Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Söylemek ḳaṣd itdügümce yāra derd ü ḥasretüm
Aġlamak ṭutar beni güftāra ḳalmaz ḳudretüm
Görmedüm ol māhı çoḳ baḳdum aşaġa yuḳaru
Yirde gökde yılduzum yoḳdur gidüpdür devletüm
Ben nice sen şem‘-i tābāna revān cān virmeyem
Yoḳ mıdur ‘ālemde bir pervāne deñlü ġayretüm
Ḳapuña iltüp götürdi ben ġubārı ḫākdan
Var durur yirden göge bād-ı ṣabāya minnetüm
Rişte-i cāna ṭolaşup ḳaldı ‘ışḳuñ sīnede
Ṣayd-ı ‘anḳā itdi dām-ı peşşe ile himmetüm
Ḳomazam ey cān elümden tā ölünce dāmenüñ
Cevrüñi çeksem gerekdür ṭaḳ olunca ṭāḳatüm
Rūz-ı maḥşerde diyem Mecnūna Ca‘fer ḥālümi
Kim dilümi ol bilür ancaḳ ol añlar ḥāletüm

Günümüz Türkçesiyle

1. Derdimi ve hasretimi sevgiliye söylemeye niyetlendikçe beni ağlamak tutar, söz söylemeye gücüm kalmaz.

2. Aşağı yukarı çok baktım, o ayı göremedim; yerde de gökte de yıldızım yok, devletim gitmiş.

3. Sen parlak muma ben nasıl hemen can vermeyeyim? Dünyada bir pervane kadar gayretim yok mu?

4. Saba rüzgârı ben toz zerresini topraktan alıp kapına götürdü; ona yerden göğe minnettarım.

5. Aşkın göğüste can ipine dolaşıp kaldı; himmetim sivrisinek ağıyla Anka kuşunu avladı.

6. Ey can, ölünceye dek eteğini elimden bırakmam; gücüm tükeninceye kadar cefanı çekmem gerek.

7. Ey Ca'fer, mahşer gününde halimi Mecnun'a anlatayım; çünkü dilimi o bilir, halimi ancak o anlar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Yerden Göğe Minnet

Dördüncü beyit bir deyimi kelimesi kelimesine işletir. "Yerden göğe kadar minnettar olmak", birine sonsuz teşekkür borçlu olmak demektir. Âşık topraktaki bir toz zerresidir; saba rüzgârı onu yerden kaldırıp sevgilinin kapısına götürmüştür. Toz gerçekten yerden göğe kalkmıştır; âşığın rüzgâra minneti de bu yüzden "yerden göğe"dir. İkinci beyitte de bir deyim vardır: âşığın "yerde gökde yılduzı yoḳ", yani hiçbir yerde talihi yoktur. Âşık sevgiliyi görmek için aşağı yukarı bakmış, ama ne yerde ne gökte bir ay ya da yıldız bulabilmiştir.

Kafiye "-et/-at" sesinde, redif de "-um" iyelik ekindedir: ḥasretüm, ḳudretüm, devletüm, ġayretüm, minnetüm, himmetüm, ṭāḳatüm, ḥāletüm. Matla, derdini anlatmaya niyetlenen ama ağlamaktan konuşamayan bir âşığın sade bir tasviridir.

Sivrisinek Ağıyla Anka

Beşinci beyit imkânsız bir avı anlatır. Anka, efsanevi ve görülmemiş bir kuştur; "peşşe" ise sivrisinektir. Sivrisinek tutacak kadar ince bir ağla Anka avlamak, gücün yetmediği bir işe girişmektir. Âşığın himmeti, yani yüksek isteği, bu imkânsız işi denemiştir: aşk onun göğsünde can ipine dolaşıp kalmıştır. Hâlet Efendi nüshası bu mısraı soru biçiminde okur: "ide mi dām-ı peşe-yle", yani sivrisinek ağıyla Anka avlanır mı?

Altıncı beyitte "ṭaḳ" ile "ṭāḳat" yan yana gelir: âşık gücü tükeninceye kadar sevgilinin cefasını çekecektir. Nazmî'nin mecmuasında gazel, Atâyî'nin bir gazeliyle açılan halkadadır; Câfer Çelebi'den hemen önce gelen Ahmed Paşa'nın matlaı da "Tâk-ı ebrûsını tak oldı görelden tâkatüm" diye aynı kelime oyununu kullanır. Câfer Çelebi'den sonra Muhibbî (iki gazelle), Kâdirî, İshak Çelebi, İbrâhîm Paşa, Zâtî, Basîrî ve Gedâyî gelir. Mahlas beytinde âşık mahşer gününde halini Mecnun'a anlatmak ister, çünkü onun dilini yalnız Mecnun anlar. Nüsha farklarından Paris nüshası matlada "ḳudretüm" yerine "ṭāḳatüm", Paris ve Ayasofya nüshaları üçüncü beyitte "nice" yerine "niçün", Hâlet Efendi nüshası ikinci beyitte "gidüpdür" yerine "düşüpdür" okur.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 136 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182

Resmî kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar