Taşlıcalı Yahya Bey, Arnavut asıllı Dukakin ailesinden gelen, devşirilerek yeniçeri ocağında yetişmiş ve kılıcı ile kalemi bir arada taşıyan on altıncı yüzyılın büyük asker şairlerindendir. Divanı ve beş mesneviden oluşan hamsesiyle tanınır; 990 (1582) civarında doksanı aşkın yaşta ölmüştür. Amasya ile bağı, 1541'den 1553'e kadar Amasya sancakbeyi olan Şehzade Mustafa için yazdığı mersiyeden gelir. Ordunun içinde elden ele dolaşan bu yedi bentlik terkib-i bend, şehzadenin ardından yazılan on dokuz mersiyenin en ünlüsüdür ve şairin hayatının seyrini de değiştirmiştir.
Yahya'nın Amasya'da bulunduğu ya da Şehzade Mustafa'nın Amasya'daki meclisine girdiği bilinmemektedir. Recep Hasar, şairin Şehzade Mehmed için mersiye yazmış olmasına karşın Mustafa'ya hiç kaside sunmadığını belirtir. Mersiye bu yüzden bir intisap ilişkisinden çok, şehzadenin öldürülmesine tanık olan ordunun yasının sesi olarak okunur; bu yorum bize aittir.
Hayatı
TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesine göre Yahya, Arnavut asıllı Dukakin ailesindendir; ailesine nisbetle Dukakinzâde, geldiği yerin taşlık bir bölge olmasından dolayı da Taşlıcalı diye anılır. Gelibolulu Âlî, onun Gülşen-i Envâr'da kendisini "Arnavuduñ hâsları yegleri / Nesl-i kadîmüñ Dukakin begleri" diye anlattığını aktarır. Kuzey Arnavutluk'tan devşirilip İstanbul'a getirildi, Acemi Oğlanları Ocağı'nda eğitilerek yayabaşı ve ardından sipahi oldu. Yeniçeri ocağındayken öğrenme hevesi ve yeteneğiyle ocağın kâtibi Şehâbeddin Bey'in dikkatini çekti; Âşık Çelebi'nin ifadesiyle "talimhaneyi muallimhane bilerek" Kemalpaşazâde ve Fenârîzâde Muhyiddin Çelebi gibi âlim ve şairlerin meclislerinde bulundu. Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran ve Mısır seferlerine, Kanuni'nin Bağdat seferine katıldı; Bağdat seferinde Fuzûlî ile görüştü.
Şiirdeki şöhreti arttıysa da hemşerisi Hayâlî Bey'in eleştirileri yüzünden hak ettiği mevkii elde edemedi. Kanuni, Hayâlî Bey'e gösterdiği iltifatı ondan esirgeyince Yahya veziriazam Rüstem Paşa'nın himayesine girdi ve Âlî'nin sıraladığı gibi Bolayır imaretinin, Eyüp'teki Ebû Eyyûb-ı Ensârî vakıflarının ve İstanbul'daki Sultan Bayezid Camii'nin mütevelliliklerini yaptı. Şehzade Mustafa'nın ölümünden sonra yazdığı mersiye bu ikbal devrini sona erdirdi. Rüstem Paşa yeniden sadrazam olunca Yahya'yı mütevellilikten azletti ve Rumeli'de İzvornik sancağına bir zeametle gönderdi; zeametin miktarı Âşık Çelebi'ye göre yirmi yedi bin, Âlî'ye göre otuz bin akçedir. Yahya burada Yahyalı Akıncılar Ocağı'na katıldı ve bir daha İstanbul'a dönmedi. Son kasidesini Sigetvar seferi sırasında (1566) Kanuni'ye sunarak yaşının seksene ulaştığını belirtti ve padişahtan çocuklarını himaye etmesini istedi. Son yıllarında Gülşenî şeyhi Uryânî Mehmed Dede'ye intisap ederek tasavvufa yöneldi. Ölüm tarihi ve yeri hakkında kaynaklarda farklı kayıtlar bulunur; Âlî onun 983'e kadar yaşadığını ve seksenini aştığını, TDV İslâm Ansiklopedisi ise 990 (1582) yılında doksanı aşkın yaşta öldüğünün kabul edildiğini yazar. Mezarı İzvornik yakınlarındaki Lozniçe'dedir.
Şehzade Mustafa Mersiyesi
Yahya, Şehzade Mustafa Ekim 1553'te Konya Ereğlisi yakınlarındaki ordugâhta babasının otağında öldürüldüğünde ordudaydı. Mersiyenin yazılışını ve yayılışını en ayrıntılı anlatan kaynak Gelibolulu Mustafa Âlî'dir. Âlî, 982 (1574) yılında Yahya ile sohbet ettiklerini ve ona bu mersiyeyi neden yazıp korkusuzca yaydığını sorduğunu söyler. Yahya'nın cevabına göre şiiri açığa vurmak niyetiyle değil, mahlas koymadan, şairler arasında okunsun diye yazmış; o uyurken çadırına gelen bir dostu müsveddeyi bulup kopya etmiş, kısa sürede şiir ordunun her yanında okunur olmuştur. Âlî'ye göre Rüstem Paşa yeniden sadrazam olunca Yahya'yı çağırıp ağır biçimde azarlamış, padişahın nizam-ı âlem için oğlunu öldürdüğünü ve müftülerin de buna fetva verdiğini hatırlatmıştır. Yahya "öldürenlerle birlikte öldürdük, ağlayanlarla birlikte ağladık" diye cevap vermiş, bazı kişilere iftira ettiği suçlamasına da "aslı kusursuz olana garaz ehli iftira etti" demek istediğini söyleyerek karşılık vermiştir.
Mersiye "mefâ’ilün fe’ilâtün mefâ’ilün fe’ilün" vezniyle yazılmış yedi bentlik bir terkib-i benddir. Şiirde şehzadenin bir fitneye kurban gittiği, padişahın bir iki sahte mektuba inandığı açıkça söylenir; dördüncü bentteki "Vücûdına sitem-i Rüstem ile irdi ziyân" mısraında Şehnâme'nin kahramanı Rüstem'in adı, Âlî'nin de belirttiği gibi sadrazam Rüstem Paşa'yı gösterir. Âlî ayrıca Rüstem Paşa ölünce Yahya'nın onun için hiciv yollu bir mersiye yazdığını aktarır. Bayram Ali Kaya, Yahya'yı "sâhib-i seyf ü kalem" sıfatına layık asker şairlerden sayar ve Şehzade Mustafa mersiyesi gibi yazılması cesaret isteyen bir şiiri kaleme alacak kadar gözü pek olduğunu belirtir. Yahya'nın Şehzade Mustafa mersiyesinin tam metni, bent bent günümüz Türkçesiyle aktarımı ve ayrıntılı yorumu sitemizde Taşlıcalı Yahya'nın Şehzade Mustafa Mersiyesi yazısında yayımlanmıştır.
Eserleri ve Edebî Kişiliği
Yahya'nın divanının tenkitli neşrini Mehmed Çavuşoğlu hazırlamıştır (1977). Çavuşoğlu'nun tespitine göre şair divanını üç kez tertip etmiş; son tertip otuz dört kaside, çeşitli terkib-i bend ve terci-i bendler, musammatlar, iki şehrengiz, 515 gazel ve yirmi kıt'a içerir. Asıl önemi, İran örneklerine bağlı kalmadan yerli renklerle ve sade bir dille yazdığı mesnevilerle Türk edebiyatında hamse yazan şairlerin öncülerinden olmasıdır. Hamsesi Şâh u Gedâ, Gencîne-i Râz, Yûsuf u Zelîhâ, Kitâb-ı Usûl ve Gülşen-i Envâr'dan oluşur; bunlardan Şâh u Gedâ'nın konusu İstanbul'da geçer. Ayrıca Şehrengîz-i Edirne ve Şehrengîz-i İstanbul'u vardır. Kaya'ya göre kasidelerinde bir Osmanlı gazisinin coşkun heyecanı akıcı bir üslup ve gür bir sesle yer alır; seferlerde ve sınır boylarında her türlü insanla bir arada bulunmasının etkisiyle atasözü ve deyimlere yer veren, halk ağzına yakın bir dil kullanmış, şiir dilinin sadeleşmesine katkıda bulunmuştur. Şairin Şehzade Mustafa mersiyesi dışındaki şiirleri Amasya ile ilgili olmadığından bu çalışmanın kapsamı dışında bırakılmıştır. Öteki mersiyeler Şehzade Mustafa Mersiyeleri yazımızda, şehzadenin hayatı Şehzade Mustafa biyografisinde anlatılmıştır.
Kronoloji
960 (1553): Şehzade Mustafa'nın öldürülmesi üzerine mersiyesini yazdı; şiir orduda yayıldı.
962 (1555): Rüstem Paşa yeniden sadrazam oldu; Yahya bir süre sonra mütevellilikten azledilip İzvornik'e gönderildi.
974 (1566): Sigetvar seferinde Kanuni'ye son kasidesini sundu.
982 (1574): Gelibolulu Âlî ile mersiyenin yazılışı üzerine konuştu.
990 (1582): Kabul edilen ölüm tarihi; mezarı İzvornik yakınlarındaki Lozniçe'dedir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Gelibolulu Mustafa Âlî, Künhü'l-Ahbâr'ın Tezkire Kısmı, haz. Mustafa İsen, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı (e-kitap), s. 224-227, "Yahyâ Beg" maddesi.
- Âşık Çelebi, Meşâirü'ş-şuarâ, haz. Filiz Kılıç, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 287-288, "Yahyâ" maddesi.
- Mehmed Çavuşoğlu (haz.), Yahya Bey, Dîvân (Tenkitli Basım), İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, 1977 (TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki künyeyle). islamansiklopedisi.org.tr
Akademik çalışmalar
- Bayram Ali Kaya, "Taşlıcalı Yahyâ", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 40, İstanbul 2011, s. 156-157. https://islamansiklopedisi.org.tr/taslicali-yahya
- Recep Hasar, Türk Edebiyatı'nda Padişah ve Şehzade Mersiyeleri, Yüksek Lisans Tezi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018, s. 117-118, 478-482. https://hdl.handle.net/11352/2746

