; gaflet uykusundan uyanıp inleyişe ve feryada gel.

3. Ey zahit, aşk şarabını âşığın elinden iç; git, riyayı ve hileyi bırak, doğru yolu gösteren mürşide gel.

4. Padişahım, gam askeri can mülkünü harap etmesin; zahmet edip gönül tahtına, adalete ve hakka gel.

5. Ey Ca'fer, sen sevgilinin eşiğine düşüp onu yastık edin; belki acıyıp "Gel, dertli düşkün, gel" der.

Edebî ve Tarihî Yorum

"Gel" Redifiyle Davetler

Her beyit birine yapılmış bir davettir ve redif de "gel"dir: gönül ustaya ve Ferhat'ın hizmetine, bülbül gibi feryada; zahit mürşide; padişah gönül tahtına çağrılır; mahlas beytinde ise âşık, sevgilinin kendisine "gel" demesini umar. Kafiye "-āda" ile kurulur: üstāda, Ferhāda, feryāda, irşāda, dāda, üftāda. Davet eden ses, son beyitte davet edilmeyi bekleyen bir sese dönüşür.

Matla bir edebiyat okuması önerir. Hüsrev ile Şirin hikâyesini okuyan kişi, aşkın sırrını hükümdar Hüsrev'den değil, Şirin için dağı delen Ferhat'tan öğrenmelidir. Hikâyenin asıl âşığı, tahtın sahibi değil, emeğini veren yoksul Ferhat'tır; âşık da onun hizmetine girmeye çağrılır.

Gönül Tahtına Adalet

Dördüncü beyit bir hükümdara yazılmış bir dilekçe gibidir. Gamın askeri can ülkesine girmiş, onu yağmalamaktadır; âşık padişahından, yani sevgiliden, zahmet edip gönül tahtına oturmasını ve "‘adl ü dād", yani adalet ve hak dağıtmasını ister. Ülkenin yağmadan ancak meşru hükümdarın gelişiyle kurtulacağı fikri, devlet hizmetinde bulunan bir şairin diline yakındır. Üçüncü beyitte zahit, riya ve hileyi bırakıp asıl doğru yolu gösteren mürşide, yani âşığın elinden sunulan aşk şarabına çağrılır.

Mahlas beytindeki "yaṣdanıgör" eski Türkçe bir emir biçimidir: "yastık edin, başını dayayıver". Âşık sevgilinin eşiğine düşüp onu yastık edinmeli ki sevgili belki acıyıp ona "dertli düşkün, gel" desin. Erünsal'ın tezinde belirtildiğine göre gazel divanın temel nüshalarında yoktur; İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi T.Y. 752 (55b) ve Süleymaniye Kütüphanesi Fatih 4078 (28a) numaralı mecmualarda yer alır. Nazmî'nin mecmuasında da bulunmaz.

Kaynakça

  • İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 419-420, gazel no. 126. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
  • İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 126 (kaynak mecmualar: İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi T.Y. 752, 55b; Süleymaniye Kütüphanesi Fatih 4078, 28a). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182

Çevrimiçi kaynaklar